Savaş Ahlakı

ABD/İsrail ve İran arasındaki orantısız savaş devam ediyor. İran'daki katliamlar ve tahribat ise hat safhada.
Tarihe baktığımız zaman savaşlar genelde yerleşim birimlerinin dışında olur ve sivillere zarar verilmezdi. Ama günümüzde ise özelliklede İsrail ve ABD nin yaptıklarına bakıyoruz, ağırlıklı olarak katliam ve işgal var.
Yaptıkları katliamlarda da ağırlıklı olarak çocuklar, kadınlar ve yaşlılar var. Bu zalimlerde savaş ahlakının zerresi olmadığı gibi insanlıktan da nasiplerini almadıkları görülüyor. Gazze de şehit ettikleri insanların sayısı yüz binlere yaklaştı. Bir o kadarı da tahrip etikleri evlerin yıkıntıları altında çıkarılarak defnedilmeyi bekliyorlar. Sağ kalanlar ise bu kış günün de o yıkıntılar arasına kurulan çadırlarda, aç, susuz, doktordan, ilaçtan mahrum hayatta kalabilmenin mücadelesini veriyorlar. Hitlerin değişik bir versiyonu olan ve insanlıktan nasiplerini almamış bu Siyonistlerin tek hedefleri Arzı Mevut ideallerini gerçekleştirebilmek. Bunu gerçekleştirebilmek içinde ABD de ki Yahudi lobilerinin baskıları ile arkalarına koruyucu kuyruk olarak taktıkları ABD nin desteği ile yapıyorlar. ABD nin de zaten genlerinde sömürgecilik olduğu için bunlarda İsrail'e kuyrukluğu gönüllü olarak yapıyorlar. Yakın tarihimiz bunun örnekleri ile doludur. Mesela Irak'ı işgalleri sırasında da kimyasal silahlar var bahanesi ile girmişlerdi ama kimyasal silah falan bulunamamıştı.
Şu anda da yine geçmişte olduğu gibi İsrail tahakkümü altına aldığı ABD ile birlikte İran şehirlerinin üzerine bomba yağdırıyor. İsrail Arzı Mevut ideallerini gerçekleştirebilmek için önünde engel olarak gördüğü İran'ı parçalamak, bölmek ve hiç bir güce sahip olmayan bir devlet haline getirmenin hesaplarını yaparken, ABD de Venezüella da yaptığı gibi burasını da sömürgesi altına almanın hesaplarını yapıyor. İran şehirleri harabe hale gelmiş binlerce masum insan ölmüş binlercesi de evsiz kalmış onların umurunda mı? Birkaç gün önce Beyaz Saray sözcüsünün basına acık toplantısının sorular bölümünde bir muhabirin "İran'da, on yaş altında ki kız çocuklarının bulunduğu bir okulu vurdunuz ve yüz seksene yakın çocuk öldürüldü buna ne diyeceksiniz" Sorusuna, sözcü utanmadan, sıkılmadan "biz sivilleri vurmayız onları İran kendisi vurdu" diyebildi.
ABD/İsrail, İran'ı vurmaya başladığı ilk günlerde, İran; Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Ürdün gibi ülkelerdeki ABD üstlerini vurdu. İranlı yetkiliye neden bu ülkeleri vurarak karşınızdaki cepheyi büyütmeye çalışıyorsunuz diye sorulduğunda, İranlı yetkili; 'Bizim bu ülkelerle bir alıp veremeyeceğimiz yok. Biz onları değil ülkelerindeki ABD üstlerini vuruyoruz. Zira daha önceki on iki günlük İsrail ile olan savaşımızda İsrail'e attığımız füzelerin büyük bir kısmı daha İsrail'e ulaşmadan bu ülkelerdeki ABD üstlerinden düşürüldü' demişlerdi. Bu ülkelerin petrol kuyularına atılan bombalarda hiç şüphe yok ki, İsrail tarafından bir takım amaçlarla kasıtlı olarak atılmıştır. Bu tür hedef saptırmalar Yahudiler in yapmadığı veya yapmayacağı şeyler değildir. İran'dan atılarak, Irak ve Suriye sınırlarını geçerek güney Kıbrıs'a gittiği iddia edilen ve Hatay sınırlarımızda düşürülen yine Azerbaycan'a atılanda hiç şüphe yok ki israil'in Ülkemizi ve Azerbaycan'ı İran'a karşı savaşa dâhil edebilmek için bir oyunudur. Yahudiler Tarih boyunca bu tür sinsi oyunları devamlı oynamışlardır. Mekke'de bunalan Peygamberimiz ve ashabı Medineli müslümanların davetleri üzerine oraya hicret etmişlerdi ama orada da kendilerinin rahat bırakılmayacaklarını biliyorlardı. Bedir, uhut, hendek savaşları