Kur'an'ı Kerim'in Gönderiliş Amaçları - 52 -

Kur'an-ı Kerim'in önemle üzerinde durduğu konulardan biriside SORUMLULUK BİLİNCİDİR. (2) Allah (cc) biz insanları yaratılanların en donanımlısı, en güzeli ve akıllı bir varlık olarak yarattığını, sayısız nimetler verdiğini, ceza veya mükâfatın söz konusu olduğunu, sorumluluklarımızın bulunduğunu bildirerek, aklımızı ve irademizi rızasını kazanma yönünde kullanmamızı istemiştir.

Hayat anlamsız bir var oluş olmadığı gibi ölümde bir yok oluş değildir. Hayatımızı yaratılış amacımıza göre tanzim ederek, onun rızasını kazanabilme yolunda gayret sarf ederek kullanabilirsek işte o zaman hayatımız ve varlığımız taçlanmış ve bir anlam kazanmış olur. Beyin bir donanım olup her insanda vardır amma akıl ve feraset bir yazılım olup her insanda aynı değildir. En mükemmel laboratuvar insan beynidir. Sorumluluklarımız sadece namaz, oruç, zekât ve hac'dan ibaret değildir. Bunlar farz olduğu gibi iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, hakkı hayata hâkim kılmak için gayret göstermekte sorumluluklarımız dâhilindedir. Allah'ın (cc) emrettiği razı olduğu şeylere maruf, uzak durmamızı istediği, yasakladığı şeylere de münker denilmiştir. İnsanları iman'a ve Allah'a itaat'e çağırmak, kötülüklerle mücadele etmek de ilahi emirlerdendir. Kur'an da "Sizden, hayıra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." "Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız…" "Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten men ederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar rızamızı kazanan kimselerdir" "Onların yaptıkları hiçbir amel karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takva sahiplerini çok iyi bilir." (Âl-i İmran 104-110-114-115)

Peygamberimiz "Bir müslüman kendi nefsi için istediği bir iyiliği diğer müslüman kardeşleri içinde istemiyorsa ve yine kendi nefsine reva görmediği bir kötülüğü başkalarına reva görüyorsa gerçek manada iman etmiş olmaz, iman etmedikçe de cenneti bulamaz." Buyurur. Bir müslüman elhamdülillah ben Allah'ın emirlerini yerine getiriyorum, yasaklarından da sakınıyorum, inşallah cennete de giderim. Diğerleri de nereye giderse gitsin o da beni ilgilendirmez diyemez. Allah'a ve ahiret gününe inanan her müslüman bilir ki insanlar sadece kendilerinden sorumlu değildir. Herkesin yerine getirmekle mükellef olduğu farklı farklı sorumlulukları vardır.

Herkesin sorumlulukları dâhilinde, hakkın hayata hâkim olarak, güzel ahlaki davranışların yeryüzünde geçerli olması, imanın gönüllerde yer bularak kök salması, gençlerimizin inançlı, imanlı, ibadetlerle mücehhez olarak yetişmeleri, yıkıcı, tahrip edici akımlardan korunabilmeleri, aile yapılarının muhafazası için herkes imkânlar dâhilin de mücadele etmekle yükümlüdür. Nemrudun, Hz. İbrahim'i ateşe attığında o ateşi söndürmek için su taşıyan karınca ile Cebrail (as) arasında gecen konuşma ve karıncanın verdiği cevap düşünen akıl sahipleri için ibretlik bir mesajdır. Toplumların okuyup geçenlere değil, okuyup düşünenlere ihtiyacı vardır. Bu konuda her insanın sorumlulukları ve yapması gerekenlerde aynı değildir. Peygamberimiz "Bana hayat bahşeden Allah' a and olsun ki, siz ya iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarsınız ya da Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir. O zaman dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez." (Ebu Davut, Melahim.16).

Bir toplumda iyilikleri emredip kötülüklerden men eden, yanlışları dile getirenler olmazsa, giderek kötü olan işler birer kural haline gelerek bir yaşam biçimine dönüşür. Hak ile batıl birbirine karışır, doğrular bozularak şeytanlar devreye girer ve insanları yaratılış amaçlarından uzaklaştırır. Peygamberimiz "Sizde iki sarhoşluk ortaya çıkmadıkça Allah tarafından gelen hak din üzere devam edersiniz: Cehalet sarhoşluğu ve dünya menfaatlerine aşırı düşkünlük. Siz iyiliği emreder kötülüğe engel olur ve Allah yolunda mücadele ederken içinizde dünya sevgisi oluşuverince iyiliği emretmez, kötülüklere engel olmaz ve Allah yolunda mücadeleyi bırakırsanız o gün kitap ve sünnetin emirlerini yaymaya çalışanlar, Ensar ve Muhacirlerden İslâm'a ilk giren kimseler gibidirler." (Mecmuuz Zevâid VII, 271) Sorumluluk bilinci ile hareket etmeyenler bunu asla anlayamazlar. Geçmişte kötülüklerle mücadele etmeyen toplulukların nasıl helak edildiğine dair çok sayıda ayet vardır. "Sizden önceki nesillerin kötülüklerle mücadele etmeleri gerekmez miydi? Kendilerine verilen refahın peşine düşenlerden kurtardıklarımız pek azdır…" (Hûd 116) Rabbimiz helak olan kavimlerle ilgili bilgileri bize iş olsun diye örnek vermiyor. Onlardan ibretler alalım, dersler çıkaralım, aynı yanlış ve hatalara düşmeyelim, dünya ve ahiret'imizi karartmayalım diye.

İslam bilginleri bir takım dünya menfaati hesapları ile isyanları ve inkârları görmezden gelmenin, kötülüğü kabullenmek anlamına geleceğini ve asıl korkulması gereken şeyin ise birilerini memnun etmekten daha ziyade Allah'ın sevgisi ve rızasının kaybedilme korkusunun olması gerektiğini bildirmişlerdir. Ankebut 64 de "Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!" Bizler için ahiret hayatı önemlidir. Dünya hayatı da o kadar önemlidir. Dünyada hakkı tebliğ etmek ve hayata hâkim kılmak için çaba göstermek, yanlışlarla mücadele etmekte bütün müslümanların üzerine bir görevdir. Genç nesillerimizi uyuşturucu baronlarının tuzaklarından, Deizm gibi yıkıcı, inanç değerlerimizden uzaklaştırıcı akımlardan koruyarak, manevi değerlerimiz ile buluşturduğumuz, kimlikli, kişilikli, değerlerimiz ile mücehhez, sorumluluğunun bilincinde, birinci önceliği hakkın rızası olan, kaprisleri olmayan, inançlı, imanlı, ibadetlerinden haz alır bir konumda yetiştirdiğimiz, ailenin kutsaliyetini koruduğumuz zaman sorumluluklarımızı yerine getirmişiz demektir. Eğer atalarımız bu bilinçte olmasalar, manevi değerlerimizi önceleyerek hareket etmeseler idi bu vatan bizlere yurt olarak kalırmıydı? Fisebilillah için dünyanın her tarafına koşarlar mıydı? Unutmamak gerekir ki tarih boyunca bizleri diri tutan manevi değerlerimiz olmuştur.

Hangi işi yaparsak yapalım merkezine insanı, imanı ve ibadetleri koyarak, sorumluluk bilinci içerisinde hareket etmedikçe, hesaptan kurtulacağımız anlamına gelmez.