Mustafa ÖZÇATALBAŞ-Türkçe’yi Paralama

Türk'üz, ana dilimiz Türkçe’dir İsmimiz onunla ezanla kulağımıza üflenmiştir. Dilimiz ve dinimiz bizi ayakta tutan vazgeçilmezimizdir. Hal ve gerçek böyleyken hele de içinde bulunduğumuz asrın son çeyreğinde Türkçemiz yoğun bir yabancı kelime istilasındadır. Türkiye'ye, İslam'a hiç de dost olmayan batının zayıflatma, hükmetme niyet ve taktiklerinin bir tezahürüdür bu bir bakıma. Uyanmalıyız, bilir ve inanırız ki zillete düşürülmek istenen milletlerin önce milli ve manevi değerleri (dili ve diniyle) oynanır zayıflatılır. Maalesef giden on yıllar boyu siyasilerimiz başta olmak üzere, partiler, üniversitelerimiz, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, sivil toplum örgütleri camiler okullar, gereğini yapmamış hala da yapmamaktadırlar. Boyalı basın: medya, tv kanalları reyting adına Türkçe’ye saygısız davranmakta  budalalık derecesindeki yabancı hayranlığına seyirci kalmaktadırlar.
Akıp giden zaman içinde çoğumuz gaflete düşüp dilimize sokulan o yabancı kelimeleri kullanarak hata yaptık, kullandık. Bendeniz mesela, Türk Dili ve Edebiyatı tahsili yapmış bir öğretmen olarak yıllar önce yayınladığım bir kitabıma (Nostaljik Hikayeler) adını koymuşum. Çok acı, pek ayıp. Özür diliyorum herkesten. Birkaç yabancı kelime kullanmaktan bir şeycik olmaz deme lüksümüz yoktur. Velhasıl vatan, millet, bayrak, ezan bekasına yüreğinde sevdası olan herkes bu hoyrat bu berbat gidişe artık dur demeli. Halkımız Türkçeye saygı adına bilinçlendirmelidir. Gereğini yapmazsak, emanete ihanet etmiş olarak  gelecek nesillere temiz bir Türkçe dahi bırakamayacağız.
Kendimizi inkar eder, süte su katarcasına Türkçe karşılığı olduğu halde gereksizce dilimize sokulan şu yaban kelimelere bakın:
İki yeniyetmeden biri diğerine;
-Saçın başın papaza dönmüş kanka, kuaföre gitsene. (Arkadaş berbere gitsene değil)      
Dolaşırken çarşı pazarda  mesela, iyiden karnınız acıktı. Midemizden yavru kurt ulumaları gibi sesler geliyor, nereye gidersiniz?
-Restorana (lokanta, aşçıya değil)
Menüde neler var?(Yemek çeşitleriniz neler deme yok)
-Peki hafta içi mutfak tamtakır, ne gelir aklınıza?
-Market (Bakkal değil)
-Şu koca bina kapısında gireni çıkanı gözetleyen kim?
-Badigart (Güvenlikçi değil)
Pastalı börekli çaylı meşrubatlı şu karşı yerde oturalım mı biraz?
-Kafeye mi?(Pastane, kahvane değil)
-Bak bak televizyonda milli maç var. Aha bir gol daha bizden..
-Oleeey! (Yaşa, olmaz)
-Emme daha beş dakika var finale (Maç sonuna değil)
-Karşı takımda star oyuncular var ama (yıldız oyuncu değil)
Ofis var, (İş yeri, işletme yok)
Piknik deme var (kır gezisi deme yok)
Soruyor sinir doktoru hastasına:
-Şikayetiniz ne?
-Odada tek başına kalma fobisi (yalnızlık korkusu değil)
Başka?
-Ete ve de sempatik bayan hobisi var bende efendi ne yapmalıyım?  (Et yemeği ve de  neşeli bayan hobime çare ne? 
V.s. v.s  v.s.
Bu sabah bizim binanın altındaki dükkana girdim. Sahibine dedim ki; 
 -Sana bundan sonra tıraş olmam için şu camdaki (KUAFÖR) yazısını BERBER olarak değiştirmen gerek, yoksa gelmem!
Haydi dostlar ana sütümüz gibi temiz asil Türkçe kelime kullanmaya.

YORUM EKLE