Her anne baba çocuğunun başarılı olmasını ister. İyi bir okulda okumasını, derslerinde yüksek notlar almasını, sınavlardan güzel sonuçlarla çıkmasını ve gelecekte istediği mesleğe ulaşmasını hayal eder. Çocuğunun başarısıyla gurur duymak, onun önündeki engelleri kaldırmak ve ihtiyaç duyduğu her konuda destek olmak son derece doğal bir ebeveynlik davranışıdır. Ancak bazen iyi niyetle yaptığımız bir şey çocuğun kendi ayakları üzerinde durmasını zorlaştırabilir. Onun hiç başarısız olmamasını istemek bunlardan biridir.

Günümüzde çocukların akademik başarısı, yalnızca bir karne notundan çok daha fazlası olarak görülüyor. Yüksek notlar, iyi bir okul, başarılı bir sınav sonucu ve kazanılan bir bölüm; çocuğun geleceğinin garantisiymiş gibi algılanabiliyor. Bu nedenle bazı ebeveynler çocuklarının düşük not almasına, sınavda istediği sonucu elde edememesine veya bir ödevi zamanında tamamlayamamasına tahammül etmekte zorlanabiliyor. Çocuğun yerine ödev yapmak, öğretmenle sürekli iletişim kurarak sorunlarını çözmeye çalışmak, başarısız olduğu bir sınavın ardından hemen yeni bir özel ders arayışına girmek ya da yaşadığı her akademik güçlükte devreye girmek kısa vadede çocuğu koruyor gibi görünse de uzun vadede önemli bir öğrenme fırsatını ortadan kaldırabilir.

Oysa başarısızlık, çocuğun kendisini geliştirebilmesi için önemli bir fırsat olabilir. Bir sınavdan düşük not alan çocuk, yalnızca “başarısız oldum” sonucuyla karşılaşmaz. Aynı zamanda “Nerede hata yaptım?”, “Daha farklı nasıl çalışabilirdim?”, “Hangi konuyu anlamakta zorlandım?”, “Zamanımı doğru kullanabildim mi?” gibi sorular sormayı öğrenebilir. Böylece başarısızlık, çocuğun kendisini değerlendirmesine ve eksiklerini fark etmesine yardımcı olan bir geri bildirim haline gelir.

Burada önemli olan, başarısızlığın çocuğun kimliğiyle özdeşleştirilmemesidir. “Sen başarısızsın” demek ile “Bu sınavda istediğin sonucu alamadın, gel birlikte bunun nedenlerini düşünelim” demek arasında çok büyük bir fark vardır. İlk yaklaşım çocuğun kendisine yönelik olumsuz bir inanç geliştirmesine neden olabilirken ikinci yaklaşım ona değişme ve gelişme alanı bırakır.

Çocukların hayatında başarısızlığa yer açmak, onları yalnız bırakmak veya destek olmamak anlamına gelmez. Tam tersine, çocuğun yaşadığı güçlüğün yanında durabilmek ancak onun yerine mücadele etmemek demektir. Çocuğun bir sınavdan düşük not alması durumunda hemen çözümü ebeveynin üretmesi yerine, öncelikle çocuğun yaşadığı durumu anlamasına yardımcı olmak daha değerlidir. “Sen bu sonuç hakkında ne düşünüyorsun?”, “Sence nerede zorlandın?” gibi sorular, çocuğun sorumluluk geliştirmesine katkı sağlayabilir.

Çünkü hayat, her zaman yüksek notlardan ve kazanılan sınavlardan oluşmaz. İnsan yetişkinlik döneminde de reddedilecek, hata yapacak, istediği bir işe kabul edilmeyecek, bazı ilişkilerinde hayal kırıklığı yaşayacak ve zaman zaman hedeflerine ulaşamayacaktır. Çocukluk döneminde her engeli onun adına ortadan kaldırmak, gerçek hayatla karşılaştığında zorlanmasına neden olabilir. Oysa küçük yaşlarda yaşanan ve güvenli bir ortamda ele alınan başarısızlık deneyimleri, kişinin ilerleyen yıllarda karşılaşacağı güçlüklerle daha sağlıklı baş etmesine yardımcı olabilir.

