Tüm nasihatler, anlatılanlar onun içindi. Adı herkesin ağzında ama bir şekli ve görünürlüğü de yoktu. İyi, hiç olmayacağı kadar çekinik, hiç görülemeyecek kadar küçük bir şeydi. İki lafın arasında geçiştirilen, duyulmak bile istenmeyen! Ayıp bir şeymiş gibi, utangaç... Sakin, iddiasız, gösterişsiz, sıradan... Yolda görülse selam verilmeyen, fark edilmeyen ve zerre hatırı olmayan. Özellikle de varlık zamanının en fakiriydi o!
Varlıklı olmak, dünya hayatının en ciddi testlerindendir. Zordur. Benim diyen adam bu aşamada sınıfta kalır. Birçokları bunu test etmek bile istemez. Azla yetinir, azıcık aşım, ağrısız başım der, çekildiği kabuğunda kaplumbağa hayatı yaşamaya razıdır. Bu sınavdan kaçış onu iyiler arasına katmaz ama hiç olmazsa büyük sınavların acı sonuçlarından korur. Dağına göre rüzgar vermek deyimi de buradan hareketle türemiştir. Bu söz, dağın cüssesi ile rüzgarın şiddetine işaret eder. Rüzgarın azametini yutan, azaltan bir tabiat örtüsü vardır ortada. Nihayetinde hem rüzgar hem de dağ incinmez. Tam tersine korunur, yücelir. Saygı duyulur her ikisine de...
Var böyleleri... İnadına var sanki! Sigortasız, kaskosuz, karşılıksız bir iş düşünün. Geliri, hediyesi, ikramiyesi, yevmiyesi olmayan. Hele bordroda hiç görünmeyen. Devletin nazarında hiçbir kıymeti olmayan ve sadece bilenlerin bileceği, tanıyanların hürmet edeceği insanlar... Var böyleleri...Tam hayattan dünyadan umudu kalmamış, kayışı sıyıracakken pat diye karşımıza çıkan silüetlerdir onlar. Gerçek olamaz deriz önce. Sonra bakarız ki o da bizim gibi etten kemikten... Şaşarız; Ne güzel şaşmaktır bu! İçten...
İyilik işçileridir onlar! Kendi işlerinin hem patronu hem çalışanıdırlar. İşlerini kendileri verir, oluştururlar. Kimseden buyruk almaz, duyguları onları hangi yöne yönlendirirse rotayı oluşturup harekete geçerler. Dünyada karşılığı olmayan işler onların işidir. Zaten karşılık kelimesi ile araları hiç yoktur. Karşılık olduğunda yaptıkları işten keyif de almaz,güzel sonuçların tadını doyasıya yaşayamazlar. Doğa onlara daha güzel görünür. İçinde bulundukları ruh hali, dünyayı daha keyifle sindirmelerine sebep olur. Hayatları, bir çocuğun lunapark gezmesi gibidir; Her anı neşeli, eğlenceli ve coşkulu... Ertesi günü iple çekerler. Yeni işler, yeni görevler heyecanlandırır onları... Müdürü, müdür muavini, şefi, patronu olmayan bu esrarengiz iş ortamının tadı, ağızdan gidecek gibi değildir...
Tek sorun niyetin sonuca yansımadığı zamanlardır. İşte o zaman müthiş bir lince uğrar, oyuncağı elinden alınmış çocuğa dönerler. Ağlamaları da için için, sessizce olur, duymaz kimse... Bu durum onları işlerinden geri bırakmaz. Daha temkinli ve dikkatli olurlar sadece. Onları yakından tanıyanların şefkatli yaklaşımlarına sığınır, teselli bulurlar. Bu iş, birkaç yol kazasına kurban edilemeyecek kadar kutsal ve kıymetinden kaybetmeyecek kadar özeldir. Dedik ya; sigortası kaskosu olmayan en riskli iş gurubudur bu; İyilik işçiliği... Günün sonunda Halik'in, Malik'in elele verip selam durduğu, hesabın sadece yaradana verildiği bir tuhaf iş!