Doğum, sünnet, okula başlama, mezuniyet, askerlik, nişan, evlilik ve ölüm… İnsanın ömrüne mühür vuran duraklardır bunlar. Aradan yıllar geçse de o günleri hatırlatan tek bir kelime, tek bir ezgi, tek bir fotoğraf karesi gönlümüzü alır, geçmişe götürür. Bazen derin bir iç çekiştir hatıraların tercümanı, bazen de dudak kenarına ilişen mahzun bir tebessüm…

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği Bölümü'nden mezun olan kızım Büşra'nın töreni için ailece Samsun'a gittik. Gençler, imkânlarını birleştirerek Samsun Müftülüğü Konferans Salonu'nda mütevazı ama anlamlı bir merasim tertiplemişlerdi. Masrafları kendileri karşılamış, artan kısmı da Soma maden faciası şehitlerinin ailelerine bağışlamışlardı. Gençliğin vicdanla birleştiği yerde umut filizleniyor demek ki.

Eskiden anne babaların çoğu okulun yolunu dahi bilmezdi. Çocuk ya hiç okutulmaz ya da bir büyüğün yönlendirmesiyle mecburen okula yazdırılırdı. "Bunu da bir okula verelim." cümlesi bile başlı başına bir irade beyanıydı. Sonrası çoğu zaman öğretmenin insafına kalırdı. Sahip çıkılan çocuk filizlenir, sahip çıkılmayan solar, köyüne geri dönerdi. Yanlış bir sözle hayattan koparılan nice insan tanıdım.

Zaman değişti. Toplumun eğitim şuuru arttı. Artık anne babalar, evlatlarının kendilerinden daha iyi şartlarda yaşamasını arzuluyor. Anaokulundan üniversiteye kadar büyük fedakârlıklar yapılıyor. Bir zamanlar yalnızca üniversitelerde rastlanan mezuniyet törenleri, bugün hayatın her kademesinde birer sevinç ve umut merasimine dönüştü.

Üniversite mezuniyetleri ise bambaşka… O gün salonda iki duygu yan yana oturur: Sevinç ve hüzün. Çocuğumuzun hayata atılışına alkış tutarken, içimizde ince bir ayrılık sızısı dolaşır. Hele kız evladıysa, baba yüreği biraz daha ağırlaşır. Bir de zamanın nasıl akıp gittiğini fark eder insan; diplomasını alan evladına bakarken kendi ömrünün de hızla ilerlediğini hisseder.

Bu törenlerde iki manzara özellikle dikkatimi çeker.

Birincisi, sevinci gözlerinden taşan öğrenciler ve ailelerdir. Elinde çiçekle gelen anne babalar, sahnede diplomasını alan evladını gözyaşları içinde alkışlar. Mikrofonu eline alan genç, titreyen sesiyle "Emekleriniz için teşekkür ederim." derken, salondaki pek çok göz nemlenir. O an, fedakârlıkların karşılığı bir kâğıt parçasından çok daha fazlasıdır; gururdur, duadır, helalleşmedir.

İkincisi ise hem sevinçli hem hüzünlü olanlardır. Küçük yaşta anne babasını kaybetmiş ya da terk edilmiş gençler… Diplomalarını alırken yanlarında aileleri yoktur. Fakat öğretmenleri, arkadaşları, belki bir idareci onlar için bir aile olmuştur. O gençler diplomalarını, kendilerine kol kanat gerenlere ithaf ederken insan, "Aile" kelimesinin ne büyük bir nimet olduğunu daha derinden kavrar.

Yıllar önce yetiştirme yurdunda büyüyen bir arkadaşım, evlenirken kendisini istemeye gelecek bir yakını olmadığını anlatmıştı. O gün, insanın arkasında duran bir ailenin kıymetini iliklerime kadar hissetmiştim.

Törende bir öğrenci, "Bayrağımızın dalgalandığı her yerde milletimizin çocuklarına hizmet etmeye gidiyoruz." dedi. Bu cümle alkış aldı; fakat hemen yanımda bazı gençlerin fısıltısını duydum: "Keşke bir atanabilsek…" O an, Türkiye'de görev yapan bir Alman profesörün hayret dolu sözleri zihnimde yankılandı. Okul bahçelerinde cıvıl cıvıl koşan çocuklarımızı kendi ülkesiyle kıyaslayıp şöyle demişti:

"Anlamıyorum… Bu Türklerin nasıl bir eğitim sistemi var ki, bu öğrenciler 10-15 yıl sonra üniversiteyi bitirince bambaşka bir hâle geliyorlar. Bu enerji aynı şekilde sürse dünyada kimse önlerinde duramaz. Ama mezun olurken karamsar, içine kapanık ve gelecekten ümitsiz oluyorlar."

Bu söz, alkışlarla dolu bir salonun ortasında yüreğime dokundu.

Elbette çocuklarımızın başarılı olması güzeldir. Fakat birinci olmalarından daha kıymetlisi, iyi bir insan olmalarıdır. Merhametli, adaletli, çalışkan ve ideal sahibi bireyler… Diploma, ancak bu hasletlerle anlam kazanır.

Başta kızım olmak üzere tüm mezunları gönülden tebrik ediyorum. Dilerim ki ideallerinden vazgeçmeden, ay yıldızlı bayrağımızın dalgalandığı her yerde bu milletin çocuklarına hizmet ederler.

Yolları açık, bahtları aydınlık olsun. (2014)

DAVET: Aile Yılı kapsamında 16 Mayıs Cumartesi günü, Çorum Millet bahçesinde belediyemiz uhdesinde yapılacak olan Çorumlu Yazarlar İmza ve Tanıtım Günü etkinliğine okurlarımızı bekliyoruz. Davetlisiniz efendim. (Umarım bu başlangıç olur, daha güzelleri takip eder.)

15 Mayıs Cuma günü Kargı Merkez Camii'nde ''Kazalar ve Korunma'' hakkında konuşma yapacağım. Kargılı hemşerilerimizi erkenden bekleriz…