Tamahkâr anlamına da gelen açgözlülük; mala, mülke aşırı istek duyan, maldan, mülkten başka hiçbir şeye önem vermeyen, ihtiyacından ve hakkı olandan daha fazlasını isteyen, bunu da bir hırs haline getiren, mülkiyetin kölesi olmuş, kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen, ahiret gibi bir derdi olmayan, bencil kimseler için kullanılan bir ifadedir.
Maalesef her gün haberleri izledikçe ne kadarda açgözlü, enâniyet sahibi, bencil, kendi menfaat ve çıkarlarından başka bir düşüncesi olmayan, dînî değerlerimizden yoksun, ahlaki değerlerden habersiz, ne çalar çırparsam o kârdır anlayışına sahip, insanlığını kaybetmiş kimseler varmış demekten kendimizi alamıyoruz. Bizler açgözlü bir milletin nesilleri değiliz. Peygamberimiz, ashabı ve şanlı bir tarihe sahip olan atalarımızda açgözlü değillerdi. Peygamberimiz, “Bir müslüman kendi nefsi için istediği bir iyiliği diğer kardeşleri içinde istemedikçe gerçek manada iman etmiş olmaz, iman etmedikçe de cennete giremez. Yine bir müslüman ki kendi nefsine reva görmediği bir kötülüğü başkalarına reva görüyorsa o kimsede iman etmiş olmaz. İman etmedikçe de cennete giremez” buyurmuştur. Peygamberimiz, müşriklerin zulümlerinden bunalarak, Medine ye hicret eden müslümanları birbirleri ile eşleştirerek kardeş ilan etmiş ve onlarda evlerini, bağ, bahçe, tarla neleri varsa Mekkeli muhacir kardeşleri ile paylaşmışlardı. Peygamberimiz “Cebrail komşu hakları ile ilgili o kadar çok geldi o kadar çok şeyler söyledi ki ben zannettim ki, komşuyu komşuya mirasçı kılacak.” “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” hadislerine rağmen dünyanın her tarafında ekmek ve içecek su bile bulamayan milyonlar varken müslüman kimliğine sahip olan bir kimse değerlerimizden uzak bir şekilde açgözlü olabilir mi?
Fatih İstanbul’u feth etmezden önce, tebdili kıyafete (tanınmayacak elbiselere) bürünerek sabahın erken saatlerinde alış verişe çıkar. Bir esnaftan bir kalem mal alır. Dükkân sahibinden ikincisini isteyince kusura bakmayın veremem. Sebebini sorduğunda, ben siftahımı yaptım, onu da yandaki komşum daha siftahını yapmadı ondan al cevabını alır. Bu cevap üzerine yandaki dükkâna girerek bir kalem malda oradan aldıktan sonra devamını ister. İkinci esnafta, ikinci isteğini veremeyeceğini söyler ona da nedenini sorduğunda o da karşı ki komşumdan al o daha siftah yapmadı. Fatih kaç esnafa girdi ise benzer cevapları alınca çok sevinir ve ellerini kaldırarak Yüce Rabbimize şükrettikten sonra, bu millet bu ahlaka sahip olduğu sürece, ben değil İstanbul, bütün dünyayı feth ederim demiştir. Ne oldu da o birbirinin hakkını, hukukunu koruyan, haktan, hukuktan korkan, sadece kendisini değil başkalarını da düşünen, koruyan, kollayan, herhangi bir kardeşinin ayağına bir diken battığı zaman onun açısını sinesinde hisseden insanların nesilleri olan bizler, enâniyet sahibi, doyumsuz, bencil ve açgözlü bir toplum haline geldik?
Allah’a (cc) ve ahiret gününe inancı zayıf olan, Allah’ın (cc) iradesine tam teslim olamayan insanlara dünyayı da verseniz tatmin olmazlar ve daha da fazlasını isterler. Gözleri de bir türlü doymaz. İstemek insanların en doğal hakları da hakkın olanı iste. Helalinden iste. Kanaatkâr ol ve sana bu nimetleri veren Yüce Rabbine şükretmesini de bil. Yüce Mevla’mız bizleri yaratırken ey falanca kulum seni şu şekilde ve şu imkânlara sahip olarak yaratıyorum ne dersin diye sormadı. Toprağın altında yaşam mücadelesi veren köstebeğe ve yine varlığını hiçbir güvenceleri olmadan sürdürmeye çalışan yüzlerce varlığa da sormadı. Kur’an da özellikle vurgulandığı üzere düşünen insanlar için çok büyük ibretler vardır. Her zaman diyoruz ki “Bir insan bir şeylerin kıymetini bilebilmesi için çevresine ibreti nazar ile bakması ve sahip olduğu nimetleri fark etmesi gerekir” İnsanın kalbinde iman zenginliği ve kanaat yoksa doyumsuzluk ve açgözlülük vardır. Aç olan bir insanı doyurabilirsiniz ama açgözlü bir insanı asla doyuramazsınız. Açgözlü insanın bir doyum noktası olmadığı için sahip olduğu nimetlerle yetinerek şükretmesini bilemez. Hangi konuma gelirse gelsin gözü hep daha fazlasındadır ve hep eksiklik duygusuyla yaşar. Açgözlü insanlar ne kadar bir hırsa sahip olurlarsa olsunlar ulaşabilecekleri bir son nokta yoktur. Peygamberimizde; “İnsanoğluna bir vadi dolusu altın verseniz ikincisini ister, ikincisini verseniz üçüncüsünü ister ancak gözünü bir avuç toprak doyurur” Kanaatkârlığın ve şükrün ne demek olduğunu bilmeyen ve gönül gözü aç olan insanların, dünya gözleri asla doymaz. Zenginlik mal çokluğuyla değil bilakis göz ve gönül tokluğu iledir. Hz. Ali de “Açgözlü ile dost olma: İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün.” Şeyh Edebali; “Açgözlülük ve dünya nimetlerini elde etme hırsı, insanı hakkı olmayan şeylere tevessüle zorlar.” Derken, Atalarımız ise “Kanaat en büyük hazinedir” demişlerdir.
Bizler sorumluluk sahibi kimseler olarak, müslüman olmanın gereklerini yerine getirme gayreti içerisinde olmakla birlikte, yanlış olan şeylere de yanlış diyebilmeliyiz. Her koyun kendi bacağından asılır, nemelazım, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın gibi enâniyet ve bencillik özelliği taşıyan ifadeler bir müslümanın söyleyeceği sözler olamaz. Sorumluluğunun bilincinde olan kimseler nefis terbiyesi ile birlikte yanlışa da yanlış diyebilmelidirler. Bu aynı zaman da bir erdemdir.
İnsanın yapısındaki bitmek tükenmek bilmeyen, daha fazlasına sahip olma isteğinin sonu yoktur. Bu yolda ar, edep, hayâ, utanma duygusunu yitiren insanların sayısı da az değildir. Bu duyguların etkisinde kalanlar hiçbir zaman rahat edemezler. Mutlu olamazlar. Kendi kendilerini içten içe yiyerek hem kendilerine hem de çevrelerine sıkıntı verirler. Bu tür insanlarımızı Allah (cc) ıslah etsin ve basiret gözlerini açsın.