SINAV STRESİNİN GÖLGESİNDE: DAMLA

Çocuklarımız…
Hayatımızın en kıymetli emanetleri. Onlar için gecemizi gündüzümüze katar, kendi yorgunluğumuzu bir kenara bırakırız. Sıkıntıyı kendimize, sevinci onlara yazarız. Emeklilik gelip kapımızı çalsa bile, eğer onların yolu henüz açılmamışsa, şartları zorlar yine yürürüz. Hatta bir adım daha ileri gider, torunlarımızın hayallerini dahi bugünden kurarız.
"Onların annesi babası var." demeyiz. Çünkü bizde evlat meselesi hiç bitmez. Belki de bu, bize has bir korumacılıktır. Hayat omuzlarımızı çökertecek kadar ağırlaşmışken bile, onların yükünü hafifletmeye çalışırız.
Ülkemizin eğitim sistemi içinde sınavların yeri başkadır. Dün de böyleydi, bugün de öyle… Veli olarak, öğretmen olarak ve en çok da o sıralara oturan çocuklar olarak bu yükü birlikte taşırız. Fakat yük en çok onların omuzlarına biner. Çocuklar çocukluğunu, gençler gençliğini doya doya yaşayamaz. Evde sınava hazırlanan biri varsa misafirliğe gidilmez, kahkahalar kısılır, televizyonun sesi azaltılır. Hayat adeta beklemeye alınır."Aman çalış!" sözleri evlerin duvarlarına siner.
Oysa ne zaman bir başkasının evine ateş düşse, işte o zaman yüreğimiz başka türlü yanar. "Bir zayıfı olsun, dünyanın sonu değil ya." deriz. "Yeter ki canı sağ olsun."
İnsan, büyük acıların karşısında bir anda değişir. Bir an önce eve varıp evladına sarılmak ister. Çünkü bilir ki başarı telafi edilir; fakat kayıp geri gelmez.
1 Nisan 2012 Pazar günü yapılan YGS'de bir milyon sekiz yüz bini aşkın genç ter döktü. Uykusuz gecelerin, ertelenmiş hayallerin, bastırılmış çocuklukların karşılığını almak için sıralara oturdular.
Onlardan biri de Samsun'da yaşayan Damla'ydı.
Sınav gecesi heyecandan uyuyamadı. Sabaha karşı kısa bir uykuya daldı; ezanla birlikte uyandı. Annesiyle namaz kıldı. Ardından ellerini açtı; uzun uzun dua etti. Kim bilir, o duada neler vardı? Belki bir üniversite amfisi, belki beyaz önlük, belki de yalnızca ailesinin yüzünde görmek istediği bir gurur tebessümü…
"Anne, biraz daha uzanayım," dedi. "Kahvaltıya çağırınca gelirim. Sınava daha dinç gireyim."
O sabah sınava değil, kadere çağrıldı.
Henüz hayatının baharında, kalbi bu ağır yükü taşıyamadı. Sınav stresine yenildi. Damla'nın vedası yalnızca ailesini değil, Samsun'u ve memleketin dört bir yanını yasa boğdu. Tanımıyorduk belki; ama içimiz yandı. Çünkü her birimiz onu kendi evladımızın yerine koyduk.
Ateş düştüğü yeri yakar derler. Doğrudur. Ama bazı ateşler, değdiği her yürekte iz bırakır.
Neticede insan plan yapar; kader tebessüm eder. Biz evlatlarımızı en güzel yerlerde görmek isteriz. Onlar için hayaller kurar, dualar ederiz. Fakat bazen hesaplar altüst olur. O vakit insan, çaresizce kadere boyun eğer.
Damla'yı toprağın bağrına emanet ederken, gözümüzden düşen damlaları içimize akıttık. Dualarımıza karıştı hüznümüz.
Dileriz ki başka Damla'lar zamansız düşmesin toprağa. Hiçbir genç, bir sınavın gölgesinde hayattan kopmasın. Başarı uğruna hayatın kendisi feda edilmesin.
Çünkü hiçbir sınav, bir evladın nefesinden daha kıymetli değildir.
TAVSİYE: 50 yıllık birikimimle hazırladığım ''Mahirane Söylemler, Susamak, Depremle Yaşamak, Kazalar Geliyorum Demez, Hayallerin Peşinde-1, Bir Ömrün Sessiz Notları'' isimli kitaplarımı okumanızı ve evlatlarınıza da okutturmanızı gönülden tavsiye ederim. Bu eserleri, 536 568 11 41 numaralı telefondan bana ulaşarak (her biri 250 TL) imzalı olarak temin edebilirsiniz.