Vatandaş Farkında

İki hafta önce manava gittim. Dün 80’e aldığım biber 250’ye çıkmış. Ne oldu böyle dedim. Cevap hazır; malumya Hürmüz Boğazı’nda petrol engeli var. Nakliye arttı, nakliye arttı ise bir kilo biber bunun etkileri 3 lirayı geçmez. Çok abartılı ifadeyle hal böyle. Ama mazeret değişmedi. Sonra öğreniyoruz ki Alanya’da 60 liraymış. Çorum’da 250-300 lira. Bunun savunulacak yanı yok. Bundan üretici kazanmıyor, nakliyeci kazanmıyor, hammal kazanmıyor... Kim kazanıyor? Onu bilen yok. Bilen var ama kimse söylemiyor. Bunun çaresi ne diye sorulduğunda hep bir ağızdan Hal Yasası cevabı çıkıyor. Öyleyse çıkarın bu yasayı.
Gençlik yıllarımda Süleyman Demirel’den, Ecevit’ten de duymuştum Hal Yasası’nı. Ama bir türlü çıkarılamadı. Kim bunun arkasındaki gizli güç? 20 yıllık bir iktidar bile bir türlü çıkaramadı. Ağzı yanan siyasetçiler ve bakanlar da korkusundan ağzına alamıyor. Zira başına geleceği biliyor. İlk kabine değişikliğinde görevi bir başkasına devredecek.
Ömür boyu nafaka olayı da iktidarın önemli bir açmazı. Katolik nikahıyla evlenen çiftler, geçimsizlik halinde yıllarca süren davalarla boşansa bile üç aylık eski eşine ömür boyu nafaka ödemek zorunda. Bunun hiç bir mantıklı izahı yok. İnancımızda ve örfümüzde de yeri yok. Her adalet bakanı göreve başladığında bu sorunu programına alıyor. Konu meclise geleceği sırada bir bakan değişikliği ile tekrar gündemden düşüyor. Bunda da görünmeyen bir elin etkili olduğu kanısı yaygın. Ama fatura yine hükümete kesiliyor.
Son yıllarda suç oranlarında ve çeşitlerinde hızlı artış oluyor. Cezaevlerinde yeni mahkumlara yer kalmıyor. Çözüm olarak af çıkarmak yerine infaz yasasıyla bir nevi af gündeme gelmiş oluyor. İnfaz yasasındaki bazı maddelerle oynayarak nerdeyse yüzbine varan mahkum, bir gecede sessizce tahliye edilmiş oluyor. Onun için suçlular, verilen cezanın üçte birini yatarak çıkabileceğini hesaplayarak daha rahat suç işleyebiliyorlar. Bunu da unutmamak lazım.
Cumhurbaşkanımızın nüfus artış oranındaki tehlikeyi görerek en az üç çocuk tavsiyesini gönülden destekliyorum. Normal doğumu teşvikini de destekliyorum. Ancak hastaneler de sezeryanla doğumun normal doğumdan daha çok oluşunu hâlâ anlayamıyorum. Sezeryanla doğumdan sonra yeniden çocuk sahibi olmanın güçlüklerini, aslında tüm tıp camiası bilir de pek size karışmazlar.
Milli ekonomimizin dinamiklerinin sağlam olduğunu hep vurgularız. Son beş on yıldır her çeyrekte aralıksız milli ekonomimizin artışta olmasıyla övünüyoruz. Ama bu refah artışından asgari ücretlinin, emeklinin, sabit gelirlinin pay alıp almadığını hiç sorgulamıyoruz. Bankaların, holdinglerin, büyük sanayi kuruluşlarının kârları ve özsermayelerinin ne kadar aşırı büyüdüklerini hiç dile getirmiyoruz. Bunları bu cahil vatandaş anlamaz sanıyorsunuz ama onların yaşantıları ve şımarıklıklarından ne kadar semirdiklerinin vatandaş farkında.
Gelir dağılımında makas sürekli açılıyor. Bu kadar havadan gelire kavuşanlar, elbette kumar, bahis, eroin partileri gibi sapkın yollarda buluşmaya başlarlar. Zaten gönüllülük esasına dayanarak zinanın da serbest olduğu bir ortamda aileyi nasıl koruyacağız? Kim kimin babası sorusunun cevabını ancak DNA testleriyle bulunmaya çalışılan bir toplumda mukaddes aile kavramından nasıl söz edebileceğiz?
Halbuki milletin temeli ailedir. Ailenin temeli anne babadır. Aralarında sevgi saygı yerinde sadece para ve ziynet ilişkisi olan ailede güven bunalımı, her an parlak verebilir. Eşe sadakat yerine eşe ihanetin normalleştiği, iş arkadaşını veya sekreterini metresi gibi kullanmanın meşrulaştığı ve yaygınlaştığı, hatta yakalandıklarında fuhşu destekleyen sloganların mahkeme önlerinde atıldığı günleri yaşıyoruz.
Bütün bunları düzeltebilmek için laf üretmek, topu taça atmak çare değildir. Ülkenin sorunlarına, vatandaşın dertlerine çare olacağım diye iktidara talip olanlar, sorumluluklarını yerine getirmelidir.
Vatandaş herşeyin farkında. Mazeret dinlemekten usandı. İcraat istiyor. Çözüm bekliyor, çare bekliyor.