Sarp yokuş

Fakat o (insan), sarp yokuşu aşamadı.” (Beled 90/11)

Dağın eteklerindeki kervansarayda mola veren iki yolcu, gözlerini zirveye dikmiştir. Yolcuların biri hancıya sorar: “Zirveye hangi yoldan çıkılır?” Hancı, dağın yamaçlarına doğru dikleşen, taşlık ve sarp bir patikayı işaret eder. Yolcu, teşekkür ederek bu çetin yolun zorluğunu göğüslemeye karar verip hazırlıklarını tamamlar. Diğer yolcu ise vadi boyunca uzanan, gölgeli ve zahmetsiz yolu göstererek sorar: “Peki, bu yol nereye çıkar?” Hancı bir an sessiz kalır, ardından manidar bir tebessümle cevap verir: “O yol güzeldir; dinlene dinlene yürürsün, terlemezsin, seni bir miktar heyecanlandırır da… Lakin seni zirveye çıkarmaz; sadece dağın etrafında dolaştırır, başladığın yere geri getirir.”

İnsan, tam da bu kervansarayın kapısında bekleyen ikinci yolcu gibidir; zirveyi istemekle zirveyi göze almak arasında bocalar. Herkes yüksek bir değerin, ahlaki bir olgunluğun sahibi olmak ister; fakat sarp yokuşu tırmanmaya gelince rahatlığın cazibesine teslim olur.

Çağımızın en büyük yanılgısı; zahmetsiz bir erdemin, bedelsiz bir adanmışlığın ve pürüzsüz bir hayatın aynı anda mümkün olduğuna inandırılmış olmamızdır. Hâl böyle olunca insan, yolcu olduğunu unutup adeta yolun sahibi gibi davranır; yolun çetin ve sarsıcı şartlarını kabullenmek yerine kendi standartlarına uygun bir güzergâh çizip, kısa sürede bunun “ideal yol” olduğuna kendini inandırır.

Bugün din karşısındaki tavırlarımız da çoğu zaman o ikinci yolun konforuna kapılışımızı hatırlatıyor. Kimi, kendine yakınlık gösteren bir çevreyi ve onların hazır kabullerini sahiplenerek “sorgulamadan teslim olmayı” dindarlık zannediyor; karşısına çıkan ilk dinî söylemi, hakikatin kendisi olarak benimsiyor. Kimi ise İslam’ın en temel ibadetlerini hayatında neredeyse hiç hatırlamadan dini yalnızca iyi niyet ve güzel temennilerden ibaret görüyor.

Bir başkası namazını, orucunu ve diğer ibadetlerini büyük bir titizlikle sürdürürken aileye, komşuya, topluma ve birlikte yaşadığı insanlara karşı sorumluluklarını ikinci plana atabiliyor. Görünüşleri farklı olsa da bütün bu tavırların ortak bir noktası var: Din, insanın hayatına gerçekten dokunup onu dönüştürmeye başladığında ortaya çıkan bedeli göze alamamak.

Bu tür savrulmaların ortak çözümü, samimiyettir. Ancak samimiyet, yalnızca iyi niyet taşımak veya kendimizi inandığımız şey konusunda rahat hissetmek değildir. Samimi insan, inandığı şeyi gerçekten anlamaya çalışır; sorar, araştırır, düşünür, gerektiğinde kendi kabullerini de sorgular. Karşısına çıkan ilk dinî teklife, sırf kendisine güven verdiği veya çevresinde yaygın olduğu için hakikat muamelesi yapmaz.

İnsan, dünyalık küçük bir alışverişinde bile kılı kırk yararken; ebedi hayatını ilgilendiren, vicdanını ve inancını şekillendiren meselelerde nasıl olur da bu kadar kayıtsız kalabilir? İnanç, bir teslimiyet gerektirir; ancak bu körü körüne bir itaat değil, aklın ve kalbin süzgecinden geçmiş bilinçli bir kabul olmalıdır.

İşte bu farkındalık, insana samimi bir teslimiyetin ancak sarp yokuşu göze almakla mümkün olduğunu gösterir.

Peki, nedir bu sarp yokuş?

Sarp yokuş; uykuyu bölüp sabah namazına kalkmaktır.

Sarp yokuş; kendin ve en yakınların aleyhine bile olsa hakkı söylemektir.

Sarp yokuş; sevmediğin kimselerin bile hakkını teslim edebilmektir.

Sarp yokuş; imkânın varken vermek değil, imkânın daraldığında da paylaşmanın bir yolunu bulabilmektir.

Sarp yokuş; uzağındaki zulümleri kınamak değil, yanı başındaki haksızlık karşısında sesini yükseltebilmektir.

Sarp yokuş; sosyal medyada adaleti savunmak kadar, kendi çıkarına dokunduğunda da adil kalabilmektir.

Sarp yokuş; günah işlememek değil; işlediği günaha mazeret ve kılıf aramamaktır.

Sarp yokuş; hatasını savunmak için başkalarının hatalarını sıralamak değil, kendi hatasının sorumluluğunu üstlenmektir.

Sarp yokuş; özür dilemeyi küçülmek, yanıldığını kabul etmeyi yenilmek saymamaktır.

Sarp yokuş; kendi mahallesinin, grubunun veya çevresinin yanlışını da karşı tarafın yanlışı kadar açıkça görebilmek ve dile getirebilmektir.

Sarp yokuş; gerektiğinde kendi kanaatini değiştirmeyi de hakikate sadakatin bir parçası kabul etmektir.

Sarp yokuş; dünyalık bir alışverişte gösterdiği titizliği dinî meselelerde de göstermek; duyduğu her sözü inancının bir parçası hâline getirmemektir.

Sarp yokuş; insanlardan takdir görmediğinde bile ve yalnız kalma pahasına doğru olanı söylemek ve yapmaktır.

Sarp yokuş, hakikatin tekelini elinde tutmak değil, hakikat arayışına bir ömür devam etmektir.

Ve belki de…

Sarp yokuş; insanın en zor yolculuğunun dışarıya değil, kendi içine doğru olduğunu fark etmesidir.

Zirveye çıkan bir kestirme yol yoktur.

Zirveye ulaştıracak yegâne aracılar, samimi bir niyet ve buna eşlik eden salih amellerdir.

Ve nihayet… Sarp yokuşu olmayan bir zirve yoktur.

Göze alabilenlere ithaf olunur…