Cenab-ı Hak, dilerse kulunun bütün günahlarını affedebilir. Zira o, çok esirgeyen, çok bağışlayandır. İnsanın beşeri zaaflarından dolayı işleyebileceği hatalarını, dilerse bağışlayabilir. Ama bu hatalar, başkasını ilgilendirmeyen yani Allah ile kulu arasında olan günahlardan olmalıdır. Yoksa başka bir kulun, insanın hakkına tecavüz biçiminde olmamalıdır.

Mesela alışverişte hile yapmak; çıkar sağlamak için insanları aldatıp kandırmak bir kul hakkıdır. Eksik ölçüp tartmak, hileli mal satmak, bedelini vaktinde ödememek veya eksik ödemek birer kul hakkıdır. Ticarete faiz karıştırmak, faizli işlemlerde bulunmak, hem lanetlik bir konudur, hem de kul hakkı yemektir. Rüşvet, irtikap, iltimas, adaletsizlik, yalan yere yemin etme veya yalancı şahitlik yoluyla haksızlığa sebep olmak... her biri ayrı ayrı kul hakkıdır.

Gıybet, dedikodu, laf taşımak, iftira, küçümseme, hakaret etmek, yapılan iyiliği başa kakmak, gönül kırmak da kul hakkına sebep olmaktadır. Emanete iyi bakmamak ona hainlik yapmaktır. Bu da muhatabımıza karşı haksızlık yapmaktır.

Ana-babaya karşı soumluluklarımızı yerine getirmemek, akrabaya karşı her hangi bir haksızlıkta bulunmak, karı-kocanın birbirlerine karşı sorumluluklarında zulmetmek, yetimin, fukaranın, işçinin, çalışanının hakkına tecavüz etmek, maddi veya idari avantajları ele geçirince çalışanlarına, personeline, memuruna zulüm etmesi de birer kul hakkıdır.

Zenginin kendini düşündüğü kadar fakir fukarayı da düşünmesi gerekir. Kazancından fakire de pay ayırması gerekir. Zira Kur’an’ın emrine göre ‘Zengin, fakirlere ödemesi gereken zekatı ödemezse kul hakkı yemiş olur.

Kul hakkı, öyle bir kaç yanlıştan ibaret değildir. Yaşanılan hayat içerisinde karşılaşılan maddi ve manevi haksızlıkların hepsi, kul hakkı kavramı içinde ele alınmalıdır.

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

‘Kimin üzerinde bir kul hakkı varsa, ölmeden önce, hemen şimdi, hakkını yediği kardeşinden helallik alsın. Helâlleşmeden ölüp giderse, yarın kıyamet günü haksızlık yapanın sevaplarından ‘yaptığı haksızlık’ miktarınca alınıp mazluma verilir. Eğer kul hakkına girenin sevabı yoksa, o zamanda hakkı yenenin günahlarından ‘uğradığı haksızlık’ miktarınca alınıo haksızlık yapanın sırtına yüklenir.’

Yukarıda sıraladığımız haksızlık örneklerinden hareketle bir kimsenin kul hakkından sıyrılması kolay değildir. Hiç kimse Allah’a secde ediyor diye, yediği kul haklarından kıyamet gününde muaf tutulmayacaktır. Halk arasında yerleşmiş bir bilgi vardır; Allah benim huzuruma kul hakkıyla gelmeyin, buyuruyor, diye. Çok doğru.

Ebu Hüreyre’den nakledildiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

‘Müflis kimdir, bilir misiniz?’ ‘Bize göre müflis parası veya malı olmayandır.’ şeklinde cevap verdiler. Hz. Peygamber de ‘Ümmetimin müflisi şu kimsedir: Kıyamet gününde namazı, orucu, ve zekatıyla gelir. Ancak birisine sövmüş, diğerine iftira atmış, bir başkasının malını yemiş, diğer bir kişinin kanını akıtmış, bir diğerini ise darp etmiştir. Bunların her birine onun sevaplarından verilir. Üzerindeki haklar ödenmeden sevaplar biterse, mazlumların günahlarından alınır ve ona yüklenir. Sonuçta cehenneme atılır.’

Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Kadir Gürler ‘Kul Hakkı, Helalleşmedikçe Affedilmeyecek Günah’ adlı eserinde konuyu çok öz ve güzel açıklamış, tebrik ediyorum. Sayın Kadir Gürler, kitabının sonunda şöyle diyor.

‘Allah’a karşı işlenen günahlardan tövbe edilerek temize çıkmak mümkündür. Çünkü Allah kendisine karşı işlenen günahları ve yapılan yanlışları, samimi ve gönülden tövbe edilirse affedebilir. Ancak kullara karşı yapılan haksızlıklar söz konusu olunca kul hakkı günahından kurtulmanın tek yolu tövbenin yanı sıra hak sahibiyle helalleşmektir.’

Böylesine muhtasar ve güzel bir eser yazdığı için Prof. Dr. Kadir Güler’e teşekkür ediyorum.