NOEL, Hristiyanlarca kutlanan bir bayramdır. İncil'de ''Noel'' diye bir kelimenin olmadığı, Hristiyan kaynaklarında dahi Noel'in Putperestlik dinlerinden Hristiyanlığa geçtiği kabul edilir. Noel Bayramı, Mısır , Yunan ve İran dinlerinde güneş tanrısına bir hediye, bir ikramda bulunmak için 25 aralık günü yapılan törendir. İlk defa Almanya'da kutlanmış ve çam ağacı kesme adeti o zaman başlamıştır.
Hristiyanlar daha sonra bu adeti Hz.İsa'nın doğum günü olarak saymışlardır. Saint-Nicolas'nın ve Demre'nin Noel ile bir ilgisinin olmadığı görüşü hakimdir. Kısaca Hristiyan din adamları bunun bir Hristiyan ayini olduğunu söylemektedirler. Ülkemize ise bu kültür yaması ''yılbaşı kutlaması'' adı altında küçük bir hile ile 25 Aralık yerine 31 aralıkta uygulanmaktadır.
Bu adet, yeni yılı karşılamak, geçmiş yılın muhasebesini yapmak ve yeni yıla aile veya arkadaş ortamında dinimize ve kültürümüze uygun bir şekilde eğlence şeklinde olmak yerine, Noel baba kıyafetleri giyerek, her tarafı çam ağaçları ile süsleyerek ve her türlü rezilliği sergileyerek Avrupalıları taklit etmek şeklinde olunca, bizi her konuda olduğu gibi bir batıcılık özentisi ve taklitçiliğinden öteye götürmedi ne yazık ki.
Geçmiş zamanlarda Turizm Bakanlığı bu ayinin turist çekmek için tertiplendiğini dahi söylemiştir. Bu doğrultuda yine aynı amaçla Demre'de bir aziz heykeli diktirilmiştir. Acı olanı hiçbir Avrupa ülkesinde Türk ve Müslüman bir şahsın heykelini bulamazsınız.
Aslında bu durum, misyonerlerin hedef ülkelere kültür transferinin bir parçasıdır. Haçlı seferlerinin yerini misyonerlik faaliyetleri almıştır. Turizm faaliyetleri kapsamında turist olarak, arkeolojik kazı yapmak maksadıyla arkeolog olarak, yardım kuruluşları vasıtasıyla İslam ülkelerine sızmışlar ve orada yardım faaliyetleri ve araştırma adı altında kendi kültürlerini yaymaya çalışmışlardır. Bu faaliyetler iki yüz yıldan beri devam etmektedir. Osmanlı kendine aşırı güven duyması ve yabancılara fazla hoşgörü sebebiyle gereğinden fazla imtiyazlar tanımış ve misyonerlik faaliyetlerine göz yummuştur. Kendi çöküşünü hazırlayan sebeplerden bir tanesi de budur. Cumhuriyet döneminden sonra da batılılılaşma hevesi ve aşkı yüzünden bu faaliyetleri önleyememiş ve hız kesmeden de hala devam etmektedir.
Başımıza ne geldiyse taklitçilikten geldi. Başkaları yaptı biz kullandık. Başkalarının yaptığına sahip olmayı maharet zannettik. Kendimiz ütretelim demedik. Batılılar gibi giyindik, onlar gibi dans edip eğlenmeye çalıştık ama onların yüz yıl önce ürettiği otomobile yeni kavuşabildik çok şükür.
Misyoner Cemiyeti Başkanı Potikers'in şu sözleri her şeyi anlatıyor: ''Siz Türkler Avrupa'yı yeni keşfetmeye başladınız. Avrupa'nın iki penceresi vardır: Birincisi, pek büyüğü eğlence, fakirlik ve israf penceresidir. Avrupa'ya asla bu pencereden bakmayınız, pişman olursunuz, mahvolursunuz. Diğer pencere ise; ilim, ticaret, ziraat ve sanayi penceresidir. Fakat bu pencere pek küçüktür. Bulmak için iyi aranması lazımdır. Avrupanın huylarını, adetlerini taklit ederseniz yanarsınız. Çünkü sizi ahlaksız eder, değerlerinizden uzaklaştırır. Ahlaksızlaşmış bir millet ayakta kalamaz.''
2024'ün ülkemizde ve dünyada barışın, kardeşliğin, merhamet ve adaletin hakim olacağı bir yıl olması dileklerimle...