İnsan hayata gözlerini açtığı andan itibaren kurduğu ilk bağ, tüm hayatının yapısını belirleyen en kritik temel taşıdır. Psikoloji alanyazınında bağlanma olarak adlandırılır.Bu süreç, aslında bir çocuğun dünyayı nasıl algılayacağının, insanlara nasıl güveneceğinin ve kendi ayakları üzerinde nasıl duracağının ilk provasıdır. Bu provanın başrolünde ise bir kadından öte, bir ilk öğretmenve ilk sığınakolarak anne yer alır.

Anne-çocuk bağı, sadece biyolojik bir bağlanma değildir.Psikolojik bir inşa sürecidir. Bir anne, çocuğuna sadece konuşmayı, yürümeyi ya da yemek yemeyi öğretmez. O, duyguların nasıl yönetileceğini, sevginin nasıl paylaşıldığını ve hayal kırıklıklarıyla nasıl başa çıkılacağını öğreten ilk akademidir. Çocuğun aynası annesidir. Çocuk o aynada kendini değerli görürse, hayatı boyunca bu özgüvenle yürür. Annenin bir bakışı, bir dokunuşu veya bir kelimesi, çocuğun zihninde ben güvendeyim ya da ben seviliyorum mesajlarını kodlar. Bu yüzden annelik, dünyanın en sessiz ama en etkili öğretmenliğidir.

Annenin bu öğretmenliği sınıfla ya da kitaplarla sınırlı değildir. O, hayatın tam ortasında, mutfakta bir yemeği paylaşırken düşülen bir oyunda dizdeki yarayı öperken veya gecenin bir yarısı korkulan bir rüyadan sonra verilen o güven duygusunda gizlidir. Bağ kurmayı bir anneden öğrenen çocuk, yetişkinliğinde kuracağı tüm ilişkilerin sağlamlığını bu ilk bağın üzerine inşa eder. Güvenli bağlanma, bir insanın hayat boyu taşıyacağı en büyük mirastır.

Bir anneyi sadece şefkat üzerinden tanımlamak, onun asıl gücünü eksik bırakmaktır. Annelik, bir çocuğu hayata hazırlarken gösterilen o sessiz dirençtir. Bir çocuğun kendi kanatlarıyla uçabileceğine inanmak ve ona bu alanı tanımak, belki de öğretmenliklerin en zorudur. Kendi varlığını çocuğunun arkasında bir kale gibi konumlandırmak, ona düşsen de ben buradayım hissini vermek, bir bireye verilebilecek en büyük özgürlüktür.

Bu güven duygusu, bireyin hayatın zorluklarına karşı gösterdiği psikolojik dayanıklılığın ana kaynağıdır. Dışarıdaki dünya ne kadar sert olursa olsun, arkasında yıkılmaz bir güç olduğunu bilen bir çocuk, risk almaktan, hata yapmaktan ve yeniden başlamaktan korkmaz. Çünkü bilir ki her geri dönüşte, her başarısızlıkta ya da her yorgunlukta sığınabileceği o ilk liman hala oradadır.

Anne ile kurulan bağ, sadece çocuklukla sınırlı kalmaz.Yetişkinlikte de form değiştirerek devam eder. Bizler büyüdükçe annelerimizin bize öğrettiği o küçük ama devasa derslerin hayatın içindeki yansımalarını daha net görürüz. Bir sorunu çözerken onun sağduyusunu, bir zorluğa göğüs gererken onun sabrını, birine sevgi gösterirken onun cömertliğini kullandığımızı fark ederiz. Bu, nesiller boyu aktarılan ruhsal bir mirastır.

Bir annenin çocuk üzerindeki etkisi, sadece fiziksel varlığıyla sınırlı kalmaz.Zihne ektiği tohumlarla ölçülür. O tohumlar, bazen bir akademik başarıda, bazen kurulan sağlıklı bir yuvada, bazen de zor bir anda sergilenen karakterde çiçek açar. Bu yüzden anneler günü, sadece bir takvim yaprağı olarak görülmemelidir.bu derin ve köklü emeğe, bu sessiz kahramanlığa duyulan saygının bir ifadesidir.

Ben de bu hafta son sözü canım anneme teşekkür etmek için ayırmak istiyorum. Tüm bu anlattığım bağ kurma süreçlerinin, o güvenli limanın ve hayat boyu süren o eşsiz öğretmenliğin benim hayatımdaki karşılığı sensin. Beni dünyanın zorluklarına, sevinçlerine ve tüm belirsizliklerine karşı hazırladığın için sana minnettarım. Ne zaman yorulsam, arkamda olduğunu hissettirdiğin o görünmez ama sarsılmaz güç, benim hayat yolculuğundaki en büyük pusulam oldu. Öğrettiklerin, sabrın ve her düştüğümde elimi tutan o şefkatin için sana ne kadar teşekkür etsem az.Sen benim sadece annem değilhayata karşı duruşumun mimarısın. Beni hayata böylesine güçlü hazırladığın ve her adımda varlığını bir güç kaynağı olarak sunduğun için minnettarım. İyi ki varsın, anneler günün kutlu olsun.