RAHATLIK TUZAĞI

Toplumların kültür oluşumlarında olumsuz bazı anlayış ve düşünüşler sebebiyle yanlış bir takım davranışlar insanlar arasında yerleşebilmektedir. Bu davranış biçimleri,  toplumun gelişmesine ve bireylerin yaptığı işlerde başarılı olmasına da büyük bir engel oluşturmaktadır. 
İşte bunlardan birisi'' Rahatlık Duygusu'' dur ki insanları adeta esareti altına alır. Her işinde rahatlık olsun ister. Mesela askerlik görevi gelen bir gencin en büyük amacı,  rahat bir yerde askerliğini yapmaktır. 
- Askerliğini nerede yaptın? Diye soran bir arkadaşına:
-Yata yata askerlik yaptım. Ne eğitim, ne nöbet akşama kadar avarahanede oturuyordum diyerek övünür. Peki kardeşim herkes yatarsa eğitime kim gidecek? nöbeti kim tutacak? dahası bir savaş halinde vatanı düşmandan kim koruyacak? Diye düşünülmez. Yeterki benim vatandaşım askerliğini rahat yapsın onunla da övünsün!
Askerliğini böylece tamamlayan delikanlı terhis olduktan sonra hayata atılacak iş bulacak, evlenecek. Bir işim olsun ama mümkünse rahat bir iş olsun. Devlet dairesinde işe girmiş bir kişiye sorulan ilk soru genelde şöyledir: ''Rahat mı?'' 
 Masa başında otursun, istediği şeyi rahat yapabilsin. Akşam saat beş deyince hemen çıksın, cumartesi ,pazarı tatil olsun. İstediği zaman internette sörf yapabilsin. Kimse ona sen ne yapıyorsun diye hesap sormasın. Ziyaretine gelen arkadaşı ile şöyle yarım saat sohbet edebilsin. Maaşını çekmek için bankamatiğe gidip iki saat ortalıkta gözükmesin. Sabah mesaisine de yarım saat geç gelebilsin ve amiri ses çıkarmasın. Bir puaça ya da simit ile kahvaltısını da oracıkta yapıverse ne olur! Bir şey olmaz vatandaş. 
Sen zaten ''uyu uyu yat uyu'' Ali ata bak'' fişleri ile ilkokulda eğitildin. Bak Almanya'da fişlerde ne yazıyor: ''Üretim ve hayat disiplinle başlar.'' Japonya'da ise: ''Yaşamak için üreteceksin''  Rahatımıza çok düşkünüz, düşmanlar ayakta biz yatakta olmaz bu iş. 
''Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.'' Sözünü rehber edinerek işimizi sevemeli ve en güzel şekilde hakkıyla yapmalıyız. Verilen görevi layıkıyla yapmadığımız zaman hem devlete hem millete hem de kendimize en büyük kötülüğü yapmış oluruz. Kimsenin işini düzgün yapmadığı bir toplumda huzur ve düzen olmaz, tıpkı bizde olduğu gibi. Allah bakara suresinde '' Yaptığınız işi güzel yapın, Allah işini güzel yapanları sever! Demektedir. . İşimiz iyi yapmak, hem Allah'a hem de insanlara karşı sorumluluklarımızdandır. İşimizi gereği gibi yapmadığımız zaman kazancımızın helal olmayacağı gibi  kul hakkına gireceğimizi de aklımızdan çıkarmayalım.
Herkes işini düzgün yaparsa:
Trafik problemlerimiz ve kazalar azalır,
Kaldırım işgalleri olmaz, birbirimizin hakkına tecavüz ortadan kalkar.
Dilenciler her tarafta cirit atamaz ve halkı istismar edemez.
Bisiklet ve motosikletler kaldırımlara çıkamaz.
Sokak köpekleri terörü son bulur.
Bir çok yerde kuyruklar azalır
Fiyat pahalılığı ve fırsatçılık işkencesinden kurtuluruz.
Bürokratik işler daha hızlı yapılır.
Devlette vergi kaçakları ve kayıt dışı azalır.
Çok zamanda az iş üretirken az zamanda daha çok iş üretiriz.
Adli davalar daha kısa zamanda sonuçlanır...
Bunları yapmak zor değil. Yeter ki rahatlık hastalığından, kolaycılıktan, emeksiz yemekten kurtulalım. Bu anlayışı ve kültürü topluma yerleştirelim. 
Daha güzel günlere sevgiyle hep birlikte...