Ahire' e iman; imanın şartlarından birisi olup, Kur'an-ı Kerim de önemle üzerinde çokça durulan, "Siz iman ettik demekle imanın gereklerini yerine getirmeden ve imtihana tabi tutulmadan cennete girebileceğinizi mi zannediyorsunuz" (Ankebut 2) şeklinde ki ayetlerle dikkatlerimizin çekildiği konulardan birisidir.

Dünya'ya neden, niçin, hangi aşamalardan sonra gönderildiğimiz, "Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra hesap vermek üzere bize döndürüleceksiniz" (Ankebut 57) Ayeti Kerimesinde de işaret edildiği gibi bizler farkında olmasakta nedenleri ve niçinleri ile birlikte ölümden kurtuluş yoktur. Peygamberimiz akıllı insanı tarif ederken "Akıllı kimse odur ki dünyası için ahiretini, ahireti içinde dünyasını terk etmeyen kimsedir" Buyurmuştur. Bu dünya hayatı bizler için çok önemlidir. Çalışmak zorundayız. Dünya hayatının öneli olduğu kadar, ebedi olarak kalacağımız ahiret yurdu da en az dünya hayatımız kadar önemlidir. Ölümün bizlere ne zaman geleceğini bilmediğimiz için ahiret hayatı içinde her zaman hazırlıklı olmak gerekir. "Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru ve en sağlam yola iletir; imanın gereklerini yapan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdele" (İsra 9) Kur'an-ı Kerim'de anlatılan ilk konu, insanın kendisidir. İlk inen ayetler "Yaratan rabbinin adıyla oku! O seni bir kan pıhtısından yarattı, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. İnsana bilmediğini öğreten odur" (Alak 1-5). Allah (cc) Secde 7-9'da insanı en güzel bir şekilde yarattığını, kendinden ona ruh verdiğini haber verir. Hac 5'te ise "Ey insanlar eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki biz sizi (Âdem'i) topraktan, sonra (Âdem'in neslini) nutfeden (yaratılış mayası), sonra alaka (kan pıhtısı), sonra uzuvları (önce) belirsiz (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim…" Kur'an-ı Kerim'de insanın en güzel bir şekilde yaratılarak, ilahi bir ruh, akıl ve irade verildiği, sorumlu bir varlık kıldığı, hiçbir şeyin tesadüfî olmadığı bildirilir. "Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık" (Kamer 9) Bunu ancak akıl sahipleri idrak edebilirler.

Bir zamanlar her şeyin varlığını tesadüflere bağlama gibi bir hastalık vardı. İlim adına ortaya atılan, Darvin teorisi olarak bilinen faraziyeyi Charles Darwin ortaya atmış ve Lamarck geliştirerek hararetle savunmuştu. Türlerin menşei adlı eserinde yaşayan tüm canlıların ortak bir kökene sahip olduğunu ve doğal seleksiyon yoluyla birbirlerinden türediğini savunmuştu. Bu görüşü savunanlara göre insan önce denizde tek hücreli bir varlıktı, dönüşüm yaparak balık oldu, balık karaya çıkarak kertenkele, sonra orangutan, o da evrim geçirerek insan olduğu görüşünü savundular. Bilim adamlarının sordukları birçok soruya da cevap bulamamışlardı. Mesela balık sudan çıkınca yaşayamaz, bu nasıl oldu? Kertenkele yaklaşık 50 gr. ağırlığında orangutan ise 50 kg'a yakın. Bu iki canlı arasında bir geçiş halkası olması gerekmez mi idi? Kertenkele ve orangutanda kuyruk var, insanda yok. Kuyruk nereye gitti? Madem mükemmele doğru bir geçiş var, o halde insanın da daha mükemmel bir varlığa geçiş yapması gerekmez mi idi? Gibi. Kertenkele ve orangutanın kuyrukları ile ilgili, işe yarayan organlar zamanla gelişmiş daha sonraki türlere kalıtım yoluyla geçmiştir. İşe yaramayan organlar da zamanla yok olup gitmişlerdir, demişlerdir. Madem kuyruk işe yaramıyor o halde kuyruklu olan hayvanların kuyruklarının yok olması gerekmez mi idi? İşe yarayan organlar zamanla gelişmiş ve daha sonraki türlere doğal seleksiyonla geçmiştir, tezine ise zürafayı örnek göstererek devamlı yukarı zorladığı için boynu uzamıştır ve sonraki türlere sonradan kazanılan bu özelliği kalıtım yoluyla geçmiştir, demişlerdir.

