"En iyi okul tecrübedir ama okul masrafı birazcık çoktur." sözü sırrınca; tecrübe abidesi kişilerden hem istifade etmek hem de onlara vefa göstermek adına, ilimizde eğitim yöneticisi olarak görev yapmış müdürlerimizle dünü ve bugünü değerlendirmek için söyleşiler yapmayı, bunları da gazete köşemde okurlara ve özellikle eğitim camiasına sunmayı istedim. Umarım istifade edilir.

Bu bağlamda bugünkü söyleşimizi; ilimizde ilköğretim ve liselerde uzun süre idarecilik yapmış, hâlen özel sektörde aynı görevine devam eden; dostluğu ile bende, naif duruşuyla toplumda değer görmüş; ülkenin her köşesinde görev alan binlerce öğrencinin yetişmesine vesile olmuş Sayın Recep Özcan Bey ile yaptım. Hadi buyurun ayrıntılara…

1) Sayın Müdürüm, Recep Özcan kimdir? Kısaca tanıtabilir misiniz?

Sayın Uzmanım, öncelikle böyle bir söyleşi için teşekkür ediyorum. Ben 1966 yılında Samsun'un Kavak ilçesine bağlı Ahurlu Köyü'nde doğdum. İlkokulu köyümde, ortaokulu Samsun'da, liseyi ise Çarşamba'da bitirdim.

1990 yılında 19 Mayıs Üniversitesi Tarih Öğretmenliği Bölümü'nden mezun oldum. 1991 yılında Gaziantep Oğuzeli Yatılı Bölge Okulu'nda mesleğe başladım. Oradan askere gittim; dört ay sonra yedek subay öğretmen olarak kendi okuluma atandım. Daha sonra müdür yardımcısı olarak görev yaptım.

Ardından Çorum'un Bayat ilçesi Mehmet Akif İlkokulu'na atandım. Sonrasında Çorum Eti Lisesi'ne tarih öğretmeni olarak geçtim. 1998 yılında MEB yöneticilik sınavını kazandım. 1999'da Ankara Üniversitesi'nde yöneticilikle ilgili eğitim aldım.

2001 yılında Dr. Sadık Ahmet İlköğretim Okulu'na müdür olarak atandım. Buradan Mecitözü Lisesi'ne, ardından Çorum Merkez 75. Yıl Cumhuriyet Ortaokulu'na müdür olarak görevlendirildim. Daha sonra MTAL'ye, oradan da İnönü Lisesi'ne müdür olarak atandım.

2019 yılında kendi isteğimle emekli oldum. Hâlen özel sektörde aynı alanda çalışmaya devam ediyorum. Evliyim ve iki çocuk babasıyım.

Recep Müdürüm, sonu hayır ola diyelim. Bu kadar "atanma" kelimesinin geçtiği bir söyleşiye elbette "sonu hayır olsun" demek gerekir.

2) Öğrenciyken unutamadığınız bir anınız var mı?

Elbette var. Köyde ilkokula gidiyordum. Sınıfta sobayı devirdim, elimde izi kaldı. Her gördüğümde o günleri hatırlıyorum.

Ortaokulda ağabeyimin yanında kalıyordum. Bir dersten zayıf aldım. Ağabeyim sürekli soruyordu, ben de saklayıp "okunmadı" diyordum. Bir gün eve geldim, ağabeyimin elinde küçük beyaz bir kâğıt parçası vardı. "Bugün okuluna gittim," dedi. "Söyle bakalım, şu dersin kaç, bu dersin kaç?" Okula gittiğine göre öğrenmiştir diye gerçeği söyledim. Meğerse elindeki kâğıt boşmuş; beni konuşturmak için kullanmış. Böylece bizim zayıfı öğrenmiş oldu.

3) İdareciliğin ve öğretmenliğin en zor ve en güzel yönü nedir? Bir iki anı anlatabilir misiniz?

Zor yönü; sorumluluğun çok, yetkinin ise sınırlı olmasıdır. Hele bizim dönemlerimizde maddi konularda epey zorlanırdık. Para toplamak yasak ama işlerin de aksamadan yürümesi gerekir.

Güzel yönü ise hayallerinizi gerçekleştirme imkânı buldukça duyduğunuz mutluluktur. Bazen bir öğrencinin, bazen bir velinin, bazen bir amirin teşekkür etmesi bütün yorgunluğunuzu alıverir.

