Hasan Âli Yücel (1897-1961) Türk siyasetinin ve eğitiminin belli simalarındandır. Edebiyat ve felsefe eğitimi almış, edebiyat ve felsefe öğretmenliği de yapmış bir eğitimcidir. 1939 yılında Milli Eğitim Bakanı olmuş ve yedi yıldan fazla bu görevi yürütmüştür. Bakanlığı döneminde İnönü’nün eğitim anlayışına uygun icraatlar yapmışsa da bence en faydalı icraatı, Dünya Klasiklerini Türkçeye çevirttirmesi olmuştur.

Dünya klasiklerini biz Şark klasikleri ve batı klasikleri diye biliyoruz. Dünyaca ünlü filozof, bilgin, edebiyatcı, tarihci kim varsa her biri çevirecek ilim adamlarını bularak dilimize kazandırmıştır. Bu kitaplar, çok kıymetli eserlerdi. Cumhurbaşkanlığı sekreteri Prof.Dr. Mustafa İsen, bir gün okulumuzu ziyaret etmişti. Okul kütüphanesine girdiğinde o dünya klasiklerini açıp açıp baktı. Öğrencilerinde işaret koyduğu yerleri buldu ve çok mutlu oldu. İşte benim kültür altyapımı oluşturan kitaplar bunlardır, dedi. Aradan bir kaç yıl geçtiğinde bu eski kitapların miyadı doldu diyerek çöpe atıldığını gördüğümde kahroldum.

Hasan Âli Yücel’in felsefi ve edebi eserlerini sıralamak yerine onun bir kitabını ele almak istiyorum. Bilinenin aksine o dinsiz bir insan değildi. Samimi bir Mevlevi idi. Ama tek parti döneminin bir bakanı olduğu için rolünü iyi oynadı. 15 Mart 1948 tarihinde ‘Allah Bir’ diye bir şiir kitabı yazdı ama rivayet odur ki ‘Bu kitabımı ölümümden on yıl sonra yayınlayın’ dediği için kitabı vefatından sonra yayınlanabildi.

Ön sözünde şöyle diyor:

‘Allah’a gerçek iman, gören gözlerle aydınlıkta onun varlığına ermektir. O’na kendini vermektir. Ondan hakikatler dermektir. Gölgeleri onda eritmektir. Hakka erenler, böyle kişilerdir işte!..

Bizi, bu kullarından eyle Yarabbi!

Sağır ve dilsiz olmayan vicdan, her zaman der,

- Allah’a inan!..

Bizi, bu sesi duyanlardan eyle Yarabbi

Tevhid şiirinden mısralar:

Tanrım, sana söylerim ki, birsin.

Kimdir, "Birsin!" diyen, bilirsin.

İmana adın yeter tanıktır,

Kalbiyle inanmayan sanıktır.

Kalmıştır akıl bu yolda ürkek,

İspatını isteyendedir şek.

"Allahsıza hiçlik oldu Allah,

Varlıktan edince gönlü ikrah.

İmansızlık bir ayrı îmân,

İnkâr ile sarsılır mı Rahmân?

Zaten, yoksan nedir bu inkâr?

İnkâr edenin içinde ikrâr.

İslamı buluş, doğuşla başlar;

İzhara vesiledir savaşlar.

Din birdir asılda, çünkü Hak bir;

Durmaz değişirse sin değildir.

Hasan Âli Yücel’in din hürriyetine bakışı çok farklı:

‘Kul, Hak’ta yok olmasıyla hürdür;

Hürriyete uymamak küfürdür.

Baskıyla, cebirle olmaz iman,

İkrâha yasak deyince Kur’an.

Hürriyetsiz ibadet olmaz,

Hürriyetsiz diyanet olmaz.

Allah’ına bağlanınca kullar,

Birden açılır önünde yollar.

İslamiyet bu kurtuluştur.

Hürriyeti dinde bir buluştur.’

Hasan Âli Yücel, bütün makamların ötesinde hakikate vardığı zaman kendisini hür ve bağımsız hisseder:

‘Erdim tevhide ben gönülden,

Hamdolsun, hür bir insanım ben.

İkbâlimmiş gözümde perde,

Bir başka hava esince serde.

Düştüm de uyandım uykulardan,

Sıyrıldım o sahte kaygulardan.

Bıktım kula kulluk eylemekten,

Her hırsı çıkarmışım yürekten.

Bağsız kişiyim, bağımsız oldum;

Hürriyeti ben bu yolda buldum.’

Son beyitlerinde tam teslimiyet, samimi iman, vecd halinde bir kul görüyoruz:

‘Tanrım, beni senden ayrı kılma;

Sensizlik içinde gayrı kılma.

Düştüm yere ben, kapında bir kul,

Bikes, biçare, hasta, yoksul.

Yalnız seni Hak bilip güvendim,

Sensin dü cihanda tek efendim.

Taptım sana, başka Tanrı bilmem;

Faniler önünde ben eğilmem...’