Nisan ayı geldiğinde gökyüzü sadece baharın müjdecisi olmaz. Türk ulusunun çocuklarının tertemiz gülüşleriyle yeniden renklenir. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, takvimdeki sıradan bir kırmızı gün veya sadece protokol törenlerinden ibaret bir tarih değildir. Psikolojik açıdan baktığımızda bu bayram bir toplumun kolektif ruh sağlığının, geleceğe duyduğu sarsılmaz güvenin ve en önemlisi çocukluğun biricikliğinin en somut tescilidir. Egemenlik ile çocuk psikolojisi arasındaki o ince ve hayati bağ tam olarak nerede gizlidir? Cevap belki de çoğumuzun büyürken bir yerlerde düşürdüğü o sihirli kelimede olan oyunda saklıdır.
Pek çok uzman oyunun sadece vakit geçirmek olmadığını, aksine çocuğun kendini keşfettiği ve sıfırdan yarattığı bir geçiş alanı olduğunu savunur. Oyun, çocuğun dış dünyayı kendi zihninde yeniden inşa ettiği ilk gerçek egemenlik alanıdır. Bir çocuk yerdeki basit bir karton kutudan devasa bir kale yaparken veya hayali kahramanlarla bir strateji geliştirirken aslında kendi iç dünyasının mutlak hükümdarıdır. Burada kuralları o koyar, adaleti o sağlar ve sınırları o belirler.
Bugün modern dünya, çocuklarımıza her şeyi hazır ve paketlenmiş sunarak onların bu doğal egemenlik alanlarını ne yazık ki daraltmaktadır. Dijital ekranların, yapılandırılmış ağır ders programlarının ve hata yapma lüksü olmayan başarı odaklı bir sistemin arasında çocukların kendi kurallarını koydukları o serbest oyun alanları giderek silinmektedir. Oysa 23 Nisan ruhu, pedagojik bir dille çocuk için şunu ifade eder. "Sen değerlisin, senin sesin, senin kararların ve senin hayallerin bu ülkenin temel taşıdır." Psikolojik açıdan bu mesaj, bir çocuğun öz saygısının ve benlik bütünlüğününen temel dayanağıdır.
Çocuklukta deneyimlenenbayram duygusunun nörobiyolojik karşılığı, güven ve aidiyet hissidir. Beynimizdeki ödül mekanizmaları, toplumsal kutlamalar ve kabul görme anlarında yoğun şekilde dopamin ve oksitosin salgılar. Bir çocuğun, koskoca bir devletin kendisine bayram armağan ettiğini bilmesi, onda korunuyorum ve önemseniyorumşemasını oluşturur. Bu şema, bireyin yetişkinlikte daha az kaygılı, topluma karşı daha sorumlu ve empati yeteneği gelişmiş bir kişi olmasını sağlar. Egemenlik, sadece bir toprağı yönetmekten ziyade o toprak üzerinde yaşayan en küçük bireyin ruhsal bağımsızlığını ve güvenliğini teminat altına almaktır.
Yetişkinler olarak bizler modern hayatın hızı içinde genellikle ciddiyeti profesyonellikle, oyun oynamayı ise çocukça bir zaman kaybıyla karıştırma hatasına düşüyoruz. Ancak gerçek başkadır. İçindeki çocukla bağını koparan, onun merakını ve coşkusunu bastıran yetişkin yaratıcılığını, esnekliğini ve yaşam sevincini de yavaş yavaş kaybeder.
23 Nisan, sadece okullardaki törenleri uzaktan izleme günü olamamalıdır.Aynı zamanda kendi çocukluğumuza, o zamanki saf heyecanlarımıza ve belki de tozlu raflarda bıraktığımız yarım kalmış oyunlarımıza dönme günüdür. Çocuklarınızla veya sevdiklerinizle beraber yere oturun. Onlara ne yapacaklarını söylemeyin, oyunun gidişatını kontrol etmeye çalışmayın.Sadece onların kurguladığı o büyülü dünyanın bir parçası olun. Onların egemenliğine, yaratıcılığına ve kurallarına saygı duyun. Bir çocuğun sınırsız hayal dünyasına misafir olmak, yetişkinlik hayatının getirdiği o ağır stres yüküne en iyi gelen şeydir. Çünkü oyun iyileştirir, oyun direnç kazandırır.
Geleceğin dünyasında artık sadece statik ve ezber bilgiler yerine duygusal zekâ, yaratıcı problem çözmeve esneklik yetenekleri en büyük sermaye haline geliyor. Bu yeteneklerin tohumları ise tam da bu yaşlarda, çocuklara verilen değerle atılır. Bir çocuğa kendi bayramını vermek, ona küçük yaştan itibaren demokratik bir bilinç ve özne olma duygusu aşılar. Bu, bireyin ileride kendi kararlarını verebilen, manipülasyonlara karşı dirençli, özgür iradeli ve psikolojik sağlamlığı yüksek bir yetişkin olmasının anahtarıdır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklara bu bayramı armağan etmesi, tarihin tozlu sayfalarında kalmış siyasi bir hamle değildir aslında toplumsal bir psikolojik devrimdir. Bu hamleyle Türk toplumu, çocuklarınabağımsız birey olma hakkını en baştan, en yüksekten teslim etmiştir. Bu eşsiz mirasa sahip çıkmak sadece evlere bayrak asmakla kalmamalıdır.Çocuklarımızın ruhsal dünyalarını anlamak, onların hayal kurma özgürlüklerini her ne pahasına olursa olsun korumak ve onları koşulsuz bir sevgiyle kucaklamak da gerekmektedir.
Sonuç olarak 23 Nisan, bir çocuğun gözündeki o saf parıltının, bir ülkenin aydınlık ve huzurlu geleceğiyle doğru orantılı olduğunun en büyük kanıtıdır. Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu bu topraklarda, hayallerin de kayıtsız şartsız çocuklarımıza ait olduğunu bir kez daha hatırlamalıyız.
Bu anlamlı günde, bizlere özgür bir gökyüzü ve hayal kurma cesareti armağan eden başta Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Kurtuluş Savaşı'nın tüm o isimsiz kahramanlarını o zorlu günlerin fedakâr tanıklarını minnet, rahmet ve sonsuz bir saygıyla anıyorum. Onların gösterdiği o sarsılmaz cesaret ve vizyon olmasaydı, bugün ne bu satırları böylesine bir özgürlükle yazabilir ne de çocuklarımızın neşeli oyunlarına aynı güvenle eşlik edebilirdik.
Umutlarımızın her daim taze kaldığı, çocuk kahkahalarının tüm dünyadaki acıları iyileştirdiği aydınlık bir gelecek dileğiyle...
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!