Şehit ve Gazi

Şehit, Allah yolunda canını feda eden müslümana denir. İslam dini, ancak müslümanların can ve mal güvenliğini sağlamak, hak ve hürriyetlerini korumak, İslama ve İslam ülkelerine yönelik saldırıları önlemek amacıyla başvurulacağını hükme bağlamış ve meşru görmüş olduğu bu savaşa cihat adını vermiştir.
Bu yolda ölenlere şehid denilir. Yüce Allah, ‘Allah yolunda öldürülmüş olanlar için ‘ölüler’ demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz tam anlayamazsınız’ (Bakara 154) buyuruyor.
Peygamber Efendimiz de ‘Bekleyerek, sabrederek, kaçmayarak Allah yolunda öldürülürsen, kul borcundan başka diğer günahların affolur’ buyurmuştur. Ayrıca ‘Kim gerçekten Allah’tan şehitlik dilerse, isterse yatağında ölsün, Allah onu şehit rütbesine ulaştırır.’ buyurmuştur.
Bir müslüman; vatanını, malını, canını din kardeşlerini korumak için savaşırken ölür veya öldürülürse dinen şehittir. Mümin kardeşimizin Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğine inanıyor olması yeterlidir. Burada dil, soy ve mezhep ayrımı yapılamaz.
Bir Filistinli din kardeşimle bir Yahudi savaştığında benim tarafım bellidir: Filistinlinin yanında olmalıyım. Bir İranlı ile Salamon veya Cani saaştığı zaman da elbette kâfirin karşısında, İranlının yanında olmalıyım. İnancım bunu gerektirir. Dinim böyle emreder.
İslam davasını yaymak ve İslam yurdunu korumak için savaşa katılıp hayatını kaybeden kişiye şehit denildiğini biliyoruz. Savaş sırasında yaralanmasına rağmen sağ kalanlara da gazi denildiğini unutmamalıyız.
Peygamber Efendimiz, ‘Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin. Allah’tan âfiyet dileyin. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabredin ve bilin ki cennet kılıçların gölgesi altındadır.’ (Buhari, Müslim, Ebu Davud) buyurmuştur.
Evet, savaş temenni edilecek bir şey değildir. Ama şairin ‘Hazır ol cenge istersen sulh u salah’ sözü çok doğrudur. Huzur ve güven içinde yaşamak isteyen milletler, mutlaka her an savaşa hazır olmalıdır. Düşmanın ne zaman saldıracağı belli olmaz. Ülkeler at üstünde fetholunsa bile at üstünde idare edilemez. Devlet adamlarına düşen görev halkın refah ve huzurunu temin etmenin yanı sıra ülkenin güvenlik bağımsızlığını sağlamak ve korumaktır.
Düşmanla karşılaşma ihtimaline karşı sürekli hazırlıklı olmak, savunmayı güçlendirmek gerekir. Yenilmek ve yok olmak istemeyen devletler, sulh zamanlarında da daima savaşa hazırlıklı olmalıdır.
Unutmayınız ki hiç bir zafere çiçekli yollardan gidilmez. Zaferin değerini, kazananlar, bilmese de yenilenler çok acı olarak öğrenirler. Ama unutmayalım ki yenilenlerin tarihini yenenler yazar.
Şehit ve gaziliğin anlamını bilen ve cihat şuuruyla evlat yetiştiren anneler çocuklarını askere gönderirken şu bilinçle yollarlar:
‘Haydi yavrum, ben seni bu günler için doğurdum,
Hamurunu yiğitlik mayasıyla yoğurdum,
Haydi yavrum haydi git, ya gazi ol, ya şehid.’
Allah yolunda ölümü göze almayan, şehit olmayı göze almayan kimse, zaten gazi de olamaz. Müslüman; zaferden değil, seferden sorumludur. Ülke savaş halindeyken, ümmet düşman saldırısındayken yaşamak, ölümden korkmayanların hakkıdır.
Bizler, Anadolu’yu yurt edinirken ve bu yurdu korumaya çabalarken binlerce şehit verdik. Binlerce insanımız savaşlarda yaralandı, sakatlandı, gazi oldu. Aslında basıp geçtiğimiz her yerde ecdadımızın kanı, belki de cesedi vardır. Onun içindir ki şair,
‘Dur yolcu! Bilmeden gelip geçtiğin
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.’
Diye uyarıyor ve altında kefensiz yatan binlerce ecdadını unutma diyor.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah, kimin ne için savaştığını, kimin şehit kimin de sadece ölü olacağını açıkca beyan eder.
‘İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler (kafirler) ise Tağutun (şeytanın ve Allah düşmanlarının) yolunda savaşırlar.’ Nisa: 76
Bu durumda kim şehit veya gazi olur? Hüküm açık...