Siyasal edebiyat okumalarımızın 21. kitabıyla tahlillerimize devam ediyoruz. bu vesileyle özellikle Anadolu irfanına en hassas yaklaşan ve aktaran Mustafa Kutlu gibi bir efsanenin kitabını sizlere sunmaya çalışacağız.
Bu kitap bize; inandığımız bir "dava" için nasıl samimi olarak bir araya geldiğimizi, canı pahasına mücadele ettiğimizi ancak sonrasındaki yozlaşmalarla "dava yolunda dökülenlerden" olduğumuzu anlatıyor.
Yazar, bulunduğumuz cemiyeti siyasete bir basamak olarak mı görüyoruz? Yoksa cemiyetteki samimi çalışmalar sonrası zaruri olarak siyasi mecraya gittiğimizde o samimiyeti koruyabiliyor muyuz? sorularını irdelememizi sağlıyor.
En çetin dönemlerde birlikte mücadele eden dava arkadaşlıklarının dağılmasını, geride "tekkeyi bekleyen" samimi bir gencin sürüklenişini "artık soframıza melekler inmiyor" serzenişiyle eleştirel bir üslupla sunuyor.
Mustafa Kutlu, dava erlerinin asla taviz vermemesi gereken konularda bir kere taviz vermesini, bu tavizin diğer tavizleri doğurarak bozulmalara yol açtığını, genç ruhları gerileştirdiğini kaleme alıyor.
Tavizlerin tezvirâtlarla buluşmasını ve bu durumun dava erlerin tüm hayatlarına yansıyarak "mücahitlerin müteahhit" olduklarına vurgu yapıyor.
Kitabın hayatımıza yön verecek ve hatta ilkemiz olacak nasihatler de var.
Örneğin; "Sabahı beklemeyiniz dostum, geceden yola çıkınız... Sabahı beklemek öğleni, öğleni beklemek akşamı beklemek gibi bir ruh gevşekliğini doğurur." nasihati!
Bu değerli eser, "Sefer de içimde, tahammül de!" tümcesine yer vererek bitiyor ve sadece bu tümce dahi bir çok meseleyi idrâk etmemize vesile oluyor.
Dipnot olarak belirtelim ki bu eser Mustafa Kutlu'nun yabancı dile (Boşnakça'ya) çevrilen ilk eseridir.
Sefer şuuru ve tahammül idrâkini içimizde her daim bulundurmak duasıyla...
Vesselam...