Okulların yeniden açılmasıyla birlikte evler eski rutinine döndü. Yeni ders kitapları, okul çantaları, ödevler, sınavlar ve hedefler ön plana alındı. Çocukların başarılı olması elbette her anne babanın en doğal beklentilerinden biridir. Ancak okul başarısını yalnızca yüksek notlar, kazanılan sınavlar ya da alınan takdir belgeleri üzerinden değerlendirmek, çocuğun gelişiminin önemli bir bölümünü gözden kaçırmamıza neden olabilir. Çünkü bir çocuğun okul hayatındaki başarısının temellerinden biri, okuldan çok önce ve okul dışında, ailesinin içinde atılır.

Çocuk için aile, hayatı öğrendiği ilk okuldur. Nasıl konuşacağını, sorunlarını nasıl ifade edeceğini, bir başkasını nasıl dinleyeceğini, öfkelendiğinde nasıl davranacağını ve karşısındaki insana nasıl saygı göstereceğini öncelikle ailesini gözlemleyerek öğrenir. Bu nedenle aile içindeki iletişim biçimi, çocuğun yalnızca duygusal gelişimini değil, okul yaşamını da doğrudan etkiler. Evinde düşüncelerini rahatça ifade edebilen, hata yaptığında aşağılanmak yerine desteklenen ve soru sorduğunda dinlenen bir çocuk, okulda da kendisini daha rahat ortaya koyabilir.

Bunun yanında çocukların akademik kapasiteleri ve öğrenme hızları birbirinden farklıdır. Her çocuğun aynı başarı düzeyine ulaşmasını beklemek, gelişimsel farklılıkları göz ardı etmek anlamına gelir. Çocuğun sahip olduğu kapasitenin çok üzerinde beklentiler oluşturmak ve onu sürekli daha fazlasını yapmaya zorlamak, kısa vadede başarıyı artırıyor gibi görünse de uzun vadede ciddi sonuçlar doğurabilir. Sürekli yetersiz hissetmek, başarısızlık korkusu yaşamak ve ailesini hayal kırıklığına uğratma kaygısı; çocukta yoğun stres, kaygı, özgüven sorunları ve tükenmişlik gibi psikolojik güçlüklerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Uzun süre devam eden stresin uyku, iştah, baş ağrısı ve çeşitli bedensel yakınmalar gibi fiziksel sonuçları da olabileceği unutulmamalıdır.

Burada önemli olan, çocuğun başarısız olmasından korkmak yerine onun gelişimini desteklemektir. "Neden daha yüksek not almadın?" sorusu yerine "Bu konuda zorlandığın yer neresi?" diye sormak, çocuğa çok daha güçlü bir mesaj verir. Çünkü çocuk için ailesinin sevgisinin ve kabulünün aldığı notlara bağlı olmadığını bilmek, başarının kendisinden çok daha değerlidir. Ebeveynin görevi çocuğun yerine hedef koymak değil; onun kendi potansiyelini keşfetmesine eşlik etmektir.

Elbette okul başarısı hayatımızda önemli bir yere sahiptir. Eğitim, çocuğun geleceğine dair önemli fırsatlar sunar. Ancak çocuklara başarılı olmanın yanında iyi bir insan olmanın da önemli olduğunu öğretmek gerekir. Başarılı olmak; yüksek not almak, iyi bir üniversiteye gitmek veya iyi bir meslek sahibi olmakla sınırlı değildir. Empati kurabilmek, dürüst olmak, sorumluluk almak, başkalarının sınırlarına saygı göstermek ve ihtiyaç duyduğunda bir başkasına yardım edebilmek de hayat başarısının önemli parçalarıdır.

Özellikle okulların yeni açıldığı bu dönemde çocuklarla bireysel farklılıklar hakkında konuşmak büyük önem taşır. Sınıfta herkes aynı şekilde düşünmeyebilir, aynı hızda öğrenmeyebilir, aynı fiziksel özelliklere sahip olmayabilir. Bazı çocukların öğrenme, iletişim veya davranış biçimleri diğerlerinden farklı olabilir. Çocuklara bu farklılıkların alay konusu değil, insan olmanın doğal bir parçası olduğu anlatılmalıdır. "Seninle aynı olmayan bir arkadaşına nasıl davranırsın?" sorusu, en az "Sınavdan kaç aldın?" sorusu kadar değerlidir.

Çocuğun okulda öğretmeniyle ve arkadaşlarıyla kurduğu ilişkilerde de ailede öğrendiği iletişim biçiminin izlerini görmek mümkündür. Anne babasının birbirine ve kendisine nasıl hitap ettiğini gözlemleyen çocuk, saygının ne olduğunu yalnızca anlatılanlardan değil, yaşadığı deneyimlerden öğrenir. Evde bağırmanın, küçümsemenin veya hakaretin normalleştirildiği bir ortamda çocuktan okulda her zaman sağlıklı iletişim kurmasını beklemek kolay değildir. Aynı şekilde anne babasına saygı göstermeyi ve karşılıklı iletişim kurmayı öğrenen çocuk, bu davranışları öğretmeni ve akran ilişkilerine de daha kolay taşıyabilir.

Toplum kurallarına uyum da yine evde başlar. Çocuğun evde belirli sınırların ve sorumlulukların olduğunu bilmesi, kuralların neden gerekli olduğunu anlamasına yardımcı olur. Odasını toplamak, eşyalarına sahip çıkmak, belirlenen saatlere uymak, başkalarının haklarına saygı göstermek gibi küçük görünen sorumluluklar; ilerleyen yıllarda toplumsal yaşamın kurallarına uyum sağlamanın temelini oluşturur.

Bu nedenle okul başarısına giden yolda aileyi yalnızca "ders çalıştıran" bir yapı olarak görmemek gerekir. Çocuğun çalışma alışkanlığından önce güven duygusuna, notlarından önce psikolojik iyi oluşuna, akademik başarısından önce insan ilişkilerine yatırım yapmak gerekir.

Çünkü çocukların hayatındaki en kalıcı başarı belki de karneye yazılmayacaktır. İyi iletişim kurabilen, farklılıklara saygı duyan, sorumluluk sahibi, kendisine ve çevresine değer veren bir birey olarak yetişmek; alınan en yüksek nottan çok daha büyük bir kazanımdır.

Yeni eğitim-öğretim yılı başlarken çocuklarımıza yalnızca "Başarılı ol." demeyelim. "Elinden geleni yap, gerektiğinde yardım iste, hata yapmaktan korkma, kendine inan ve iyi bir insan ol." diyelim. Çünkü okulda alınan notlar değişebilir; fakat çocuklukta öğrenilen sevgi, saygı, iletişim ve değerler, çoğu zaman insanın hayatı boyunca onunla birlikte yürür.