GÜNCEL

‘Filistinli masumlar duyarlı olması gerekenlerin kayıtsızlığı ile kuşatılmış’

Filistin Atölyesi ve Hitit Üniversitesi Bilinçli Gençlik Topluluğu etkinlikleri arasında yer alan “Bir Şeyler Söyler Filistin/ Kendi Filistin’ini Anlat” programının 6’ncısı Çorum Kültür Merkezinde gerçekleştirildi.

Moderatörlüğünü Pınar Ayşe Gidiş’in yaptığı panele konuşmacı olarak Gül-Der Başkanı Necat Yazıcı ve TDED Şube Başkanı Turhan Candan, Filistin ile ilgili duygu ve düşüncelerini dile getirdi.

Açılış konuşmasında, “Bir Şeyler Söyler Filistin/ Kendi Filistin’ini Anlat” etkinliklerinin amacından bahseden Pınar Ayşe Gidiş, farklı toplumsal kesimlerden gelen konuşmacıların kendi perspektifleri ile Filistin üzerine konuşmalarını çok değerli ve öğretici olduğunu anlattı.

Gidiş, programların zenginleşerek devam edeceğini ve herkesin kendi Filistin’ini anlatması için bir platform oluşturmaya çalıştıklarını belirtti.

Gidiş, “Öğrencilere, öğretmenlere, STK temsilcilerine, sendika üyelerine, basın mensuplarına, ev hanımlarına, siyasi parti temsilcilerine kısacası okumayı ve araştırmayı seven herkese kapımız açıktır” diyerek sözlerini tamamladı.

Panelde ilk konuşmayı yapan Gül-Der Başkanı Necat Yazıcı, “Filistin: Sessiz Çığlık” başlıklı konuşmasında, “Sessiz çığlık, ifade edilemeyen, kelimelere dökülemeyen acıyı, ızdrabı, korkuyu, öfkeyi ve çaresizliği ifade etmek için kullanılır ve bu haliyle tam da Filistin’de ve Gazze’de yaşanan trajedinin ne olduğunu bize gösterir” dedi.

Filistin’in 1948’de siyonist devletin kuruluşundan başlayan ve neredeyse seksen yıla yaklaşan bir çaresizliğin adresi olduğunu kaydeden Necat Yazıcı, “1987 yılındaki ilk İntifada ile başlayan haklı öfke en son 7 Ekim Aksa Tufanı ile artık tüm yeryüzü halklarının gündemi oldu. Bunca haklılığına rağmen Filistin neden hala sessiz çığlık olarak anılıyor? Çünkü Filistinli bir büyük çaresizliği yaşamaktadır ve bu insanlık dışı saldırıya güç yetirememektedir. Filistinli masumlar duyarlı olması gerekenlerin kayıtsızlığı ile kuşatılmıştır. Kendi haklı mücadelesine sahip çıkan olmadığı için ya da çıkılıyormuş gibi yapıldığı için bir umutsuzluk girdabındadır; o yüzden Filistinlinin çığlığı sessizdir. Bizler işte tam da bu noktada bu sessiz çığlığın duyulur hale gelmesi sorumluluğu altındayız. Sessizce çığlık atan o masumların sesi olmak, seslerini onlar adına yükseltmek zorundayız. Bu, bugün olmasa bile hesap gününde karşımıza bir soru olarak mutlaka çıkacaktır” ifadelerini kullandı.

Bugün Filistin’in haklı davasını sahiplenmesi gereken uluslararası örgütlerin bu sınavda sınıfta kaldığının altını çizen Necat Yazıcı, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi sadece siyonistlere hizmet etmektedir. Yalnızca Uluslararası Ceza Mahkemesinin cesur ve kararlı bir duruş sergilediğini görüyoruz. Diğer taraftan ulusal devletler de bu çığlığa duyarsız kalmışlardır. Küresel kuşatılmışlık hali içinde bazı devletlerin siyonistlerden bile daha aşağı bir alçaklığa soyunmuş olmaları ibretlik bir görüntüdür. Çok az da olsa bazı devletlerin kararlı ve asil duruşları yüreğimize ancak bir nebze su serpiyor. Bu durumda bu haklı davayı savunmak elbette her zaman olduğu gibi sivil unsurlara kalmaktadır. Hangi dini inanca mensup olduğu ya da hangi ırktan olduğu fark etmeksizin halklar Filistinli mazlumların yanında yer aldığını kitlesel eylemlerle çok güçlü biçimlerde göstermişlerdir. Sumud örneğinde olduğu gibi sivil toplum kuruluşları, yine dünya çapındaki kimi sanatçılar, düşünürler, sporcular da büyük bir cesaretle siyonist ahlaksızlığa cephe alabilmişlerdir. Boykot hareketi tüm engellemelere ve aymazlıklara rağmen kararlı bir şekilde sürdürülmekte ve siyonistlerin finansörlerini zor durumlara düşürmektedir. Bütün bu olumlu gelişmeler insanlığın vicdanının artık yeniden dirildiğini göstermektedir. Siyonist katillerin belki de hesap edemediği tek şey bu gerçekti. Çok ağır bir bedel ödedi Filistin’in masum evlatları, ama bu bedel çok uzun zamandır sessizliğe gömülmüş olan insanlığın vicdanını uyandırmış oldu. Uyanan bu vicdan hepimizin artık neredeyse tek umudu olmuştur. Bizlerin de bu küresel vicdana eklemlenmemiz ve bu vicdani hareketi beslememiz gerekiyor. Bunu gerçekleştirmek için öncelikle kendi konfor alanlarımızdan çıkmayı başarmamız gerekiyor. Ardından Filistin örneğindeki gibi haklı davaların savunuculuğunu ve sözcülüğünü yapacak kendi aydınlarımızı, alimlerimizi, siyasetçilerimizi, sanatçılarımızı, yazarlarımızı, şairlerimizi nasıl yetiştireceğimize kafa yormalıyız” ifadelerini kullandı.

