Halk arasında genelde farzlar otuz iki olarak bilinir. Kur'an-ı Kerim'in her emri bir farzdır. İnsanlarımız arasında sıkça otuz iki farz diye dillendirilmesi ise genelde herkesin mutlaka bilmesi gereken farzlar olduğundan dolayı böyle dillendirilmektedir. Bunların başında da Allah'a iman gelir
Bir insanın Allah katında sorumlu olabilmesi için öncelikle ergenlik çağına erişmiş ve aklî melekesinin de yerinde olması gerekir. Yüce rabbimize hamdüsenalar olsun ki bizleri insan olarak yaratmış, kalbimizi ve gönlümüzü de iman nuru ile süslemiş. İyi ve doğruyu bulabilmemiz için akıl, aklımızı iyi yönde kullanabilmemiz için de bizlere irade vermiştir. Çevresine dikkati nazar ile bakan kimseler, her şeyde, Yüce Rabbimizin varlığını, birliğini, azametini, kudretini ve sonsuz ilmini görür. Ön yargılı ve art niyetli olanlara ise davul bile çalsanız duyuramazsınız. Araf sur.179 de buyurulduğu üzere "…onların kalpleri vardır fakat gerçekleri anlayamazlar, gözleri vardır fakat onlarla gerçekleri göremezler, kulakları vardır amma onlarla gerçekleri işitemezler..." Kur'an da, ey akıl sahipleri siz hiç idrak etmez misiniz, düşünmez misiniz, akıl etmez misiniz, çevrenize dikkatle bakmaz mısınız, araştırmaz mısınız gibi sorularla bizi düşünmeye ve araştırmaya sevk eden çokça ayeti kerime vardır. Sebebi ise düşünen ve araştıran bir insan Yüce Allah'ın varlığını, birliğini, azamet ve kudretini görür. Bu da insanların Allah'a olan imalarını artırır. İman güçlenince ibadetleri beraberinde getirir. İmanla ibadetler birleşince de güzel, ahlâki davranışlar ortaya çıkar ki, işte o zaman insan yaratılış amacını ve gayesini kavramış, dünyada ona göre yaşamış, dünya ve ahiret mutluluğunu da yakalamış olur. "(Resulüm!) Sana bu mübarek Kitabı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik." (Sad 29)
Sağlam bir imana sahip olan bir mümin, (hadisi şerifte de belirtildiği üzere) Allah kendisine bir lütufta bulunduğu zaman şükreder ve aynı zamanda sevap da kazanmış olur. Bir sıkıntı olduğu zaman sabreder ve yine sevap kazanır. Dünyada da, ahirette de mutlu ve huzurlu olmanın yolu, Kur'an'ı iyi okuyup anlamak ve peygamberimizi iyi tanıyarak, onun güzel ahlakını örnek almakla mümkün olur. "Biz bu Kur'an'ı sana sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir topluma da hidayet ve rahmet olsun diye indirdik." (Nahl 64) "Ey insanlar! (Bu Kur'an) Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet olarak gönderilmiştir." (Yunus 57) Bu mealde çok sayıda ayet vardır. Verilen mesaj ise, 'Biz bu Kur'an'ı okumanız, anlamanız, ondan yararlanmanız ve yaşamamız için bir şifa kaynağı olarak gönderdik'
Kur'an'ın en çok üzerinde durduğu konuların başında Allah'ın birliği gelir. Kur'an'ı Kerim olmasa idi bir yaratıcının varlığına belki akli muhakememiz ile ulaşabilirdik fakat sorumluluklarımızı bilemezdik. İhlas sur. "De ki Allah birdir. Eşi, benzeri, ortağı, dengi yoktur. O doğmamış ve doğrulmamıştır. Sonradan yaratılanlara benzemez", İbrahim 52'de; "İşte bu (Kur'an) kendisi ile uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek İlah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.", Enbiya 22'de ise "Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka İlahlar bulunsaydı, yer ve gök kesinlikle bozulup gitmişti…" İmamı Mâturidi "Eğer Allah biz insanlara ilahi kitap ve peygamber göndermese idi bile yine de Allah'a imandan sorumlu olurduk, çünkü Allah bize akıl vermiştir der ve Kur'an'daki Hz. İbrahim örneğini verir. Hz. İbrahim çocuk yaşta iken, bir gece yıldızlara bakarak benim bir yaratıcım olmalı, o da bu yıldızlar, der. Daha sonra ay doğar, bakar daha büyük ve parlak, bu olmalı der, sabah güneş doğar herhalde bu der, akşam olup onun da kaybolduğunu görünce doğan ve batan, kaybolan şeyler benim Rabbim olamaz. Bunları sırası ile doğduran ve batıran bu muazzam nizamı sağlayan, bunların üzerinde ilahi bir güç olmalı ki o da Allah'tır" diyerek akli muhakeme ile Allah'ın varlığına ve birliğine ulaşmıştı. Bu olay Enam 75-79 da anlatılır. İmam'ı Mâturidi bu ayetlere istinaden Allah ilahi kitap ve peygamber göndermese idi bile yine de Allah'a imandan sorumlu olurduk, fakat ibadetlerden sorumlu olmazdık, çünkü ibadetlerin neler olduğunu ve ne zaman ne şekilde yapılacağını bilemezdik, der. Bu konuda İmam'ı Hasan el-Eş'arî ise "Biz insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler göndermedikçe azap etmeyiz" ayetini delil kabul ederek ilahi kitap ve peygamber gönderilmeseydi Allah'a imandan sorumlu olmazdık diyerek farklı bir görüş ortaya koymuştur. Kur'an-ı Kerim maddi ve manevi hayatın en doğru şekilde anlaşılabilmesi için şaşmaz bir kılavuzdur. Kur'an'ın rehberliği sadece inanç, ibadet ve ahlak değil, hayatımızın bütün alanını kuşatan bir hayat nizamıdır. Peygamberimiz de "Kur'an her derde devadır." "Kur'an apaçık bir nurdur bir zikri hâkimdir ve en doğru bir yoldur."
Hiç şüphe yok ki dinin merkezin de şeksiz ve şüphesiz sahih bir iman vardır. İman; Cenabı Hakkın Kur'an-ı Kerimde bildirdiği ve Peygamberimizin de uygulamaları ve açıklamalarda bulunduğu her şeye bir bütün olarak inanmaktır. Miraç olayından sonra Peygamberimizin anlattıklarını o günün teknolojik şartlarında havsalaları almayan müşrikler Hz. Ebubekir'e koşarak, 'senin arkadaşın şimdide şunları söylüyor, onlara da inanacak mısın' dediklerinde;
'O mu söylüyor'? 'Evet', 'O söylüyorsa doğrudur. Çünkü o yalan söylemez' diyor. İşte iman budur. Şekle, şüpheyle, aklını ilah edinerek veya aklına yatmayan her şeyi inkâr ederek iman sahibi olunamaz. Şunu her müslüman bilir ki aklın durduğu yerde ilahi vahy başlar.
"İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, onlar cennet yârânıdırlar, onlar orada ebedî kalacaklardır" (Bakara 82)