GÜNCEL

‘Siyonistler nüfus politikalarını stratejik bir araç olarak kullanıyor’

Filistin Atölyesi ve Hitit Üniversitesi Bilinçli Gençlik Topluluğu tarafından düzenlenen “Bir Şeyler Söyler Filistin / Kendi Filistin’ini Anlat” paneller serisinin yedinci programı, Çorum Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Filistin Atölyesi ve Hitit Üniversitesi Bilinçli Gençlik Topluluğu tarafından düzenlenen “Bir Şeyler Söyler Filistin / Kendi Filistin’ini Anlat” paneller serisinin yedinci programı, Çorum Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Bu haftanın konukları, Filistin Sözlüğü yazarlarından olan siyaset bilimi doktorantları Yusuf Uslu ve Fatih Abukan oldu.

Programın ilk konuşmacısı olan Fatih Abukan, “Siyonizm ve Demografik Manipülasyon” başlıklı sunumunda, Filistin topraklarında yaşanan demografik dönüşümün tarihsel arka planına dikkat çekti.

Siyonist hareketin ortaya çıkışından itibaren nüfus politikalarının stratejik bir araç olarak kullanıldığını ifade eden Abukan, bölgedeki siyasi hedeflerin hayata geçirilmesinde demografik yapının belirleyici bir unsur olarak görüldüğünü söyledi. Konuşmasında 19. yüzyılın sonlarından itibaren Filistin’e yönelik Yahudi göçlerinin hız kazandığını belirten Abukan, bu sürecin yalnızca doğal nüfus hareketleriyle açıklanamayacağını, uluslararası siyasi destekler ve örgütlü yerleşim politikalarıyla şekillendiğini kaydetti.

Siyonist hareketin temel hedeflerinden birinin, bölgede Yahudi nüfusun ağırlığını artırarak siyasi hâkimiyet kurmak olduğunu ifade eden demografik değişimlerin siyasi sonuçlarına da dikkat çeken Abukan, nüfus yapısındaki dönüşümün seçim süreçlerinden toprak kontrolüne, yerel yönetimlerden uluslararası müzakerelere kadar birçok alanda etkili olduğunu belirtti.

Filistin meselesinin anlaşılabilmesi için askeri ve siyasi gelişmeler kadar nüfus hareketlerinin dikkatle incelenmesi gerektiğini vurgulayan Abukan, özellikle 19. ve 20. yüzyıllardaki siyasal, sosyal, ekonomik gelişmelerle sürekli büyüme fırsatı bulan siyonist hareketin gerek Osmanlı coğrafyasında ve gerekse diğer coğrafyalarda yaptıkları faaliyetlerle amaçlarına ulaşmaya çalıştıklarını vurguladı.

Abukan, Siyonist politikaların sonucunda başta Filistin olmak üzere işgale maruz kalan toplumların İsrail’in keyfi uygulamalarıyla yaşadıkları soykırım, etnik temizlik, toplu katliam, yerinden etme, sürülme ve sindirilme politikalarının bu coğrafyada yaşayan mazlum halklar üzerindeki etkilerine de değinerek konuşmasına son verdi.
Programın ikinci konuşmacısı olan Yusuf Uslu ise İsrail-Filistin meselesinin yalnızca bölgesel bir çatışma olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, konunun esasen Avrupa’nın tarihsel geçmişiyle yakından bağlantılı olduğunu dile getirdi.

Uslu, “İsrail sorunu” ya da “Filistin sorunu” yerine “Avrupa sorunu” ifadesinin kullanılmasının daha doğru olacağını söyledi.

Konuşmasında İsrail devletinin ortaya çıkış sürecine değinen Uslu, Avrupa’nın yüzyıllar boyunca Yahudilere yönelik ayrımcı politikalarının ve antisemitik uygulamalarının bu sürecin temel belirleyicileri arasında yer aldığını ifade etti. Avrupa toplumlarında uzun yıllar dışlanmaya maruz kalan Yahudilerin, asimilasyon çabalarına rağmen eşit olarak kabul edilmediklerini belirten Uslu, siyonist hareketin de bu tarihsel arka plan içerisinde şekillendiğini dile getirdi ve ilk dönemlerde birçok dindar Yahudi grubun, siyonist hareketin seküler tavrına referans vererek devletleşmeye karşı çıktığını hatırlattı. Filistin’de yaşananların Yahudiler ile Müslümanlar arasında dini bir savaş olarak sunulmasının yanlış olduğunu vurgulayan Uslu, sorunun temelinde Avrupa’nın tarihsel mirasının bulunduğunu ifade etti. Avrupa’nın kendi geçmişindeki katliamlarla yeterince yüzleşemediğini savunan Uslu, ortaya çıkan siyasi ve ahlaki sorumluluğun önemli ölçüde Filistin coğrafyasına taşındığını söyledi.

İsrail’in kuruluşunun, Avrupa’nın yüzyıllar boyunca biriktirdiği tarihsel sorunların sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uslu, Holokost sonrasında oluşan vicdani ve siyasi yükün de bu süreçte etkili olduğunu kaydetti.

İsrail’in etnik temizlikle kuruluşuna verilen uluslararası desteğin bu tarihsel bağlamdan bağımsız düşünülemeyeceğini ifade eden Uslu, günümüzde de Batılı devletlerin İsrail’e sağladığı siyasi, ekonomik ve askerî desteğin söz konusu ilişkinin devam ettiğini gösterdiğini dile getirdi.
Coğrafi olarak Orta Doğu’da yer almasına rağmen İsrail’in birçok Batı kurumu ve yapısıyla yakın ilişkiler içerisinde bulunduğunu ifade eden Uslu, bu durumun ülkenin Avrupa ile olan tarihsel bağlarını daha görünür hale getirdiğini söyledi.

Sonuç olarak Filistin meselesinin yalnızca bölgesel bir anlaşmazlık olarak okunamayacağını ifade eden Uslu, “Filistin’e baktığımızda aynı zamanda Avrupa’nın kendi tarihiyle hesaplaşamamasının sonuçlarını da görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Program soru cevap bölümü ve Filistin Atölyesi tarafından konuşmacılara teşekkür belgesi takdimi ile sona erdi.