Uzmanlara mı yoksa dedikodulara mı inanıyoruz?

Bazı hastalıklar vardır ki neredeyse doktora gerek bırakmayacak kadar toplum bu konuda bilgilidir. Bunların en başında gelenlerden birisi bel ve boyun fıtığıdır. Maşallah sokaktaki vatandaş doktordan daha iyi biliyor ve herkesin bu konuda bir bilmişliği vardır. Bilmese bile duyduğuna beş katıp anlatma kabiliyeti vardır. 
Doktor ameliyat ya da farklı bir tedavi önerse de, doktorun onca bilgisi, diploması ve tecrübesi hiçe sayılarak, mahalledeki Ayşe teyze ya da Ahmet ağabeyin söyledikleri ağır basar. Hasta kişi, doktordan evvela dedikoduya inanmaya çoktan hazırdır zaten. 
Bugün aynı durumu Covid aşıları konusunda yaşıyoruz. Maşallah herkesin bir öngörüsü var ve şu anda Bilim Kurulu ya da doktorların tavsiyelerinden öte dedikodular dikkatimizi daha çok çeker olmuş.
Hayatımız boyunca onca ilacı, yan etkileri nedir sorusuna bakmadan avuç avuç kullanırız. Fakat her ne oluyorsa, pandemi başladığından beri dört gözle aşı bulunacak ümidini taşımamıza rağmen, aşı çıkınca ortaya atılan ne kadar boş laf varsa hemen hepsini önemser oluruz. 
Ben aşının olumlu ya da olumsuz yanlarını ölçecek kadar tıbbi bir bilgiye sahip değilim. O nedenle uzman gibi konuşmama gerek yok, fakat ölçü olarak konunun uzmanlarını dinliyorum. Kanaatim aşı olunması gerektiği yönünde.
İstatistiklere bakıp, son birkaç ayı baz aldığımızda, ne yazık ki hastanelerin yoğum bakım servislerinde hastalığı en ağır geçirenlerin aşısız olduğu da ayrı bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Bu bilgi paylaşımıyla birlikte, aşı olmamak konusunda direnen insanların kararlarını bir kez daha gözden geçirmelerini tavsiye ediyor ve pandemisiz günlerin bir an evvel dönmesini diliyorum. 

YORUM EKLE