Ünlü Üç Sahâbe ve Bir Oğul (1)

Şu anda elimde değerli ilim ve fikir insanı Mustafa Çalışkan Hocamızın en son yazdığı, 2026 yılında yayınlanan iki eserinden birisi olan, “Ünlü Üç Sahâbe ve Bir Oğul” isimli eseri var. Bu yazımız da Mustafa hocamdan, değerli fikirlerinin bir kısmından bahsederek kitabın özeti ile sizleri buluşturmak istiyorum.

1946 yılında Çorum’ un Osmancık ilçesi, Güvercinlik köyünde doğan Mustafa Çalışkan, Çorum İmam Hatip Okulu ve Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü mezunudur. Aynı zamanda da hâfızdır. Evveliyatında da çeşitli yerlerde görevler yapan hocamız yükseköğrenimini tamamladıktan sonra Ankara Müftü yardımcılığı, Çorum il müftü yardımcılığı, Yozgat Şefaatli vaizliği, Şefaatli müftülüğü, Diyanet işleri Başkanlığı Din Hizmetleri Yüksek Kurulu Raportörlüğü, Diyanet İşleri Teftiş Kurulu Üyeliği, T.C Köstence (Romanya) Başkonsolosluğu, Din işleri Ataşeliği gibi görevlerde bulunmuştur. Yüksek Lisansıda bulunan Mustafa Hocam en son da Diyanet işleri Başkanlığı Başmüfettişliği görevinden emekli olmuştur. Allah’a (cc) ve ahiret gününe inanan, imanın gereklerini yerine getirebilme gayreti içerisinde olan, sorumluluğunun bilincinde her müslüman bilir ki emekli olsa bile görevi bitmez. Mustafa hocam da bu bilinçte olan değerlerimizden birisi. Bizim yayınlanmakta olan kitaplarımızın sayfa düzenlemesinde de büyük emekleri olmuştur. Allah (cc) kendisinden razı olsun. Hocamızın yazmış olduğu ve yayınlanan eserlerinden bazıları şöyledir. Ölüm ve Öncesi, Kabir ziyareti ve Tevessül, Kabir Hayatı, Ölülere Sevap Kazandıran Ameller, Kur’an-ı Kerim de Geçen Dua Ayetleri ve Yorumları (Emekli İl Müftüsü Niyazi Morgül ile birlikte), Hz Peygamber ve Evrensel Mesajından bazı kesitler (Emekli İmam Hatip, Halis Doğrutekin ile birlikte). En son 2026 yılında yayınlanan eserleri ise Kabir Hayatı, Ünlü Üç Sahâbe ve Bir Oğul” kitaplarıdır. Hocamızın “Kurtuluş Savaşında Din Faktörü ve Mekkî Ayetlerde Salat (Namaz) kitap çalışmaları da devam etmektedir. Kendisine sağlıklı, hayırlı uzun ömürler dilerim. Allah (cc) kendisinden razı olsun, Ankara (Keçiören’deki) iki cami’ de de haftanın muhtelif günlerinde vaaz ve nasihatlarına da devam etmektedir. Anti parantez belirteyim Osmancıklı İmam Hatip emeklisi bir Mustafa Çalışkan daha var. Bu İmam emeklisi Mustafa Çalışkan kardeşimiz değil. Kafa karışıklığı olmasın diye belirtmek istedim.