malumunuz. Bunların hepsi de Mekke müşrikleri ile olmuştur. Peygamberimiz de bunu bildiği için iç düşmanlardan emin olabilmek için Medine de ki köklü Yahudi kabileleri ile antlaşmalar yapmıştı. ( Nadir oğulları, Beni Kaynuka, Beni Kurayza) Yahudiler ise savaşlar sırasında Medine sözleşmesini ihlal ederek müşriklerle birlik oldular ve müslümanları arkadan vurdular. Zira Medine'yi birlikte müdafaa edeceklerine dair antlaşma yapmışlardı. Peygamberimiz ise savaş sonrası ihanet edenlere gereğini yapmıştır. Yine Cemel vakası savaşı öncesi taraflar anlaşarak ertesi günde o antlaşma metnini yazıya dökmeye karar vermişlerdi. Antlaşmanın olduğunu gören, Yahudi asıllı, müslüman gibi gözüken Abdullah Bin Sebe gecenin karanlığından da yararlanarak adamlarına, her iki tarafı da aynı anda ok yağmuruna tutturur. Her iki tarafta karşı tarafın kendilerine ihanet ettiklerini zannederek birbirlerine hücum ederler. Sonuç her iki taraftan ölenlerin sayısının kırk bin civarında olduğu ifade ediliyor. Yahudi asıllı Abdullah İbn Sebe, Hz Osman'ın şehit edilmesinde de insanları galeyana getiren fitnecilerin başında olanlardan birisi idi. Hz Ali sapık fikirlerinden dolayı kendisine "Sen fitnelerin ile birlikte yakılacak bir adamsın. İslam da böyle bir uygulama olmadığı için seni Sâbât'a sürüyorum" demiş ve oraya sürgüne göndermiştir.
İran'ın sırf mezhepçilik adına Suriye de izlediği politikayı biliyoruz. Ak kaşık olduğunu söylemekte mümkün değil. Beşar Esat Nusayri idi. Nusayrilikte şianın sapık kollarından birisi olduğu halde sırf mezhep taassubu ile orada ki zulme destek verdiler. Bir milyona yakın masum insan preslerde silindir gibi ezilerek şehit edildiler. Çoğu da bizim ülkemize olmak üzere on milyon civarındaki insan da göç etmek zorunda kalarak mülteci durumuna düştüler. İran geçmişte olaylara bir müslüman gözü ile değil mezhep taassubu ile baktı. Netice olarak bu yıkımı kendileri de masum halk da yaşıyor. Yaşananlara derinden üzülmüyor değiliz. Bir müslüman olarak üzülmemek mümkünmü? Zira bizler olaylara onlar gibi mezhep taassubu ile değil islam penceresinden bakıyoruz. Bir tarafta yakılan, yıkılan İran ve katledilen halk var, diğer tarafta ise sapık ideolojileri peşinde koşan İsrail ve istediği gibi onu yönlendirdiği sömürgeci ABD.
Eskiden çiftçiler tarlalarından her birini iki yıl ektikten sonra üçüncü yıl nadasa bırakır ve birkaç tanede kuru dal dikerlerdi. Bu da o tarlanın koruluk anlamına geldiği ve hayvanların oraya konulmaması anlamına gelirdi. Tarla sahibi Mayıs ayının ilk haftasında orada ki otları biçmeye gittiğinde birde ne görsün. On üç, on dört yaşlarında üç tane genç sığırlarını koruluğa koyurmuşlar ve koruluğu talan ettiriyorlar. Adam şöyle bir baktıktan sonra, hadi şu benim akrabam, şu da komşumun oğlu sen niye hayvanlarını benim koruluğuma koydun. Diyerek üçüncüyü etkisiz hale getirdikten sonra döner ve hadi şu akrabam, sen neden bunu yaptın diyerek ikincisini de etkisiz hale getirir. Sonra, akrabam dediğini de etkisiz hale getirmek üzere, üzerine yürüdüğünde akrabası olan derin bir ah çektikten sonra; "en sonunda sıranın bana geleceğini tahmin etmeli ve ona göre tedbirimizi almalı idik" der. Siyonist israil, İran'ı bertaraf ettikten sonra duracak mı? Mümkünmü? Bunun garantisini kim verebilir? "Alışmış kudurmuştan beterdir" diye boşa mı demişlerdir?
Tarih tekerrürden ibarettir. Görünen ve yaşananlar gösteriyor ki; Bize ne zaman sıra gelecek diye beklemeden, kudurmuşçasına sağa sola saldırarak katliam ve yıkım yapan, işgallere doymayan, kan emici Siyonist İsrail etkisiz hale getirilmeden islam dünyasında ki müslümanlara huzur yok.