GÜNCEL

Genç Filistin Atölyesi mensupları Filistin'i anlattı

Filistin Atölyesi ve Hitit Üniversitesi Bilinçli Gençlik Topluluğu tarafından düzenlenen "Bir Şeyler Söyler Filistin / Kendi Filistin'ini Anlat" panel serisinin dokuzuncusu Çorum Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. Panelde Bahar Atalay moderatörlük yaparken Genç Filistin Atölyesi mensupları Gül Hatice Uçar ve Nefise Havva Ek de konuşmacı olarak katıldı.

Paneli açan Bahar Atalay ilk sözü Gül Hatice Uçar'a verdi.

"Anlatacağım konuyu 'dünya devletlerinin sessizliği eşliğinde işgal' bir başka değişle 'İsrail işgali' olarak seçtim" diyerek sözlerine başlayan Gül Hatice Uçar, "İsrail işgalinin anlaşılabilmesi için önce işgalin ne olduğunu anlamak lazım. İşgal denilen şey, aslında bir devletin başka düşman bir devlet tarafından topraklarının bir kısmının ya da tamamının egemenlik kurmaksızın etkili ve fiili kontrolü demektir. Fakat işgalin de bir ahlakı vardır. Bir işgal hukuku söz konusudur. Normalde işgal hukuku, uluslararası insancıl hukukun bir alt dalıdır. Peki işgal hukuku nedir? İşgal hukukunu en basit haliyle şu iki maddeye indirgeyebiliriz: İlk olarak işgalci devletin, işgal ettiği devletteki kamu hayatı ve düzenini yeniden tesis ve temin etmesi gerekir.

İkinci olarak da işgal ettiği ülkede esaslı ve kalıcı değişiklikler yapmaması gerekir.

Özellikle işgal hukukuna değinmemin sebebi, İsrail işgalini diğer işgallerden ayıran özelliklerdir. Öncelikle İsrail, işgal hukukuna uymamaktadır ve hukuka aykırı davranışlarını saklama gereği bile duymamaktadır. İsrailli bazı önemli devlet adamlarının kamuoyuna rahatça yaptığı konuşmalara bakacak olursak bunu rahatlıkla anlayabiliriz: Savunma bakanı Yaov Gallant'ın Filistinliler için kullandığı 'insansı hayvanlar' lafı ve 'Gazze'ye elektrik, yiyecek, yakıt... her şey kapatıldı' açıklaması, Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un 'orada sorumlu olan bütün bir ulustur ve biz de onların omurgasını kırana kadar savaşacağız' sözleri, enerji ve altyapı bakanı Israel Katz'ın 'Gazze'deki tüm sivil nüfusa derhal bölgeyi terk etmeleri emredildi, biz kazanacağız, dünyayı terk edene kadar onlar tek bir damla su ya da tek bir pil alamayacaklar' ifadeleri her şeyi tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır. Bu açıklamalarla İsrailli yetkililer, işgal hukukunun gereği olan işgalci devletin kamu hayatını yeniden tesis ve temin etme zorunluluğunu çiğnediklerini ifşa etmişlerdir. Öte yandan Yahudi Kolonizasyon Dairesi Başkanı Joseph Weitz'in 'Ülkede her iki halka birden yer yok, tek çözüm Arapsız Filistin ve hepsini nakletmekten başka yol yok. Tek bir köy tek bir kabile bile bırakılmayacak.' ifadesi de işgal hukukunun diğer maddesi olan esaslı ve kalıcı değişiklikler yapılmaması maddesinin çiğnendiğini kanıtlamaktadır" dedi.

Her şey ortada olmasına rağmen dünya devletlerinin, Filistin'e karşı bir çifte standart uyguladığını kaydeden Gül Hatice Uçar, "Bu ikiyüzlülüğün daha rahat anlaşılması için Ukrayna-Rusya savaşından sonra Rusya'nın aldığı bazı cezalara bakmak yeterli olacaktır. Örneğin Rusya'nın SWİFT sisteminden çıkarılması, merkez bankası rezervlerinin dondurulması, petrol ambargosuna maruz kalması, doğal gaz sevkiyatının azaltılması, FIFA ve Eurovizyondan çıkarılması gibi çok sayıda yaptırımla karşı karşıya kaldı. Ancak Rusya'nın yaptıklarıyla karşılaştırılamayacak kadar kötü işler yapan İsrail'e hiçbir ceza verilmedi. Bizlerin Filistin'in yanında durması için öncelikle kendimizi eğitmemiz gerekiyor. Genç Filistin Atölyesi olarak kendimize bunu ilke edindik. Onun için Filistin Sözlüğü okumalarının önemli olduğunu ve bizler için çok öğretici olduğunu söylemek istiyorum. Böylece dünyada olup bitenleri de anlamaya başladık. Büyük güçlerin kötülüklerini anlamaya başladık. Dünyanın her yerinde ezilen, yoksul bırakılan devletleri görmeye başladık. Filistin'in özgürlüğünün hepimizin özgürlüğü olduğunu kavramaya başladık" şeklinde ifade etti.