Dîni değerlerimiz üzerinde ki baskı ve zulmün devam ettiği, Kur’an-ı Kerim’ in okunmasının bile yasak olduğu dönemlerde, Allah (cc) indinde değerleri büyük olan, ama halk arasında pek bilinmeyen nice gizli kahramanlarımız olmuştur. Allah (cc) onlardan razı olsun. Onların o kara günlerdeki her riski göze alarak gayretleri olmasa idi bu günlere gelinemez idi. Cenabı Mevla o gizli kahramanları islam davasının yaşanması için hiç şüphe yok ki birer vesile kılmış ve karşılığında da müjdelenmişlerdir. Ammar Bin Yasir’lerin, Bilal’i Habeşilerin yaşadıkları çilelerin benzerleri maalesef dünyanın birçok Ülkesinde olduğu gibi bizim ülkemizde de geçmişte yaşanmıştır. Dîni değerlerimize ve dinimizin gereklerini yerine getirebilme gayreti içerisinde olan insanlarımıza yapılan zulümlerin en son örneğini de yirmi sekiz şubat döneminde görmüştük. Sırf imanlarının gereği olarak dînî değerlerini yerine getirmeye çalışan mütedeyyin insanlarımıza yapılan zulümler arşı âlâya ulaşmış, gözyaşları sel olmuş akmıştı. O günlerde ki o zulümleri yönlendirenlerin elebaşlarından birisi olan ve o günlerin kudretli generaline bu zulüm daha kaç yıl sürecek denildiğinde “bin yıl” demişti. Allah’ımıza şükürler olsun ki on yıl bile sürmedi ve o zulmü yapanlar kanunlar önünde gerekli cezaları alarak kimlere hizmet ettikleri ortaya çıktı. Yüce Mevla’mız Siyonistlere uşaklık yapanlara fırsat vermesin. Aynı fırsatlar ellerine geçse yine aynı zulümleri yapacaklarından hiç şüphe yoktur. Aynı zihniyete sahip olanların, sosyal medyada hırçınlıklarını ve ne kadar bağnaz düşündüklerini görüyoruz. “Ayeti kerimede “Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki inkârcılar istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır. (saf sur 8) Yine Ayeti kerimede “Dinde zorlama yoktur. Hak ile batıl birbirinden ayrılmıştır. Dileyen inanır, dileyen inkâr eder. Kim de tâğut’u reddederek Allah'a inanır ve imanın gereklerini yerine getirirse, kopmayan sağlam kulpa yapışmış olur. Allah işitir ve bilir” (Bakara 256) Dini değerlerimizden haberdar olan hiçbir müslüman inanmayan veya imanın gereklerini yerine getirmeyen bir kimse üzerinde baskı uygulamaz/uygulayamaz. Ama nefsinin heva ve heveslerinin peşinden koşan nice zalimlerin inanan insanlara reva gördükleri zulümler ise tarihi bir gerçektir.

Hocamızın değerli beyanlarından bazıları da şöyle; “Her doğan canlı ölmeye mahkûmdur. Bu değişmez kanun karşısında insanoğlu, anlayış ve inancına göre vaziyet almakta, çeşitli davranışlarda bulunmakta ve adetlere göre de hareket etmektedir. Ömür ve sağlık bizlere verilen birer emanettir. Dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmak bu sınırlı zaman olan ömrü iyi değerlendirmemize bağlıdır. Akıllı insan kendi kendisine; ben kimim, nereden geldim, niçin yaratıldım, nereye gideceğim vb. soruları sorar ve cevaplarını bulmaya çalışır. Eğer insan bu sorulara müspet cevaplar verebiliyor ise kendisini mesut ve bahtiyar sayabilir. Dînî ve millî kültür değerlerinden kaynaklanan örf ve adetler, milletlerin geleceğinin teminatıdır. Bir milleti yok etmenin en kestirme yolu o milleti meydana getiren insanları, kendi milli benliklerinden, dini inanışlarından, cemiyetleri ayakta tutan ahlak ve fazilet duygularından uzaklaştırmaktır. Halbu ki müslümanın görevi başka milletlerin örf ve adetlerini taklit etme yerine kendi öz dininden, milli ve manevi kültür değerlerinden kaynaklanan örf ve adetlerine daha bilinçli bir şekilde sahip çıkması olmalıdır…”

Bir sonraki yazımızda Ebu Zer el-Gıfârî ile ilgili değerlendirmeleri paylaşmaya devam ederiz inşeAllah.