Dijital Küresel Meydan ve Filistin
İçin Çevrim İçi Mücadele
Esra Dalyan
Bir hashtag, bir fotoğraf, birkaç saniyelik bir video ya da dünyanın farklı noktalarından yapılan binlerce paylaşım… Dijital çağda bir halkın yaşadığı acıların görünür kılınması, dayanışmanın örgütlenmesi ve uluslararası kamuoyunun harekete geçirilmesi artık yalnızca geleneksel iletişim kanallarına bağlı değil. Dijital mecralar, coğrafi sınırları aşan yeni bir karşılaşma ve mücadele alanı oluşturuyor.
Dijital dayanışma, insanlığın ortak bir amaç doğrultusunda güç ve eylemlerini birleştirme ihtiyacından doğan küresel bir olgudur.
Sosyolojik açıdan konuyu ele aldığımızda, Émile Durkheim’ın toplumsal yapıyı açıklarken vurguladığı “organik dayanışma” kavramının dijital çağda yeniden biçimlendiğini görmekteyiz. Mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya geçen toplumlarda bireyler arası iş bölümü artar. Dijital platformlar ise bu yapıyı bir adım öteye taşıyarak ağ tipi (network) bir dayanışma modeli sunar.
Peki, dijital mecralar dayanışmayı mümkün kılmanın yanı sıra toplumsal ve siyasal mücadelelerin yürütülme biçimini de dönüştürür mü?
Dijital eylemcilik, toplumsal bir amacı gerçekleştirmek için dijital araçlar, internet platformları ve sosyal medya ağları üzerinden yürütülen kolektif hareketlerdir. Clay Shirky’nin “sosyal medyanın politik gücü” kavramı bu dönüşümü anlamak açısından önemlidir. Martin Luther’in matbaayı kullanarak kilisenin bilgi tekelini kırması ve fikri dönüşümü başlatması gibi, günümüzde de sosyal medya halkın sesini duyurma imkanı sunarak geleneksel medyaya alternatif güçlü bir alan yaratmıştır.
Geleneksel iletişim modellerinde bilgiyi belirli odaklar kontrol ederken dijital platformlarda bireyler kendi içeriklerini üretebilmekte, toplumsal hareketleri hızla organize edebilmekte ve sivil katılımı artırmaktadır. Bu süreç, bireylerin sadece edilgen birer izleyici değil, aktif birer eylemci ve kamuoyu oluşturucu haline gelmesini sağlar. Ancak bu dönüşüm, dijital mecralarda dolaşıma giren her bilginin eşit ölçüde görünür olduğu veya her sesin aynı oranda duyulabildiği anlamına gelmez.
Dijital eylemciliğin en pratik ve etkili araçlarından biri hashtag (#) kampanyalarıdır. X (Twitter), Instagram, Facebook ve TikTok gibi platformlarda içeriği kategorize etmek amacıyla kullanılan hashtag’ler, aynı konu etrafında toplanan insanların sesini tek bir odakta birleştirir. Bu sayede yerel bir mesele, kısa sürede uluslararası kamuoyunun gündemine oturabilir.
Güncel bir örnek olarak Ekim 2023 sonrası İsrail’in şiddetini artırdığı saldırılarla Filistin’de yaşanan insani krize yönelik yürütülen dijital kampanyalar verilebilir. #FreePalestine ve #GazaUnderAttack gibi hashtag’lerle yapılan paylaşımlar, yaşanan hak ihlallerinin ve insani krizin uluslararası kamuoyunda görünürlük kazanmasına katkı sağlamıştır. İsrail’in destekçisi Batılı ülkelerin ve bazı sosyal medya platformlarının getirdiği içerik kısıtlamaları, hesap engellemeleri ve platformların içerik politikalarına ilişkin tartışmalar ise dijital alanın sanıldığı kadar sınırsız ve tarafsız olmadığını göstermektedir.
Filistin meselesi, dijital çağda dayanışmanın ne anlama geldiğini yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Bir yandan dünyanın farklı coğrafyalarındaki insanlar, dijital mecralar aracılığıyla Filistin’de yaşananları takip edebiliyor, tanıklıklarını paylaşabiliyor ve dayanışma ağlarına katılabiliyor. Diğer yandan bu mecraların görünürlüğü belirleyen algoritmik yapıları, içerik politikaları ve erişim kısıtlamaları yeni mücadele alanları ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla dijital meydan yalnızca seslerin buluştuğu bir alan değil, hangi seslerin duyulacağına ilişkin mücadelenin de sürdüğü bir alan.
Belki de bugün sormamız gereken soru, dijital mecralarda ne kadar görünür olduğumuzdan çok, bu görünürlüğü nasıl bir dayanışmaya dönüştürebildiğimizdir. Dijital mecralarda oluşan ortak vicdani ses, İsrail’in sürekli olarak uyguladığı insan hakları ihlallerinin, katliamların ve soykırımın belgelerini uluslararası kamuoyuna duyurmanın önemli araçlarından biridir. Bu sesin gerçek bir toplumsal karşılık bulması ise hepimizin sorumluluğundadır.