Yazıcı, “Filistin meselesi artık tüm insanlığın bir imtihanıdır” diyerek sözlerine son verdi.

TDED Çorum Şubesi Başkanı Turhan Candan ise “Ağır Hikaye: Filistin” başlıklı konuşmasına Filistin coğrafyasının ağırlığını anlatarak başladı.

“Dünya haritasının en ağır noktası diyebiliriz bir geçiş noktası, insanlığın en eski hikayelerinin gerçekleştiği nokta. Sadece Müslümanlar için değil, diğer milletler için de böyle. Geniş değil ama kıymetli bir coğrafya” diyen Candan, Erbakan’ın siyonizmle ilgili sözlerinin kendisini aydınlattığını belirtti.

“O dönemde ‘her taşın altında siyonist mi var?’ diyerek Erbakan’ı eleştiren kişiler vardı. Zaman bize onun haklı olduğunu gösterdi. Daha sonra kıymetli edebiyatçıları okudum: Sezai Karakoç, Necip Fazıl, Cahit Zarifoğlu ve Kudüs şairi Nuri Pakdil” diyen ve Ahmet Turgut’un Rachel Corrie’nin hikayesini anlattığını ve bu anlatımın kendisinde Filistin’e gitme arzusu uyandırdığını söyleyen Candan, daha sonra bu topraklara gitme fırsatı bulduğunu anlattı.

Kudüs’e giderken İslam peygamberinin Mirac’a yükseldiğini, 2000 yıllık zeytin ağaçlarını ve Hz. İsa’nın son yemek yediği yeri görmenin eşsiz duygular uyandırdığını belirten Candan, “Zamanın ağırlığı ve mekânın ağırlığı her adımda hissediliyordu” dedi.

Burç el Laklak’ın yöneticisi ile görüşmelerinden de bahseden Candan, “Organize olmuş bir gençlik var. Mescid-i Aksa’nın kapılarını kapatanlara öfkelenen çocuklar var. Aylarca, yıllarca hapis yaratanlar var ama çıktıktan sonra yine direnmeye devam eden küçücük çocuklar var. Onların gözlerine bakmak çok ağır” dedi.

Candan, Burç el Laklak sorumlusu Musa Hicazi’nin şu sözlerini aktardı:

“Para, silah, ilaç evet ihtiyaç ama bizim en çok size ihtiyacımız var. Buraya gelmeye devam etmelisiniz. Ve dedi ki: ‘Askerlerin yanından geçerken yüksek sesle Türkçe de konuşun’. Dediğini yaptık, askerler sırtını döndü. Musa Hicazi dedi ki: ‘Gurbetten abimiz geldi gibi oluyoruz siz yanımızdayken, onlar sırtını dönerler çünkü sizden hem korkarlar, hem sevmezler.”

Orada Filistinli Nüfus teyze ile tanıştıklarını da anlatan Candan, şu hikayeyi paylaştı: “İsrail istediği Filistinlinin evini yıkıyor ve gaspçı yerleşimcileri yerleştiriyor. Rachel Corrie’nin hikayesi burada çok önemli. Bu adaletsizliği önlemek için Rachel Corrie de can vermişti… Nüfus teyzeye evini, arsanı ‘sat’ diyorlar, 1-2 milyon dolar teklif ediyorlar. Satmıyor, ev tamamen kurşunlanıyor, tehdit ediliyor ama yine de satmıyor. O bir direnişçi. İşte Filistin’in neden ‘ağır bir hikaye’ olduğunu gösteren en önemli örneklerden biri de budur.”

Candan, “STK’lar olarak biz de çok şey yapabiliriz. Mazeretimiz asla olmamalı. Bugün tüm dünya siyonizmi anladı. Çocuklarımıza artık siyonizmi kolayca anlatabiliyoruz. Ancak tüm dünyayı bu tehlike karşısında uyaran Filistin oldu” dedi.

Şeyh Ahmet Yasin’in 2003’teki mektubunu hatırlatan Candan, “Bir gün gelecek, bir gece top yekûn saldıracaklar. Bu esnada siz televizyon izlerken ağlayabilirsiniz. Ancak bizim sizden tek bir beklentimiz var, sadece onlara yardım etmeyin yeter” sözlerini hatırlattı ve “Maalesef bu tespitin doğruluğunu şimdi görüyoruz. Onun için siyonizme yardım anlamına gelebilecek her hareketten kaçınmalı, başta boykot olmak üzere siyonizm ile mücadele de elimizden gelen her şeyi yapmalıyız” diyerek sözlerine son verdi.

Konuşmalardan sonra bir değerlendirmede bulunan Gidiş, her iki konuşmacının da Filistin davasında vicdanın, sessizliği bozmanın, sanatın, edebiyatın ve somut dayanışmanın önemini vurguladığını söyledi.

(Haber Merkezi)