Üstelik başarısızlık yalnızca akademik becerileri etkilemez aynı zamanda önemli insani değerleri de öğretebilir. Örneğin mütevazılık, çoğu zaman yalnızca başarılı olduğumuz anlarda öğrenilmez. Bir konuda zorlanmak, herkesin her şeyi bilemeyeceğini görmek ve başka insanların yardımına ihtiyaç duymak, çocuğa kendi sınırlarını fark ettirebilir. Başarısızlık yaşayan bir çocuk, başarılı olduğu dönemlerde kendisini diğerlerinden üstün görmenin ne kadar kırılgan bir zemine dayandığını da deneyimleyebilir.

Benzer şekilde hoşgörü de başarısızlık deneyimleriyle güçlenebilir. Kendi hatalarımızı gördüğümüzde başkalarının hatalarına karşı daha anlayışlı olmayı öğrenebiliriz. Matematik sınavında zorlanan bir çocuk, daha önce anlamakta güçlük çeken bir arkadaşına karşı daha sabırlı davranabilir. Çünkü artık herkesin bazı alanlarda zorlanabileceğini kendi deneyimi üzerinden bilir.

Başarısızlık aynı zamanda empatiyi, sabrı ve çaba göstermenin değerini öğretir. Her istediğini ilk denemede elde eden bir çocuk, başarının arkasındaki emeği fark etmekte zorlanabilir. Oysa emek verdiği halde istediği sonucu alamamak, yeniden denemenin ve sürece güvenmenin önemini gösterebilir.

Elbette burada başarısızlığı romantikleştirmemek gerekir. Her başarısızlık kendiliğinden öğretici değildir. Çocuğun başarısızlığı nedeniyle aşağılanması, arkadaşlarıyla kıyaslanması veya “Sana demiştim” şeklinde suçlanması, öğrenme fırsatını ortadan kaldırabilir. Öğretici olan başarısızlığın kendisinden çok, başarısızlık sonrasında çocuğa sunulan ortamdır. Çocuk hata yaptığında kendisini güvende hissedebiliyor, hatasını değerlendirebiliyor ve yeniden denemesi için desteklenebiliyorsa başarısızlık gelişimin bir parçasına dönüşebilir.

Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarına verebileceği en önemli mesajlardan biri belki de şudur: “Başarısız olabilirsin ve yine de değerlisin.” Çocuğun değerini aldığı notlardan ayırabilmek, akademik başarının önemsiz olduğunu söylemek değildir. Elbette ders çalışmak, sorumluluklarını yerine getirmek ve akademik hedefler için çaba göstermek önemlidir. Ancak çocuğun hayatını yalnızca başarılarla ölçmek, onun kendisini de yalnızca başarıları üzerinden değerlendirmesine neden olabilir.

Çocukların başarılı olmalarını isterken onlara hata yapma, zorlanma ve yeniden deneme hakkı da vermeliyiz. Çünkü eğitim yalnızca doğru cevapları öğrenmekten ibaret değildir. Bazen yanlış cevapların neden yanlış olduğunu anlamaktır. Bazen düşüp yeniden ayağa kalkmaktır. Bazen yardım istemeyi bilmektir. Bazen de başkasının başarısını kıskanmak yerine onun yaşadığı zorluğu anlayabilmektir.

Çocuklarımızı hayata hazırlamak istiyorsak onların bütün yollarını önceden temizlemek yerine, bazı yolların neden engebeli olduğunu keşfetmelerine izin vermeliyiz. Çünkü hayatın en değerli derslerinden bazıları, karneye yazılmayan notlarla öğrenilir. Belki de iyi ebeveynlik, çocuğun hiç başarısız olmamasını sağlamak değil; başarısız olduğunda onun yanında kalabilmektir.