Güzel insan olmak için olmazsa olmaz niteliklerden birisidir sabır! Allah'ın sıfatları arasındaki yerini ezberlediğimiz ve insanın tüm yaşamının, özellikle olgunlaşma sürecinin en zor sınavıdır. Yapabildiğimizde kendimizi iyi, yapamadığımızda kötü hissetme halidir sabır! Üstesinden geldiğimizde kendimizi güçlü, gelemediğimizde zayıf hissetme halidir. Taşıdığımızda bize ödül olarak geri dönen, taşıyamadığımızda ceza olarak suratımıza çarpan, uygulaması zor bir davranıştır sabır.

2014 yılında Umre'ye gittim. Umre ziyaretinin, birçok turizm organizasyonu çatısı altında gerçekleşen, Antalya'ya tatile giden adam rahatlığında bir yolculuk haline geldiğini gördüm. Sektöre hizmet eden her şey, bu kutsal yolculuğu rahatlatmak için olabildiğince çaba içerisinde. Umre sarf malzemelerini a' dan z' ye bir dükkandan temin edebiliyorsunuz. Zikirmatiğinden, terliğine, keten kıyafetlerden, makasına... Her şey! Hatta Antalya'ya tatile giden adamdan daha rahat gerçekleştirebiliyorsunuz tüm iş ve işlemleri. Kâbe tavaf alanı muazzam... Bütün dünya orada sanki. Sanırım mahşer de böyle bir yerdir diye düşünüyor insan! Hintli, İranlı, İsveçli, Mısırlı, Tanzanyalı... Herkes orada buluşmuş. Ortak bir heyecan. Sanki müslümanlar tek bir vücut olmuş ve kalbi de Kâbe! Buraya kadar her şey güzel. Tavaf denen ibadeti yapmaya koyulduk. Kâbe'nin etrafında 7 tur döneceğiz. Bir yandan söylenmesi gereken duaları okuyacağız. Her şey talimatnamede yazıyor. Ama orada yazmayan şeyler de var! Yaşlı ve güçsüz kimselerin tavaf yapabilmesi için tekerlekli sandalye hizmeti veriliyor. Bu işi profesyonel olarak para karşılığı yapıyorlar. Arap görevli, aldığı para karşılığı müşterinin tavafını yapmasına yardımcı oluyor. O parasına bakıyor! Müşteriye 7 tur attırıp görevini bitirmeye odaklanmış. Ne kadar hızlı yaparsa, o kadar çok para kazanma şansı doğacak. İşte tam da burada bizim tavafımızı çekilmez hale getiren durumlar oluştu. Zira tekerlekli sandalye sürücüleri işlerini itina ile yapmadıkları için insanların ayaklarını eziyorlar. Ben bir ara o kadar çok ezilmeye maruz kaldım ki, bir köşeye çekilip serçe parmağımın yerinde olup olmadığına baktım. Ve sonunda dayanamayıp yeter ya! Diye bağırdım... Sürücü ezberlediği bir repliği tekrar eder gibi sakince: "Hacı sabır!" Dedi.

Eyvah!

Kaybetmiştim! Sen onca yolu tep Allah'ın huzuruna kalk gel, tüm donanımlarını temin et, uçak bileti, organizasyon, kılık kıyafet, terlik, zikirmatik, hepsini hallet sonra tekerlekli sandalye terörüne kurban git! Olacak iş değildi. Tekerlekli sandalye sürücüleri benim için orada değillerdi. Her zaman yaptıkları işi yapıyorlardı. En kötüsü ve beni yalnız başıma bırakan düşünce ise başka hiç kimsenin bu durumdan şikayetçi olmamasıydı. Yanımda tavaf yapan yabancı bir ziyaretçiye sordum durumu; O da aynı şeyi dedi: "Hacı sabır!"

Orada bulunma sebebim ortaya çıkmıştı. Benim sabrım eksikti. Evet, kesinlikle öyleydi... Eksik olduğum konu tüm çıplaklığıyla ortada duruyordu. Hatta bu Umre gezisine Allah beni sırf bu yüzden çıkarıp, kısmet etmişti. Bunun başka mantıklı bir izahı yoktu. Akşam otelde lobide çay içiyordum. Serçe parmağı benden daha beter olduğunu gördüğüm bir amcaya yaklaştım. Amca geçmiş olsun dedim parmağını işaret ederek. Sonraki sözümü söyletmeden "Hacı sabır!" Dedi adam.

Mesaj netti. Biz buraya Allah'ın evine geldik. Sen neye konsantre olursan onu bilir, onuhissedersin. Benimkisi bu haliyle Antalya gezisi hüviyetindeydi! Sonraki günler asıl meseleye yoğunlaştım. Serçe parmağımı yok saydım. Bir ara tavafta bir ses yükseldi: "Lan oğlum n'apıyon kör müsün?" Sesin geldiği yere döndüm ve bu sefer cevap benden geldi: "Hacı sabır!"