Oğuzeli YBO'da boğazlar konusunu işliyorduk. Boğazların önemini çocuklara özellikle anlatmaya çalışıyorum. Sınıfta Özgür adında, yerinde duramayan, kıpır kıpır bir öğrenci vardı.

"Öğretmenim, öğretmenim…" diye durmadan sesleniyordu. "Bekle," dedim. Bir süre sonra söz verdiğimde, "Öğretmenim, boğazlar bu kadar önemliyse neden bir boğaz daha açmıyoruz?" demez mi! Biraz kızdım ama bugün dönüp baktığımızda Özgür'ün haklı olduğunu görüyoruz. Teknoloji gelişti, yeni boğazlar açılıyor. Meğer bunu yıllar önce görmüş.

Yine YBO'da öğrencilerle çok iyi bir iletişimimiz vardı. Bir takım kurduk, hatta il derecesi aldık. Askere gittim. Geri döndüğümde lojmanın duvarına kocaman "O şimdi asker, özlemle" yazmışlardı. Çok duygulanmıştım.

Dr. Sadık Ahmet Okulu'nda özel eğitim sınıfı açtık ama öğretmen yoktu. Millî Eğitim veremiyordu. Bir velimiz vardı; her gün gelip "öğretmen" diyordu. Durumu anlatıyordum ama ertesi gün yine geliyordu.

Bir gün çok telaşlıydım, yine geldi. Aynı şeyleri sıralayınca, "Git validen iste. Atama yetkisi bende mi?" dedim. "Aha, gidiyorum," dedi.

Ertesi gün vali Mustafa Toprak yan okula gelecekti. Biz de oradaydık. Veli geldi ama korumalar yaklaştırmadı. Program sonrası Vali Bey işaret etti, yanına çağırdı.

"Çocuğum şu okula gidiyor, öğretmen yok. Müdüre gittim, bana 'git validen iste' diye fırça attı," deyince, Vali Bey ''Müdür doğru söylemiş'' dedi.

Vali Bey beni de tanıyordu, beni yanına çağırdı. Bayan ayrıldı. Sadece il müdürü ve beni okul müdürünün odasına aldı. İl müdürüne dönüp: "Niye buraya öğretmen vermedik?'' diye sorguladı. Sonra da ''Okul müdürü haklı, doğru söylemiş. Buraya öğretmen vermek valinin görevi," dedi. "Derhâl bir öğretmen verin," diye talimat verdi. Bana da kalabalığın içinde hiçbir şey söylemedi. Bu yönüyle Sayın Valimizi takdir ettim.

Sizinle ilgili bir anıyı da ben anlatayım Sayın Müdürüm. Sanırım 2003'lü yıllardı. Siz Dr. Sadık Ahmet Okulu'nda müdürdünüz. Okulun bakım-onarıma ihtiyacı vardı ama İl Müdürlüğü kabul etmiyordu. Bana anlattığınızda, "O iş bende," dedim.

O yılki 28 Şubat Deprem Tatbikatı'nı sizin okulda yapalım, dedim. Sayın Vali Erhan Tanju da gelir. Güzel bir çay hazırlatırsın, biraz da kuru pasta. Tatbikat sonrası çaya davet ederiz. Çayı çok sever. Birkaç bardak içtikten sonra okul müdürünü sorar; memnun kalırsa teşekkür eder ve "Bir ihtiyacın var mı?" der.

Aynen dediğimiz gibi oldu. Vali Bey, "Müdür kim?" dediğinde ayağa kalktınız. Çaya teşekkür etti. "Bir isteğin var mı?" deyince, "Efendim, okulumuzun bakım-onarıma ihtiyacı var ama yaptıramadık," dediniz. O anda İl Müdürüne dönerek, "Müdür burayı hemen programa al," diye talimat verdi. O tadilatta bizim de bir nebze katkımız oldu. Aynen öyle Mahir Hocam, siz vesile olmuştunuz.

4) Genç idarecilere ve öğretmenlere neler tavsiye edersiniz?

Her şeyden önce çok okumalarını, olaylar karşısında daima soğukkanlı olmalarını ve iyi bir iletişim becerisine sahip olmalarını tavsiye ederim.

Özetle; bilgi ve hayat tecrübenizden her zaman istifade etmek isteriz. Sağlık, sıhhat ve afiyetle dolu bir ömür diliyorum. Hatırınız var olsun.

Hiç önemli değildir görevdeyken gelecek o iltifatlar;

Lâkin önemlidir, emekli olunca hâl hatır soracaklar…