Dünyanın birçok yerinde bilim adamları, deneyler yaparak bu görüşlerin doğruluk derecesini araştırmışlar ve ilmen bunun mümkün olmadığını ortaya koymuşlardır. Bir çift farenin kuyrukları kesilerek bir kafese konulur, defalarca her doğan yavrunun kuyruğu kesildiği halde kuyruklarının yok olmadığı görülür. Çinli çocuklara demir çarık giydirilerek ayaklarının büyümesi engellenir, çarıklar çıkarıldıktan altı ay sonra demir çarık giymeyenlerin ayaklarının büyüklüğüne geldiği görülür. Yıllardır Müslümanlar ve Museviler doğan oğlan çocuklarını sünnet ettirdikleri halde her doğan çocuk sünnetsiz olarak doğar. Asırlardır kız çocuklarının kulakları küpe takmak için delindiği halde yeni doğan çocukların kulaklarının sağlam olarak dünyaya geldikleri görülür. Bu tür örnekleri çoğaltmamız mümkündür. Bütün bunlar gösteriyor ki, tesadüfe yer yoktur. Evrim faraziyesini savunanların, ilmi delil olarak sundukları şu idi. İngiltere'nin Sussex şehrinde 1912 yılında Charles Dawson bir kafatası bulduğunu iddia ederek British Müzesine getirir. 1953 Yılında yapılan incelemelerde kafatasının normal bir insana ait olduğu, çene kemiğinin ise eklem yerlerinden kırılarak on yaşındaki bir orangutanın alt çene kemiğinin monte edildiği, üst çene kemiğine maymun, alt çene kemiğine de insan dişleri eyelenerek yerleştirildikten sonra kemiklerin üzeri potasyum dikromat adlı bir kimyevi madde ile lekelen dirilip çok eskiye ait bir görünüm kazandırılmaya çalışıldığı görülmüştür.

Yüce Rabbimiz 'insanı en güzel bir şekilde yarattım' buyuruyor. Bugün evrim görüşünü savunanların sayısı yok denecek kadar azaldı. Buna rağmen birileri benim atam Âdem (as) değil de başka varlıklar diyorsa, ona da bir diyeceğimiz yoktur. Önceki yıllarda Kur'an sempozyumun da, Prof. Adnan Yüksel; İnsanın saniyede 50 milyon, günde ise 4 trilyon 320 milyar hücresinin değiştiğini ama fonksiyonlarının değişmediğine dikkat çekmiştir. Yüce Rabbimiz insan vücudunu öyle ince bir sanatla yaramış ki, âdeta bir örümcek ağı gibi kılcal damarlarla donatmış. Tıp bilginlerine göre bir insan vücudundaki kılcal damarlar dünyamızın etrafını iki buçuk kez dolanabilecek kadar uzun. Avustralya'ya uçakla yaklaşık olarak 30 saatte gidildiğini düşünürsek, insan vücudunun ne kadar mükemmel bir kılcal damar ağı ile örülmüş olduğunu anlamamıza yetecektir.

Düşünen akıl sahiplerinin, insanın yaradılışına, evrendeki ahenk ve ölçüye baktığı zaman tesadüfe yer olmadığını, Kur'an-ı Kerim de bildirilen her şeyinde zamanı geldikçe tecelli ettiğini görmesi mümkündür.