GÜNCEL

'23 Nisan, savaşın yetimlerine devletin uzattığı merhamet elidir'

Türk Ocakları Çorum Şubesi tarafından düzenlenen Ocakbaşı Sohbetleri kapsamında, TBMM’nin açılışının 106. yıl dönümü dolayısıyla gerçekleştirilen program dün akşam yoğun katılımla yapıldı.

Derneğin Turgut Özal İş Merkezi Kat 3’te bulunan yeni adresinde gerçekleştirilen programda Egemenlik Meşalesi: 23 Nisan Ruhu ve Türk Ocakları konusu ele alındı.

Etkinlikte Hitit Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Yıldırım, “Savaşın Yetimlerinden Cumhuriyet’in Sahiplerine” başlığı çerçevesinde sunum yaptı.

Hitit Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Yıldırım, sunumunda 23 Nisan’ın tarihsel arka planı, çocuk meselesi ve Türk Ocaklarının bu süreçteki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Hatice Yıldırım, konuşmasında savaş dönemlerinde çocukların yaşadığı mağduriyetlerden başlayarak Cumhuriyet döneminde çocuklara yönelik politikaların gelişimine kadar birçok konuya değindi.

‘DEVLET ÇOCUKLARINA SAHİP ÇIKTI’

Yıldırım, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Ben bugün daha çok çocuk meselesine ve Türk Ocaklarının aslında bilinmeyen bir özelliğini ön plana çıkarmak istiyorum. 23 Nisan aslında bir çocuk bayramı olmakla beraber, savaşın yetimlerine devletin uzattığı merhamet elidir. Devlet, çocuklarına sahip çıkmayı tercih etmiştir. Çünkü Türk milleti çocuklarının kendi geleceği olduğunu görmüş ve bu iradeyle hareket etmiştir.

İlk çocuk bayramları 1916 ve 1917 yıllarında kutlanmaktadır. Bunlar toplumsal dayanışmayı örgütlemek adına İttihat ve Terakkiciler tarafından ortaya çıkarılmış bayramlardır. Ağaç bayramı, çiçek bayramı, mektepliler bayramı ve idman bayramı gibi etkinlikler bu kapsamda yer almaktadır.

‘SAVAŞIN EN BÜYÜK MAĞDURLARI ÇOCUKLAR OLDU’

Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı süreçlerinde birçok çocuğumuz savaşlar nedeniyle en büyük mağdurlardan biri olmuş, ne yazık ki bu durum bugün Gazze ve Filistin gibi bölgelerde de örnekleriyle görülmeye devam etmektedir.

Çorum’da da bir Darüleytam kurulmuştur. İşgale uğramayan bölgelerden biri olarak, yetimlere sahip çıkmak amacıyla Çorum’da da bir teşkilat oluşturulmuştur. Yaşar Kemal’in Fırat Suyu Kan Akıyor romanında da Fırat Nehri’nin etrafında sürüler halinde dolaşan çocukların halkı korkuttuğu anlatılmaktadır. Böylece yetim ve öksüz sayısının ne kadar yüksek seviyelere ulaştığı ve çocuk meselesinin devlet tarafından ciddi şekilde ele alınması gereken bir konu olduğu görülmektedir.

Kazım Karabekir Paşa çocuklar için bir marş da bestelemiştir. Marşın adı “Türk Yılmaz”dır. Çocukları Türk milletine yararlı birer fert olarak yetiştirmek için onlara küçük atölyelerde eğitimler vermiş, orduya cephe gerisinde yardım edebilmeleri amacıyla onları eğitmek için mücadele etmiştir.

Peki bu konu sadece bizim sorunumuz muydu? Biz belki en zor şartları yaşayan milletlerden biriydik. Ancak Dünya Savaşı’nın sonunda benzer olayların başka ülkelerde de yaşandığını görmekteyiz.

‘MUSTAFA KEMAL PAŞA ÇOCUKLARA SAHİP ÇIKTI’

Türkiye Devleti’nin ilk milli bayramı 23 Nisan olmuştur. Hakimiyet-i Milliye Bayramı bir yıl sonra kutlanmaya başlanmıştır. 1922 yılındaki kutlamalarda çocukların ön plana çıktığı görülmektedir. Savaşlarda yaşanan sorunlar ve kimsesiz çocuk problemiyle mücadele edilirken Mustafa Kemal Paşa bu sürece özellikle destek vermiştir.

Onun şahsi gayretleriyle çocukların bu organizasyonlarda ve bayramlarda daha görünür olduğu görülmektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın kendisi de 12 yaşında yetim kalmış ve yetim büyümüş bir kişidir. Bu nedenle çocuklara sahip çıkma konusunda en büyük özveriyi gösterenlerden biridir.

