Her devrin ayrı sıkıntısı var. Değişen sadece sıkıntının şekli, görünümü, boyutu… Ve yine her devrin ayrı güzelliği var, şekli, görünümü ve boyutu yine farklı olan. Herkes kendi devrinin yaşantısını biliyor. Onu arıyor, özlüyor, söylüyor. Yaş aldıkça hatıralar dilleniyor ve geçmiş, kaçan tüm fırsatlarıyla tekrarlıyor kendisini. Yaptıkları, yapamadıkları, sahip oldukları olamadıkları, acıları, sevinçleri… Önü alınamaz bir rutinin içinde debelenme başlıyor istemsiz! Diline vurdu deyip geçiyorlar. Bize düşen sadece dinlemek! Ne kaybederiz ki? Otur, dinle… Yedi yabancı değil ki karşındaki! Eşin dostun akraban, arkadaşın… İlla ki psikolog mu lazım bu insanlara!

Annem çocukken köydeki tarlaların akrabaları tarafından nasıl iç edildiğini anlatıyor. Kız çocuğu diye nasıl ezilip haklarından mahrum bırakıldıklarını… Bazen uzun süre anlatmıyor. Tam unuttu derken bir yerden tekrar rücu ediyor. Ben hiç istifimi bozmadan, ilk kez dinliyormuşum gibi hayretler içerisinde dinliyorum. Heyecanına ortak oluyorum. Kızgın mısın diyorum. Yok diyor… Onları Allah’a bıraktım diyor. İşin en güzel kısmı burası! Her şeyi, olanı biteni Allah’a bırakmak! O ne güzel vekildir… Hakkımızı koruyan da teslim eden de O’dur… Aslında annem işin dönüp dolaşıp buralara geleceğini bildiği için anlatıyor. Ve ben de aynı şeyi bildiğim için oturup bir daha, yeniden dinliyorum. Bunun adı iman tazelemesidir! Ben annemin arınmasına yardımcı oluyorum sadece… Boş ver anne bak! Etrafında torunların, içinde barındığın bir evin evlatların var! Daha ne istiyorsun, dünya malı onların olsun diyor ve son noktayı koyuyorum. Bir daha ki gelişime kadar annemi huzur içerisinde bıraktığımı bilmek iyi hissettiriyor.

Dinlemek, kazanılması gereken çok önemli bir meziyettir! Her insanda olmalıdır. O, anlamanın önünü açan tek kuvvetli anahtardır. Bir şey bilmiyorsan sus adam sansınlar, çok laf yalansız çok para haramsız, dilin kemiği yok gibi sözler bu konuda bize yön vermek için hatırlatılan öğretilerdir. Birçoklarının başı, az dinlediği ya da hiç dinlemediği için başı belaya girmiş, hem kendisini hem çevresini sıkıntıya sokmuştur. Anayı, babayı, atayı, dedeyi töreyi dinlememiş, asi demişler umursamamış, gün gelmiş kanunları dinlemez olmuş! Olsun, yatar çıkarız deyip dinlememelere devam etmiş!

Ta ki yaşlanana kadar… İşte o zaman oturup, çocukluğundan beri dinlemeye tahammül edemediği şeyleri bir güzel masal kıvamında dinlemiş! Ama tabi iş işten geçmiş! Bu saatten sonra dinlesen ne olacak, dinlemesen ne olacak! Büyüklerimiz ibadetin en güzeli gençken yapılan diyor. Demek ki Allah bile bizi elimiz ayağımız tutarken, gücümüz kuvvetimiz yerindeyken daha çok dikkate alıyor! Algılarımızın en parlak, en zinde olduğu ve muhakemenin en dinamik olduğu zaman… Ah gençlik neredesin!

Yol yakınken dinleyelim… Açalım kulaklarımızı sonuna kadar. Önce duymaya, sonra anlamaya çalışalım. Bakın göreceksiniz neler değişecek!

Geçenlerde annemi, köyde yaşayan büyüklerinden birisinin yanına götürdüm. Kadın çok yaşlı, hasta ve zar zor konuşuyordu. Biz de pür dikkat onu dinliyor, dediklerini anlamaya çalışıyorduk. Zar zor da olsa annemden helallik istedi. O tarlaların çoğunda annemin de hakkı olduğunu söyledi. Anneme bu sözleri duymak yetti. O günden beri annem bu konuya girmiyor artık. Bir de bakmışız yarın tekrar dilinde! Ne yapacağız? İlk kez dinliyormuş gibi, hayretler içerisinde dinleyeceğiz. İşimiz bu; Dinlemek…