İnsan Hakları Gününde Soykırım Nobeli

10 Aralık sözüm ona tüm dünyada 'İnsan Hakları Günü' olarak kutlanıyor. Bu yıl da kutlandı. Yaşasın insan hakları!
Bu yıl Eylül ayında açıklanan tıp, fizik, kimya, ekonomi ve edebiyat dallarındaki Nobel ödülleri 10 Aralık'ta dağıtıldı. Yani İnsan Hakları Günüde… Tören İsveç'in başkenti Stockholm Konser Evi'nde düzenlendi. Bu ödüller de sahiplerine hayırlı olsun… Bunlar artık sıradanlaşan bir teferruat. Umarız bu bilim insanları hak ettiklerinin karşılığını almışlardır. Hiçbir itirazımız yok.
Bu sene bu gecikme telafi edilerek 2018 Nobel Edebiyat Ödülü Polonyalı yazar Olga Tokarczuk'a, 2019 ödülü ise Avusturyalı yazar Peter Handke'ye takdim edildi. Bu ödülleri de bizzat İsveç Kralı 16. Carl Gustav tarafından sahiplerine takdim edildi. Nobel ödülünü kazananlara birer sertifika, bir adet Nobel madalyası ve ayrıca 9 milyon İsveç kronu (yaklaşık 900 bin Euro) cep harçlığı verilmiş. 'Hayır - lı' olsun diyoruz.
Niye mi 'hayır - lı' oluyor?
Ancak bizi rahatsız eden mesele şu… Handke, 1990'lı yıllarda Yugoslavya İç Savaşı sırasında Sırpların Bosna'da yaptığı katliama rağmen Slobodan Milosevic gibi bir insanlık kasabına destek veren bir kişidir. Milosevic'in büyük bir hayranı olan Handke, Kosova'da savaş devam ederken yayımlanan bir makalesinde de "Sırpları destekliyorsanız, ayağa kalkın." dediği gibi Saraybosna'daki Müslüman Boşnakların "kendi kendilerini öldürdüklerini ve suçu Sırplara attıklarını" savunabilmiş ve 'Sırpların Srebrenitsa'da soykırım yaptığına asla inanmadığını' belirtmişti. Bu kadarıyla da iktifa etmeyen Handke, Milosevic'i cezaevinde ziyaret ettiği gibi Lahey'de Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesinde yargılandığında da onun lehine tanıklık etmek için girişimlerde bulunmuştu. Peki bu çabaları karşılıksız mı kalmıştı? Hayır… Katil Miloseviç tarafından 'Sırp Şövalye Nişanı' ile ödüllendirilmişti. Milosevic'in 2006'daki cenazesine de katılan Handke, burada yaptığı konuşmada, "Yugoslavya için Sırbistan için Slobodan Milosevic için buradayım." diye dünyaya adeta meydan okumuştu. 
Bu kadar mı demeyin. Nobel'i kazandığı açıklandığında kendisine bu soykırım seviciliği sorulduğunda sinirlenen Handke, "Son 8-9 haftada okuyuculardan birçok harika mektup aldım. Bunlardan biri isimsiz bir mektuptu ve üzerinde bir tür dışkı kalıntısı olan tuvalet kâğıdı içeriyordu. Bu tür sorular soran gazetecilere boş sorularınız için isimsiz gönderilen dışkılı tuvalet kâğıdını tercih ettiğimi söylemek istiyorum." diye küstahlaşıyordu. Hatta Stockholm'de yapılacak protestolardan korkmadığını söyleyen Handke; " 4 yıl önce Ibsen Ödülü'nü almak için Oslo'ya gittim ve orada da birçok protesto yapıldı. Bana 'Faşist, faşist' dediler. Göstericilerle konuşmak için durdum ama onlar benimle konuşmak istemedi." şeklinde pişkince tavır alıyordu. Bizim itirazımız bunun içindi.
Tabi ödüle sevinenler de var. Sırp medyasında yer alan haberlerde yazar Handke "mükemmel bir dost" sözleriyle övülürken, Avusturya Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, "Peter Handke'ye teşekkür ettiğimiz çok şey var. Umarım bunu biliyordur" diye destek veriyor.
Bu ödül öyle bir ödül ki bu ödüle inanmayan adamlara bile veriliyor. O mu kim? Kim olacak tabi ki soykırımcı Peter… Handke, 2014'te yaptığı açıklamada Nobel Edebiyat Ödülü'nün, kazananlara "sahte bir azizlik mertebesi" yüklediği gerekçesiyle kaldırılması çağrısında bulunmuştu. Adamlar da sesini duymuş olacaklar ki sus payı mı diye ödülü vermişler sanırım. Bu tanıma göre de kendisi de 'Sahte Aziz' oluyor demek ki…
Gelinen son noktada elbette bu duruma itiraz edeceğiz. Ama sadece itirazla kalmayacağız. Biz de bu şaibeli ödül kurumuna karşı bir şeyler yaparak cevap vermeliyiz. Dinamiti icat eden ve ailesi 'ölüm taciri' olarak suçlanan bir adamın adına böyle bir ödül düzenleniyor ve yıllarca adından söz ettiriyorsa düşünmemiz gerekir. Peki, biz neden uluslararası ölçekte bir ödül kurumu oluşturmayalım? Adı Yesevi olur, Mevlana olur, Yunus Emre olur fark etmez… Biz de uluslararası düzeyde kültür ve edebiyat ödülleri kurumu oluşturmak zorundayız. Edebiyattan sinemaya, insan haklarından dünya barışına kadar ödüller vermeliyiz. 
Nurullah Çetin'in dediği gibi "Biz de mesela Amerika'da yaşayan, Amerika'yı uluslararası katil ve mazlum milletlerin zenginliklerini yağmalayan bir hırsızlık çetesi devleti ilan eden, Müslümanları ve Türkleri savunan Amerikan vatandaşı yazarlara… Avrupalı, Rusyalı, Çinli vs. olup da kendi ülkelerini soykırımcı, emperyalist, hırsız, katil ilan eden ama Müslümanları ve Türkleri masum ilan eden o ülke yazarlarına… Yahudi olup İsrail devletinin bir terör çetesi olduğunu söyleyen yazarlara ödül verelim." 
Hem de zaman kaybetmeden. İlgililere duyurulur.

YORUM EKLE