Dünyada genellikle iki tip insan vardır. Birincisi; hep suskundur, karamsardır, her şeye surat asar. Sanki dünyanın sonu gelmiş gibi her şeyden ümidini kesmiştir. İkincisi ise yer, içer, hoş vakit geçirir, bu günü ganimet bilit, yarını hiç düşünmez.
Üçüncü tip insan, müslümandır Müslüman, bir taraftan dünyanın faniliğine bu hayatın birgün son bulacağına inanır. Bu inanç, gönüllerin gaflet şarabıyla sarhoş olmamaları için onları uyarır. İlahi rahmetten ümit kesmemeleri gerektiğini, Cenab-ı Hakk’ın yardımının mutlaka onlara ulaşacağını söyler.
Bir kutsi hadiste Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: ‘Kullarım! Siz, gece gündüz günah işlemektesiniz. Bütün günahları affeden de yalnız benim. Benden af dileyin ki sizi bağışlayayım.’ (Buhari, müslim)
Yüce Allah da şöyle buyuruyor:
‘Ey kendine karşı aşırı giden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz ki Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.’ (Zümer 53)
İman varsa ümit de vardır. Her şeyin uok olduğu anda bile ümit vardır. Her korkuda bir ümit, her ümitte bir korku vardır derler. Çiftçi tarlaya tohumu ektiğinde; İnşaallah bir âfet, dolu falan olmazsa bu sene iyi mahsül alırız diye ümit eder. Bu cümlede korkuyla ümit iç içedir. Bizler kış geldiğinde ardından baharın geleceğini hep ümit eder, bekleriz. Zira biliriz ki gerçeğin dağlarına umutsuzlukla çıkılmaz.
Liderler, hep bir ümitle yola çıkmışlardır. Ümit ve azim, bir birini destekleyen ikiz kardeştir. Ortada bir karamsar tablo, bir karanlık dehliz varsa çare aramak lazım. Ama çareyi hep uzakta değil, en yakınında , kendinde ara. Şair Behçet Necatigil bak ne diyor:
‘Ya ümitsizsiniz. Ya da ümit sizsiniz.
Ya çaresizsiniz. Ya da çare sizsiniz.’
Buradan yola girerseniz Mehmet Akif Ersoy’un şu mısraları yolunuzu aydınlatır.
‘Doğacaktır sana va’d ettiği günler Hakk’ın
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın’
Ümitsizlik, çıkmaz yoldur, bataklıktır. Orada debelendikçe batarsın. Allah’a güvenip, umuda sarılırsan, göreceksin ki önünde nice kapılar açılmış, çıkış yolları sıralanmıştır. Ama onun için üzerindeki miskinliği atıp silkinmen gerek. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
‘Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer gerçekten inanmışsanız en üstün olan sizlersiniz’ (Âl-i İmran 139)
‘Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Doğrusu kafirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.’ (Yusuf-87)
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor. ‘Allah’ın kulları üzerinde hakkı olduğu gibi, kulların da Allah üzerinde hakkı vardır. İnsanların sadece Allah’a kulluk etmesi ve O’ndan başkasına ilahlık yakıştırmaması, Allah’ın kullar üzerindeki hakkıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı ise, kendisinden başkasına ilahlık yakıştırmayanlara azap etmemesidir.’ (Buhari, Müslim)
‘Yüce Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır.’ (Araf 156)
Bir kutsi hadiste bu âyet âdeta tefsir ediliyor. ‘Muhakkak ki ben, kendisinden başka ilah olmayan bir Allah’ım. Rahmetim gazabımı aşmıştır. ‘Kim Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed O’nun kulu ve Resulüdür’ der ve buna iman ederse, o kimse şüphesiz cennetliktir.’
İslamın öğretisi böyledir: ‘Eğer bir mümin, Efendimizin buyurduğu gibi ilahi azabın korkunçluğunu bilseydi, cennet ümidine kapılmazdı. Bir kafir de ilahi rahmetin ne kadar kuşatıcı olduğunu bilseydi, cennetten ümidini kesmezdi.’ (Buhari, Müslim, Tirmizi)
Elbette kul kusursuz olmaz. Önemsemeyip geçtiğimiz pek çok günahlarımız vardır. Bunca günahla ben kesinlikle cehennemlik bir kulum, hiç kurtuluşum yok deyip karamsarlığa düşmek, müslümana yakışmaz. Onun yolu, tevbe edip günahlardan arınmaktır. Zira Rabbimiz’in rahmeti boldur, tevbe edenlerin tevbelerini kabul edeceğini, günahlarını bağışlayacağını bizzat kendisi vaad etmiştir. Bize düşen görev, günahlarımızdan kesin olarak tevbe edip Allah’a yönelmek, O’nun af ve merhametine sığınarak iman çerçevesinde yolumuza devam etmektir. Her daim ümitvar olmaktır.