Yine geldi beş ekim! Hava ne sıcak ne ılık! Hatta ekim için sıcak bile… Babamın gidişlerini çocukken de pek göremezdim ama hiç olmazsa sonuncuyu görmeyi ister insan! Yine olmadı…
Eve yetiştiğimde yatağında boylu boyunca yatıyordu. O telaşlı günler çok geride kalmış gibi rahat ve hiç olmadığı kadar sakin bir ifade vardı yüzünde. Babama yakışmayan bu sakinlik, o anki ruh halimle tam bir tezat halindeydi. Ben de sakin kalmalı ve onun için gereken, ona gerekli olan işlemleri ardı ardına yapmalıydım. Şu an en olgun tavırlarımı göstermek zorundaydım. Ağlamanın zırlamanın ona bir faydası yoktu. Şu karşı karşıya kaldığım durum da hayatın bir cilvesi ve gerçeğiydi. Bu günler için yetişmiş, büyümüştüm! Onca emek, çaba tam da bugünler içindi… Bir babanın oğluna en çok ihtiyaç duyduğu an da bu andı. Bu eğitimi hem almak ve hem de uygulamak zorunda olduğumuz, çok müstesna bir anın içinde olduğumu biliyordum. Yüzündeki o müşfik, tebessüm ifadesi ile babam benden bunu bekliyordu. Tamam dedim ona… Birazdan Belediye'nin tam teşekküllü cenaze aracı geldi. Konu komşu, eş dost babamı indirdik. Aracın içerisinde Recep Camcı babamı bekliyordu. Onu görünce rahatladım. Babam emin ellerdeydi… Tam da bu yüzden sanırım daha bir sakinleşmiş, kendini tamamen bırakmış gibiydi. Recep Hocam karşısında duran mevtanın, hayatını mesleğine adamış, doğruluk ve dürüstlük abidesi bir insan olduğunu biliyor ve bu yüzden işini hiç olmadığı kadar nazik, hassas ve incitmeden yapıyordu. Yalnız bir şey vardı ki bu sakinlik, bu yavaş hareketler babama hiç yakışmıyordu. Sanki yıkadığımız bir başka kişiydi! Koşturmacalı ve bir o kadar meşakkatli hayat birdenbire nasıl sakinleşebilirdi ki? Sekiz yüz kırk üç plakalı araç ve o aracın şoförü Sedat' ın geldiğini bilse hemen kalkar, kendine çeki düzen verir, düşerdi yola! Ne güzel bir yoldu o! Belediye Yolu… Yirmi beş sene hizmet ettiği asıl yuvaya… Ekmeğini yediği, alın terini akıttığı, huzur bulduğu, ona ailesini bile unutturan mekâna götüren yol!
Ama bu yol, o yol değildi. Giderken, her karışında emeği olan kaldırımlara, sokaklara son kez baktı. Günlerden Cuma, herkes oradaydı. Duyan duymayan, herkes… Yaptığı denetimlerde eksik görüp kapısına mühür vurduğu fırıncı bile! Esnaf radyosu açık, sesi duyuluyordu: "Bu adam benim babam…" Sanki herkes bilmişti gittiğini… Ulu Cami'de, dedemin namazına durduğum yerdeydim. Aynı yerde! Ayrıldığım yer daha soğumamış! Vasiyetim olsun, benimkiler de aynı yerde dursun! İmam yine aynı aşırı okusun… Mekânların hafızasına saygı duymak gerek.
Caminin eski cenaze yolu ne güzeldi! İyi insanların hayatlarında bulamadığı, göremediği takdirin ve onurun yaşatıldığı bir güzel yol! Omuzlarda giderken hiçbir zahmetin çekilmediği bilakis, arınmanın tesis edildiği bereketli bir yol! Hiçbir taşımacılık şirketinin sunamadığı, incitmemeye özen göstererek, seni ağızlarındaki dualarıyla sarıp sarmalayan insanların omuzlarında… Bundan daha vip bir hizmeti bulmanız mümkün değil. Hele bir de rahmet okunacak cinstenseniz!
Bitmesini istemeyeceğiniz bir yolculuktur bu! Belki bir mucize olur, yarı yolda cana gelir! Kim bilir! Yürüyen kalabalık, omuzlarda gerçekleşen yolculuğun akışı sekteye uğramasın diye müthiş bir gayret gösteriyordu. Tanıyanlar, eş, dost, akraba tabutun bir ucunu bırakıp diğer ucuna yetişiyordu. Bunu yaparken büyük bir saygı ve hürmeti hiç eksilmeden görürsünüz. Babam, bu ilgiyi alâkayı bilseydim daha önce ölürdüm der gibi bakıyordu olana bitene!
Mezarlıkta, onun için açılan çukurun başındaydık artık. Ötesi yoktu. Babam, babaannem ve dedemi görünce endişelerinden sıyrılıp biraz rahatlamıştı! Nereye geldiğini o an anladı. Yatağından kaldırmadan önce ona sarılmıştım. Yine de son bir kez eline sarılıp öpmek istedim. Böyle duygusal görüntüler erkek adama yakışmazdı. Metin olmam gerektiği aklıma geldi. Büyük ağabeydim ne de olsa…
En çok torunu aradı onu! Evin bütün odalarında uzun süre aradı! Yok… Bulamadı. Anlatamadık da uzun süre… Gitti dedik sadece. İlk bayram ziyaretinde torunu da götürdüm mezara. Gösterdim, burada yatıyor dedim. Yine bir anlam veremedi. Sonraki bayram ziyaretinde kepçesini de aldı yanına. Ne bu diye sordum: Dedemi oradan çıkaracağım!