Akşemseddin tasavvufi yönü, herkesçe bilinir. Ama şiirleri halk arasında bilinmemektedir. Onun şeyhi Hacı Bayram Veli’nin vefatında yazmış olduğu şiiri, bestelenmiş olup ilahi olarak okunmaktadır. Onun yine şeyhi hakkında yazmış olduğu bir şiiri daha vardır:

Hem gösteren, hem gören, hem söyletmiş, hem diyen

Hem çerh ururmuş âlemei hem nayzan u hem nâyimiş

Geh yel gibi donarimiş, gel od olup yanarimiş

Geh toz olup tozarimiş, geh yağmur, geh kor imiş

Tan mı eğer Belkıs’a taht, ide Süleyman gönlülü

Kem nöker ü İskender ü kemter kulu Dâraymış

Bu ışıktan ders idememiş Ebu Hanife Şafii

Hikmetleri şakirdi hem, ol bi Ali Sinâyimiş

Ey Şemseddin, gel hüdhüde, uy kim bulasın devleti

Kim lâmekân Kâf’ından olbir binişan Anka’yimiş.

Şiirlerinde genellikle Şemsi mahlasını kullanmıştır. Akşemseddin’in aruz vezniyle yazmış olduğu şiirlerini ‘Nasihatname-i Akşemseddin’ adlı risalesinde topladığı biliniyor. Prof. Kemal Eraslan, Milli Kütüphane’de el yazmalar arasında bulduğu bu eserden bazı alıntılar yapmış ve bunu 1987 yılında Belleten dergisinde yayınlanmıştır. Merhum şair Abdullah Ercan,oradan pek çok alıntı yapmıştır. (Bak: 14. Yüzyıldan Günümüze Çorumlu Şairler, Sh: 35-48) Onun aruz vezniyle yazmış olduğu şiirlerinden örnekler:

Çünkimir’at oldu âlem Hak Cemal’in görmeğe

Pes bu âlemde tecelli buldular ehl-i kemal

(Ayna görevi yaptı kainatı bize, Allah’ın güzel yüzünü görmek için.)

Ben anın ışkı şarabın içiben her dem bedem

Şeh Cemal’in görmek için arş-ı meydan eyledim.

(Ben onu aşk şarabını içeliden beri sürekli olarak Rabbimin Cemalini görmek için yeryüzüne çıktım)

Akşemseddin de tasavvufta vahdet-i vücuda inanan, içindeki benliği yok etmeden Allah ile, Hak ile bütünleşecemeyeceğini bilen şairlerdendir. Bunu şöyle anlatır:

Cânı terk etmek gerek bu evde canan isteyen

Kahrı nüş etmek gerek derdine derman isteyen.

Maşukun yolunda aşık nâ-murad olmak gerek

Maşuka vasıl olmayan hicrinde pâyân isteyen

Bevki mâşukun rızasını isteyüp buldum bugün

Sadıku’l-kavi olmaya küfrüne iman isteyen

Ben bu süret milkini kıldum harap ânın içün

Her cevrimi çeker şol gül-i handân isteyen.

Şems şirakın âğusun nüş ile vasl ile vasl-ı yar için

Her cevrini çeker şol gül-i handan isteyen.

Şems şirakun âğusun nüş ile vasl-ı yar için

Her cevrini çeker şol gül-i handan isteyen.

(Allah’ın evi olan vücutta, onun konuk ettiği vücutta canı terketmeden sevgiliye ulaşılamaz. Nitekim, dünyadaki güçlüklere katlanmaksızın hiç kimse dertlerine derman bulamaz.

Sevgiliye ulaşmak isteyen âşık, ından yararlanmayı düşünmemeli. Sevgiliye kavuşmak isteyen, o uzakta iken de ondan destek istemeli.

Benki sevgilinin rızasını istedim ve buldum. Eğer küfrümüzün imana dönüşmesini istiyorsak, sözünde duran bir kul olmalıyız.

Ben, Hakk’ın bende olan görüntüsünü yanı benliğimi, O’na kavuşmak için yok ettim. Bilmez misin ki hazine arayan, o hazineye ulaşmak için her meşakkate katlanır.

Ey Şems, sevgiliye ayrılık zehrini içrerek ulaşılır. Nitekim bize gülümseyen bir gül istiyorsak, gülün dikenine katlanmak gerek.

Nihat Sami Banarlı’da ‘Resimli Edebiyat Tarihi’ adlı eserinde farklı bir şiirini aktarıyor. Hatta aruz vezniyle yazdığı bu şiirin o dönemlerde ilahi olarak okunduğunu kaydediyor.

Akşemseddin’in Yunus Emre tarzında söyleyişleri de vardır.

Işkını gönlüme mihram eyledün

Her ne küfrüm olsa iman eyledün

Ağlar idüm hasret ile dünü gün

Vasfını ben kula ihsan iledün

Kanda olsam vaslının yok firkati

Kandaşım müşkilim âsân iled’un

Işk şarabını elinden içmişem

Kim ezelden mest ü hayran iledün

Şems’i vahdet bahrına gork ileyüp

Yeri göğü ona seyran iledün.

*****

Aşk başa urdu işimüz

Kesti elimle başımuz

Benden ayırdı gör bu aşk

Ol sevgili yoldaşımız.

Hasret beni zâr eyledi

Gen gönlümü dar eyledi

Derd gülşenin hâr eyledi

Ağu yedirdi âşımız.

Aşk az işim çok eyledi

Varlığımı yoğ eyledi

Çârub yüzüm sürdüm yere

Cân u gönül forraşıma

Kudret eli çengen solar

Çalar benim başım dolar

Dost derdi can virdüm diler

Dek sen kurutma yaşumuz.

Bilgil Hudayı Şemseddin

Oldunsa ger ehl-i yakin

Top eylemiştir gör bu aşk

Meydan-ı aşkta başımız.