Çorum İnsani Değerler Platformu, Azerbaycan’da devlet okullarında uygulanan başörtüsü yasağına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

Açıklamada, okul kıyafetlerine yönelik düzenlemelerin başörtülü öğrenciler ve öğretmenler üzerindeki etkilerine dikkat çekilerek uygulamanın kaldırılması çağrısında bulunuldu.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihî ve kültürel bağlara da değinilen açıklamada, kardeşlik ilişkilerinin yaşanan sorunlara karşı eleştirel bir tutum sergilenmesine engel olmaması gerektiği ifade edildi.

Platformun açıklamasında şu ifadelere yer verildi: “Azerbaycan’da okullarda başörtüsü yasaklandı mı?” sorusuna, “Azerbaycan’da başörtüsü daha öncesinde serbest miydi ki?” sorusuyla cevap vermek gerekir.

Hayır, Azerbaycan’da başörtüsü hiçbir zaman gerçek anlamıyla serbest olmadı. Nitekim kimlik belgesi, pasaport ve ehliyet gibi resmi evraklarda başörtülü fotoğrafı kabul etmeyen Azerbaycan yönetimi, en başından itibaren kamusal alanda İslami kimliği tanımıyordu.

Ancak; son aylarda hız kazanan başörtüsü yasağı ve İslam düşmanlığı hukuki ve siyasi boyutlarıyla ele alınmalıdır.

Azerbaycan Milli Meclisi’nin geçtiğimiz Temmuz ayında Genel Eğitim Hakkında Kanuna “millilik ve laiklik” ilkelerini eklemesiyle süreç bilinçli bir plan doğrultusunda işletilmektedir. Alınan kararda, öğrencilerin belirlenmiş okul kıyafetinin bütünlüğünü bozan veya genel eğitimin laiklik ilkesine uygun olmayan unsurları kullanmasına izin verilmeyeceği hükme bağlandı.

Bu adım, zaten fiiliyatta hukuksuzca işletilen yasakçı anlayışa resmi bir zemin kazandırmıştır.

Aliyev yönetimi bu “avı” gerçekleştirirken dindar insanları değil, “İran ajanlarını” hedeflediğini iddia etmektedir. Ancak, Azerbaycan'daki başörtülü kadınların tamamının Şii olmadığı, Şii olanların da hepsinin İran taraftarı olmadığı açık bir gerçektir.

YASAK SAHADA AÇIK BİR İNANÇ ZULMÜNE DÖNÜŞTÜ!

Azerbaycan’dan gelen görüntüler, insanın vicdanını sızlatıyor. Başörtüsünü yasaklayan kılık-kıyafet yönetmeliği, sahada açık bir inanç zulmüne dönüşmüş durumda. Başörtülü kız çocukları okul kapılarından geri çevriliyor. Eğitim görmek isteyen küçücük çocuklar, inançlarının gereği olarak başlarını örttükleri için sınıflarına giremiyor. Yıllarca emek vererek öğretmenlik yapan kadınlar da başörtüleriyle mesleklerini sürdürme hakkı ellerinden alınmakla karşı karşıya bırakılıyor. Başörtülü öğrencilerin gözyaşları ve öğretmenlerin öğrencileriyle vedalaşma görüntüleri, meselenin kâğıt üzerindeki bir kıyafet düzenlemesinden ibaret olmadığını açıkça gösteriyor.

Bu yasakçı tavır Azerbaycan toplumunun çeşitliliğini yok saymakta; devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olan dindar kesimleri sistematik bir biçimde sistemin dışına itmektedir. Olası her türlü itirazı peşinen “İran eksenli bir dış tehdit” olarak yaftalamak rejime kısa vadeli bir konfor sağlasa da, bu durum uzun vadede kendi halkını yabancılaştıran ve toplumsal fay hatlarını derinleştiren sürdürülemez bir baskı mekanizmasına dönüşmektedir.

BİR MİLLET, İKİ DEVLET SÖYLEMİ ZULMÜ MEŞRULAŞTIRAMAZ

Türkiye’de medyanın ve siyasetin sürekli dilinde olan "Kardeş Ülke”, “Can Azerbaycan", “Bir Millet, İki Devlet” gibi retorik sloganlar zulümleri meşrulaştırma kalkanı olarak kullanılamaz. Tarihî, kültürel ve stratejik kardeşlik bağlarını ifade bu söylemler, Aliyev yönetiminin yürüttüğü iç ve özellikle İsrail’e yakın dış politikalarıyla tezatlık teşkil etmekte ve Müslüman halkların vicdanında derin yaralar açmaktadır.

Hükümet yetkilileriyse yaşananları bir iç siyaset olarak tanımlayarak, eleştirel bir tavır sergilemekten kaçınmaktadır. Oysa 28 Şubat ve bu yasakçı zihniyeti en iyi bilen şu anki iktidardır. Bazı ülkelerin ve odakların iki ülke ilişkilerini zedelemek için faaliyet yürüttüklerini, buna müsaade etmeyeceklerini belirterek, aslında bu süreçte Azerbaycan’daki başörtüsü yasaklarını ve Azerbaycan’ın İsrail ile temasını eleştirenlerin tepkilerini de kendince mahkûm etmektedir. Oysa olması gereken, gerçekten bir kardeşlik varsa, bu yasakçı zihniyetin kimseye fayda vermediği gibi Azerbaycan’a da vermeyeceği hatırlatılarak, bu yanlış adımdan dönmesi için uyarılarda bulunmak ve bu baskılara son verme çağrısı yapmaktır.

Emekli bankacı hayatını kaybetti
Emekli bankacı hayatını kaybetti
İçeriği Görüntüle

BAŞÖRTÜSÜ ALLAH’IN EMRİ, MÜSLÜMAN KADININ KİMLİĞİDİR!

Başörtüsü bir okul forması, hatta sadece bir insan hakkı meselesi de değildir. Başörtüsü, Müslüman kadının bizzat şahsiyeti, Allah’ın ona bahşettiği kimliğidir. Tek bir kişi bile mağdur edilse bu kimliğin izzetini savunmaya devam etmeliyiz. Bu yasakçı yönetmelik kaldırılmadıkça Müslümanların başı üzerinde sallanan bir tehdit kılıcı olmaya devam edecektir.

Bizler İslam’a ve sembollerine karşı yapılan zulümlerle dünyanın neresinde olursa olsun mücadele etmeye devam edeceğiz. Filistin direnişimiz ne ise, Azerbaycan’daki başörtüsü mücadelesi de odur. İnancımıza ve kardeşlerimize dönük bu düşmanca politikalardan vazgeçilinceye kadar her alanda sesimizi yükseltmeyi sürdüreceğiz.”

Muhabir: Haber Merkezi