Gül Gençlik, Eğitim, Kültür ve Dayanışma Derneği(GÜL-DER) Başkanı Necat Yazıcı, kontrolsüz dijitalleşmenin toplumun temel değerlerini ve özellikle çocukların geleceğini tehdit ettiğini belirterek, aileden eğitime kadar tüm kesimlere ortak sorumluluk çağrısında bulundu.

Necat Yazıcı, kaleme aldığı değerlendirmede kontrolsüz dijitalleşmenin bireylerin gerçeklik algısını zayıflattığını, toplumsal değerleri aşındırdığını ve özellikle çocuklar ile gençlerin bu süreçten olumsuz etkilenebileceğini ifade etti.

Aile, eğitim, kültür ve kamu kurumlarının dijitalleşmenin olumsuz etkilerine karşı ortak hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Yazıcı, yüz yüze iletişim, paylaşım kültürü ve geleneksel toplumsal bağların güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

ARCA ve Ahlatcı Türkiye'nin en büyükleri arasında
ARCA ve Ahlatcı Türkiye'nin en büyükleri arasında
İçeriği Görüntüle

Yazıcı, değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:

“Dijital yozlaşma gerçeklik algımızı bozuyor. Artık neyin gerçek neyin sahte olduğunu anlamakta hakikaten zorlanıyoruz. Gerçeklik algısını yitiren bir kimse rüzgârın önünde savrulan çerçöpten farksız bir haldedir ve her türlü manipülasyona açıktır artık.

Bu durum din, ahlak, gelenek, aile gibi kadim insanlık değerlerini de tehdit ediyor. Bilginin kaynağı kitap/yazıdan görsele doğru kaymaya başladı. İllüzyonlarla şekillenen görselin ne kadar bilgi içerdiği tam bir muamma haline gelmiştir. Sosyal medya artık bir tür sihir alanı olmuş, youtuber denilen fenomenler de sihirbazdan farksız bir hale gelmiştir. Bir süre sonra karşımıza dijital bir inanç/din olgusu çıkarsa şaşmamalıyız.

Zihinsel rüşde ermeden daha küçük yaşlardan itibaren maruz kaldığı dijital saldırılar neticesinde doğruyu yanlışı ayırt edebilecek yetkinlikten mahrum kalan genç dimağlar, küresel kötülüğün elinde istenilen şeklin verildiği bir oyun hamuruna çevrilmiş gibidir adeta. Dikkatli ve duyarlı olmazsak çocuklarımız bizim olmaktan çıkabilir.

İnsanlığa dair bildiğimiz, biriktirdiğimiz her şey ciddi bir tehditle karşı karşıyadır. O nedenle karşılıklı sohbet, hasbi arkadaşlıklar, mahalle tarzı yaşam, doğa ile uyumlu kentleşme, birlikte ibadet, ihtiyaç kadar tüketim, paylaşımcılık, diğerkamlık vb. klasik ilişkiler ve alışkanlıklar bu tehdit karşısındaki en önemli savunma mevzilerini oluşturmaktadır. Buraları güçlendirmek zorundayız.

Aşırı ve kontrolsüz dijitalleşmenin de etkisiyle herkesin kendi özelinde hayatını tükettiği ve çılgınca hak peşinde koştuğu bir dünyaya evrilmiş durumdayız. Oysa sorumluluklar yerine getirilmeden hak talep etmek tam bir ahlaksızlıktır. Birilerinin çıkıp, “Durun ey kalabalıklar, ilerisi bir uçurum” diye haykırması gerekiyor.

Bu ülkenin politika yapıcıları, kanaat önderleri, eğitimcileri, aile büyükleri, aydınları, sanatçıları ve anne babalar bu konularda ortaya çıkacak zarardan ve yıkımdan birinci derece sorumludurlar. Kimse sadece başkasını suçlamamalıdır, hiçbir günah tek başına işlenmemiştir. Her ne yapıyorsak bu olumsuz durumu izale edecek şekilde yapmalıyız. Kamu kaynaklarını bu felaketi önlemek için seferber etmek zorunluluğu vardır.

Bir şeyin kıymetini artık onu kaybetmeden de anlamak zorunda olduğumuzu fark etsek iyi olacak. Değilse akıbetin iyi olduğunu söylemek hiç de mümkün değil. Sonradan edilen ah vahın hiçbir anlamı yok.”

Muhabir: Haber Merkezi