Kur'an'ı Kerim'in Gönderiliş Amaçları - 50 -

Kur'a-ı Kerim de ADALET; İslam'ın temel ilkelerinden birisidir. Her şeyin yerli yerince olması, hakların gözetilmesi, kimseye zulmedilmemesi gibi bizleri dünyada da ahirette de yakından ilgilendiren bir kavramdır.
Tarihin her döneminde ve bütün medeniyetlerde insanlar, daha güvenli ve huzurlu olacağı ideal bir yaşam biçimini arzulamış ve bunun ancak adaletli bir yönetimle mümkün olacağını düşünmüşlerdir. Bu sistemin yönetim şeklinin ne olduğu ve nasıl uygulanacağı hususunda bir ittifak sağlanamayarak, herkes kendi inanç, mizaç ve kültürünün etkisi ile çeşitli yöntemler önerirlerken, İslam sosyal adaleti ile dünyaya ün salmıştır. Arzu edilen bu ideal yaşam biçimini gerçekleştirebilmek için de belli düzenlemeler getirilmiştir. Bu düzenlemeler, insanların haklarını koruduğu ve onlardan zararı giderdiği oranda adaletli kabul edilmiş ve toplum tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Kur'an ve Sünnette bahsedilen adalet konusu tarih boyunca canlılığını korumuş, hep güzel örnek olmuş ve adeta insanlara yol gösteren bir kutup yıldızı olmuştur. Cenabı Hak Kur'a-ı Kerim' de "Ey insanlar! Biz sizleri bir erkek ve bir kadından yarattık. Kabileler ve milletler haline koyduk ki bir birlerinizi kolayca tanıyasınız diye. (Soyunuzla sopunuzla birbirinize karşı övünesiniz diye değil) Allah katında en değerliniz, Allah'a karşı saygısı, korkusu ve O'nun yasaklarından kaçınıp emirlerine itaati en yüksek olanınızdır. Hiç şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilir, her şeyden haberdardır" (Hucurat 13) buyurduktan sonra, "Ey iman edenler! Kendinizin, ana-babanızın ve yakın akrabanızın aleyhinde bile olsa, Allah için doğru dürüst şahitlik yaparak, ADALETİ TİTİZLİKLE AYAKTA TUTAN KİMSELER OLUN! Hakkında şahitlik yaptığınız kimse zengin de olsa fakir de olsa böyle davranın. Çünkü Allah, ikisine de sizden daha yakındır, hallerini daha iyi bilir. Şu halde, sakın âdil davranmaktan yüz çevirip nefsin arzularına uymayın. Eğer dilinizi eğip büker, gerçeği olduğu gibi söylemekten çekinir veya büsbütün ondan yüz çevirirseniz, başınıza geleceği siz düşünün! Zira Allah, yaptığınız her şeyden hakkıyla haberdardır." (Nisa 135)
İslam da Adâlet, genellikle düzen, denge, eşitlik, gerçeğe uygun hükmetme, doğru yolu izleme, takvaya yönelme, dürüstlük, tarafsızlık gibi anlamlarda kullanılmıştır. "Ey insan! Yaratıp düzgün ve dengeli kılan, seni istediği şekilde birleştiren, ihsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir? (İnfitar 6-8) "Muhakkak ki biz insanı en mükemmel biçimde yarattık." (Tin 95) "Güneşe, kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi takip ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir" (Şems 1-10) "insan, daha önce hiçbir şey değilken bizim kendisini yarattığımızı hiç düşünmez mi?" Meryem 67) "Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın" Tarık 5) Görüldüğü üzere bunlar ve benzeri ayetlerde insanın neden, nasıl, niçin yaratıldığına dikkat çekilerek, insanın fizyolojik yapısındaki uyum, ahenk, estetik görünüm, adâlet kavramıyla ifade edilmekte ve insanların yaratılış amaçları doğrultusunda yaşamaları teşvik edilmektedir.
Adâlet; başkalarının gelişigüzel istek ve telkinlerinden etkilenmeyen, istikrarlı bir doğruluk ve ahlâk kanununa itaatle gerçekleşen, ruhî bir denge unsuru olarak, ahlâkî kemâl'e ulaşmaktır. İslâm ahlâkı içtimaî bünyede aşırılıklardan uzaklığı, dengeli, uyumlu ve adaletli bir hayat tarzını ön görmüştür. Kur'an da adâlet kavramından yoksun olan kişiler dilsiz, âciz ve hiçbir işe yaramayan kimselere benzetilerek, böyle kimselerin adâlet faziletini kazanmış, doğru yolu bulmuş olanlarla bir tutulamayacağı bildirilmiştir. İnsanın Allah nezdinde en üstün değer ölçüsü olan takva (Hucurat 13) erdemine nail olabilmesi için âdil olması gerektiği bildirilmiştir. Hiç şüphe yok ki Kur'an-ı Kerîm'e göre adâletin ölçüsü yahut da dayanağı hakkaniyettir. Hidayet yoluna ancak hak ve adalet sayesinde ulaşılabilir. Şüphesiz adâlet' in yolu hakka uymaktan geçer. Buhârî ve Müslim'in Ebû Hureyre'den rivayet ettikleri bir hadiste Peygamberimiz: Yedi sınıf insan vardır ki, Allah Teâlâ onları hiçbir gölgenin olmadığı o dehşetli mahşer gününde arşın gölgesinde gölgelendirecektir. 1. Adaletli yöneticiler. 2. Allah'a ibadetle büyüyen gençler. 3. Kalbi camilere bağlı kimseler. 4. Allah için birbirini seven, bu uğurda bir araya gelip bu sevgi ile ayrılanlar. 5. Mevki sahibi olan güzel bir kadın tarafından birlikte olmaya çağrıldığı halde, "Ben Allah'tan korkarım" cevabı ile karşılık veren kimseler. 6. Sağ elinin verdiği sadakayı sol eli göremeyecek şekilde gizli verenler. 7. Tenha yerlerde Allah'ı anarak gözleri yaşaran kimseler.
Kur'an-ı Kerîm'de hak ve adâletin mutlaklığı öylesine vurgulanmıştır ki bizzat Allah'ın (cc) ahirette hiçbir haksızlığa mahal verilmeyecek şekilde adâletle hükmedeceği ve onun bu vaadinin kesin (hak) olduğu belirtilmiştir. "Dünya da zulmeden bir insan, şayet yeryüzünde ne var ne yok bütünüyle kendisinin olsa, canını azaptan kurtarmak için hepsini kesinlikle feda eder. O gün azabı görünce korkudan dilleri tutulur ve içlerinden büyük bir pişmanlık duyarlar. O gün insanların arasında tam bir adâletle hükmedilir ve kimseye en küçük bir haksızlık da yapılmaz" "İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Şunu da unutmayın ki, Allah'ın verdiği söz elbette gerçektir; fakat insanların çoğu bunu bilmez" (Yunus 54-55)
Adalet; Ayet ve hadislerde de işaret edildiği üzere hikmet, şecaat ve iffet kavramlarının hayat bulması ile anlam kazanır. "Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah ve Resul'üne iman ederler, sonra imanlarında en küçük bir şüpheye düşmezler, malları ve canlarıyla da Allah yolunda mücahede ederler. İman, ibadet ve ikrarında özü, sözü bir olanlar işte bunlardır" (Hucurat 15)