Uçar'ın konuşmasından sonra sözü alan Nefise Havva Ek ise şunları dile getirdi:

"Soykırım, İsrail deyince aklımıza ilk gelen şeylerden biridir. Soykırım ile işgal arasında sıkı bir ilişki vardır. İşgal sadece toprakları değil, her şeyi kapsamakta. Baskının olduğu yerde direniş de ortaya çıkar. İsrail nasıl ki soykırım, işgal ve baskı ile anılıyorsa, Filistin de direniş, dayanışma ve onurla anılmaktadır. Ben bugün bazı örneklerle kendi Filistin'imi anlatmak istiyorum. İlk örneğim, Filistin'e destek veren bir dondurma markasının İsrail çıkarları için nasıl ele geçirildiği ve üzerine çöküldüğü ile ilgilidir. 2021 yılında bu dondurma markası, Filistin'e destek verdiğini açıkladı ve ürünlerinin İsrail'e satılmasına karşı çıktı. Üstelik bağlı oldukları holdinge de itiraz ederek bu kararlarında ısrarcı oldular. Ancak holding İsrail'deki faaliyet haklarını işgalci İsraillilere devretti. İşgalci İsraillilerin eline geçen marka, İsrail'de markanın adını kullanarak dondurma üretmeye başladı. Dondurmayı, içine çikolatadan Davut yıldızı serpiştirip İsrail'in 'resmi dondurması' olarak pazarlamaya başladılar. Üstelik satış gelirlerinin yarısını da işgalcilere bağışlamaya başladılar. Maalesef, biz de böylece ahlaki değerlerin dondurmayla beraber eriyip gidişini izliyoruz. Bu verdiğim örnek İsrail işgalinin sadece toprakla sınırlı olmadığını markaları da kapsayabildiğini göstermektedir. İkinci örnek, Filistin'in onurlu direniş ve dayanışması ile ilgili. 1980'de İsrail iç güvenlik birimi tüm orduyu harekete geçirdi. Herkesin ani bir operasyon için hazırlık yapması emredildi. Operasyon, Filistin'in Batı Şeria bölgesinin Beyt Sahur kasabasına yapılacaktı. Bölgedeki tüm İsrail askerleri Beyt Sahur'un sokaklarına doluştu. Ortalık mahşer meydanına dönmüş, tüm evlere zorla giriliyor ve bazı insanlar aranıyordu. Ancak aradıkları hedefe ulaşamıyorlardı. Tüm kasaba halkı sanki sözleşmiş gibi davranıyor, yapılanlara karşı pasif bir direniş sergiliyorlardı. İsrail işgal kuvvetleri, katı kuşatmaya rağmen bir türlü sonuç alamıyorlardı. Aylardır kasaba dışına bir kuş bile çıkmamış olmasına rağmen istenen elde edilemiyordu. Bu durum tam 4 yıl sürdü. Filistin onurlu dayanışmasının göstergesi olan bu olay, filmlere ve belgesellere konu olacak, kasabadaki Filistinlilerin İsrail ordusuyla (4 yıl boyunca) nasıl dalga geçtiği anlatılacaktı. Yoğun kuşatmaya rağmen İsrail amacına neden ulaşamamıştı? Çünkü Filistinliler kitlesel seferberlik ilan etmiş ve boykot yapmaya başlamışlardı. Üstelik sadece boykotla yetinmemiş, kendi geleceklerini kontrol etmek için ihtiyaç duydukları malları üretmeye başlamışlardı. Filistinliler 'belki topla tüfekle saldıramayız ama en azından top tüfek kadar fayda sağlayacak bir şey yapmalıyız' diyerek bir fikir bulmuşlardı. Üçüncü bir örnek de bu boykotun parçası olarak düşünülebilecek bir gelişmedir. Filistinliler kendilerine yapılan zulmü benimsemeyen Yahudi bir çiftçiden 18 tane inek alıyorlar. Ama bu çok risklidir. Onun için Filistinliler, ineklerin sütlerini gece sağıp, gece dağıtmaya başlıyorlar. Bu olay bir zaman sonra İsrail'in dikkatini çekmeye başlar. Filistinlilerin bu çiftliği kapatmalarını isterler. Ama Filistinliler üretimi daha da arttırarak cevap verirler. İsrail, adeta bu 18 ineğe terörist muamelesi yapar ve aramaya başlar. Ancak tüm aramalarına ve istihbarat ağına rağmen inekler bulunamaz. Üstelik süt üretimi de devam eder. Bu örnek Filistinlilerin şiddet kullanmadan direnmesinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Maalesef bu tarz örnekleri, siyonizmin etkisindeki medyada yer bulmadığı için, bizler de bilmiyoruz. Bu üç olay üzerinden işgali ve buna karşı mücadeleyi örneklendirmeye çalıştım.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Sosyal medya da geleneksel medya gibi Filistinlilerin sesini ve doğruları yeterince aktarmıyor. Filistinli çocuklar ölürken dünyada yeterince tepki olmamasının nedeni budur. Bizler bu konuda uyanık olmalı, doğru kaynaklardan doğru bilgileri almalıyız. Bu sadece Filistin ile ilgili bir şey de değildir. Siyonistler tüm dünyayı zehirliyorlar. Onun için Filistin'in özgürlüğü hepimizin özgürlüğüdür."

Konuşmalardan sonra gençlerin sunumlarından takdirle bahseden dinleyicilerin soru ve katkılarıyla program son buldu.