Bu sabah erken kalktım. Kıyıklık Parkı'ndaki yürüme alanı çok güzel. Akşam yağmur yağmış, ortalık mis gibi kokuyor. Son zamanlarda hiç yağmadığı kadar yağmur yağdı. Bundan sonrasının da iyi olmadığını söylüyorlar. Her şeyin fazlası zarar! Yakın zamanda biçilmesine rağmen çimler yine uzamış. Park Bahçelere yine iş çıktı. Ben o, ne işleri var kesecekler tabi diyenlerden değilim. Yine o parkta yere attığı çöpü uyarana, benim kocam temizliyor buraları size ne diyen kadını da onaylamadım. İşi temizlik olan ayrı, temiz insan ayrı… Temiz insan soyu sürerse, işi temizlik olanlar işlerini daha güzel yapar, her yer mis gibi olur. Temizlik görevlisinin işi pis insanların sorumsuzca kirlettiğini temizlemek değil, olan temizliği muhafaza etmektir!
Yürüyüş parkurunda ikinci tura başlamıştım ki ağaçların altında uçmaya çalışan bir kuş gördüm. Belli ki düşmüştü! Paytak hareketlerle oldukça komik bir hâl arz ediyordu. Durdum ve izlemeye koyuldum. Yavru kuş ağacın dallarından ona seslenen annesine cevap veriyor, bir yandan da zıplıyordu. Ben işin doğasını bozmayım diye yürüyüşüme devam ettim. Bir tur atıp tekrar aynı noktaya geldiğimde kuş, ağacın dibine sinip kalmıştı. Olmamıştı… Daha büyüyüp okula gidemeden, temel eğitimini alamadan pes etmiş gibi görünüyordu. Anne baba ağaçtan seslenip taktik veriyordu. O sıra üç tane büyük köpek peyda oldu. Köpekler kuşu görürse sataşırlar diye düşündüm. Ya bir de kedi gelirse! O zaman hiç şansı kalmazdı zavallı küçük kuşun. Gidip caminin altındaki bakkaldan bir karton kutu buldum. Olay mahalline döndüğümde köpekler yoklardı. Ağacın üst dalları arasında çatal ortamı bulup kutuyu içindeki kuşla birlikte oraya yerleştirdim. Gerisi anne babaya kalmıştı. Oradan uzaklaşana kadar sık sık dönüp baktım. Temel eğitimini tamamlayamamış bir canlı merak edilir! Endişe edilip yoklanır… Nasıl uçacak, nasıl kanat çırpacak, nereye konacak, nasıl beslenip korunacak? Anne babayı biraz duyarsız gördüm. O kadar da yırtınmıyorlardı! Belki de beş yavrunun en zayıf halkasıydı o! Evden ayrılan ve bir daha geri dönmeyeceğini bildikleri evlatlarına son vazifelerini yapıyorlardı. Belki de bana tuhaf bakmalarının sebebi de oydu! Kendilerinin bile gözden çıkardığı bir yavruya bir insan sahip çıkmaya çalışıyordu. Utandılar hatta kuşluklarından! Lanet olsun bizim gibi kuşa deyip sövdüler kendilerine…
Ertesi gün yine aynı parka gittim. Hem yürümeye, hem de yarım kalan hikâyenin sonucunu görmeye. Ne yavru kuşu ne de anne babasını gördüm! Doğa vazifesini yapmış, bir şekilde hayat döngüsü gerçekleşmiş diye düşündüm. Şu öten kuşlar kuşun ailesi, kendisi de güvenli bir yerdedir düşüncesini geçerli tutmaya çalıştım. Diğer sonuçları kafamdan öteledim.
Ailelerinden kopmaya, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışacak olan binlerce çocuk LGS sınavına girecek. Sekiz yılın sonunda, kendilerini yarışın son ayağına götürecek safhaya adım atacaklar. Ebeveynler kanat çırpmaya çalışan yavrularına sağlıklı bir zemin oluşturup beraberinde güven aşılamaya çalışırken uzaktan izlemekle yetiniyorlar. Bu aşamaya kadar sıkı takip çok önemliydi. Üniversite kısmı kolaydı! Bir yavrunun birey olması için gerekli olan temel eğitim zaten meyvelerini verir, onu taçlandırmaya yeterdi. Yalnız bizimkinin işi kuşunkinden daha çetrefilli gibi görünüyordu. Lise'ye sağlam olarak gelebilmek, basacağı dalları iyi bilmek ya da o daldan düşmemek, yetenek ve doğasının kendisini yönlendirdiği alanı bulabilmek, yaşamı boyunca iç huzuru içinde bir ömür sürebileceği son kararı verebilmek, hiç de kolay değildi! Kendini bilerek liseye adım atan çocuk, diğerlerinden bir adım önde olmuştur. Çok farklı okul tiplerinde çalışan birisi olarak söylüyorum bunu. Çalışmadığım okul tipi kalmadı neredeyse. Hepsinde de gördüğüm şey, tam da bu; Bulunduğu Lise'nin doğal bir parçası olduğunu hissedip orada olmaktan mutluluk duymak!
Bir tane aspirin ile iyileşen nice hastalar var! Onları iyileştiren aspirin mi? Bulunduğun yer, bir süre sonra yeşereceğine inandığın ortam değilse sana ne aspirin ne de antibiyotik fayda etmez! Çiçek bile yerini sevince sana açıp gülümsüyor!
Bir sonraki gün yine aynı parkta, şu anlattıklarımı düşünerek yürüyordum. O sıra bir kuş sesi, diğerlerinin arasında öne çıktı. Döndüm baktım… Oydu! Bana cilveli bir ötüş daha yaptı. Evet, o benim der gibi bakıyordu. Nasılsın dedim. İyiyim, merak etme dedi…