‘KOLTUK DEVRETME VE ÇOCUKLARIN YÖNETİMDE YER ALMA SİSTEMİNİ İLK KEZ TÜRK OCAKLARI BAŞLATTI’

Türk Ocakları 1929 yılında devreye girmiştir. O dönemde çocuk bayramı sadece bir eğlence ve yardım günü olmaktan çıkmış, milli bir şuur, konferanslar, yarışmalar ve devlet inşası sahnesine dönüşmüştür. Bu organizasyonu Türk Ocakları üstlenmiştir. Bugün uygulanan koltuk devretme ve çocukların yönetimde yer alması sistemi ilk kez Türk Ocakları tarafından başlatılmıştır.

‘TÜRK OCAKLARININ UYGULAMASI ÖRNEK TEŞKİL ETTİ’

Türk Ocakları, 23 Nisan haftasında ocağın yönetimini çocuklara bırakmıştır. “Türk Ocağı Çocuklar İdare Heyeti” kurulmuş, çocuklar kendi aralarında başkan seçmiş ve aldıkları kararlar büyükler tarafından uygulanmıştır. Bu uygulama bugünkü örneklerin temelini oluşturmuştur.

Çocuk heyetinin başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf çekerek teşekkürlerini iletmiştir: “Bugün 23 Nisan 1929, Türk Ocağını bize teslim ettiler. Bugün hayatımızın en mesut günüdür. Bu mübarek hakimiyet gününde çocukların da hakimiyetini kabul ettiğiniz için size ayrıca teşekkür ederiz.”

Mustafa Kemal Paşa da bu teşekkürleri Anadolu Ajansı aracılığıyla tüm ulusa duyurarak memnuniyetini ifade etmiştir.

O dönemde çocuk meselesi 23 Nisan ruhu kapsamında farklı alanlarda ele alınmıştır. Diplomatlar için nüfus ve demografik büyüme meselesi, sosyologlar için toplumsal yapı meselesi, doktorlar için sağlık ve çocuk ölümlerinin azaltılması meselesi, eğitimciler için ise pedagojik ve annelerin eğitimi meselesi olarak görülmüştür.

Bu bayram çocukları sadece eğlendirmek için değil, geleceğe daha iyi hazırlanmalarını sağlamak amacıyla başlatılmıştır. Bugün de aynı anlayışla sürdürülmesi gerektiği düşünülmektedir. Gazetelerde “Çocuklarımız eğlendi” yerine “Çocuklarımızın sorunları nelerdir ve nasıl çözebiliriz” yaklaşımının daha doğru olacağı değerlendirilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin egemenlik ruhunun ortaya konduğu bu günde, bana burada konuşma imkânı veren Türk Ocakları’na teşekkür ediyorum.

Programın kapanış konuşmasını yapan Türk Ocakları Şube Başkanı Prof. Dr. İrfan Çağlar ise Türk düşünce geleneği, egemenlik anlayışı ve 23 Nisan’ın tarihsel anlamına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

ÇAĞLAR: 23 NİSAN’IN RUHUNU KORUMAK VE GÜÇLENDİRMEK HEPİMİZİN SORUMLULUĞUDUR

Konuşmasında birlik, tarihsel sorumluluk ve toplumsal değerler üzerine vurgu yapan Çağlar, şunları söyledi: “ Bir asır önce yaklaşık 100 civarında gencin yüreğinde yanan Türklük ateşi, zamanla bir arayışa dönüşmüş ve bu doğrultuda çeşitli toplantılar yapılmış, alınan kararlar risklere rağmen icra edilmiştir. Böylece Türklük kavramı etrafında bir oluşum ortaya çıkmıştır.

O günün şartlarıyla bugünü kıyasladığımızda, küresel güçlerin yine yerel yapılara karşı etkili olmaya çalıştığını görüyoruz. Savaşların hem ekonomik hem sosyal hem de insani maliyetleri vardır. Temel ilke ise değişmiyor: öldürmek değil yaşatmaktır.

Türk milleti tarih boyunca yaşatma sorumluluğunu taşıyan bir anlayışa sahip olmuştur. Bu yönüyle Türk, güvenilen ve beklenen bir millet olarak öne çıkmaktadır. Türk Ocakları da bu anlayışın bir devamı niteliğindedir.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Egemenlik, bağımsızlığı ifade eder. Bağımsız olmayan bir yapı egemen sayılamaz. Türk milleti de egemenliği tarih boyunca sahiplenen ve koruyan bir millet olmuştur.

Cumhuriyet ise egemenliğin kurumsallaşmış halidir. Cumhuriyet ve demokrasi; insan hakları, eşitlik ve güven ortamı olmadan sağlıklı şekilde var olamaz. Bu nedenle toplumsal uzlaşının önemi büyüktür.

23 Nisan, Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak bu anlayışın en önemli günlerinden biridir. Dünyada çocuklara bayram armağan eden nadir milletlerden biriyiz. Bu nedenle 23 Nisan’ın ruhunu korumak ve güçlendirmek hepimizin sorumluluğudur.”