İlkini 2020 yılında kutlamaya başladığımız Ulusal Psikolojik Danışmanlar Günü bugün de ilk gün coşkusuyla yurdun dört bir yanında meslektaşlarımızın öncülüğünde istihdam alanımız olan tüm kamu/özel kurum ve kuruluşlarında, üniversitelerimizde kutlanmaktadır. Bu yazıda farklı bakış açılarından “Psikolojik Danışman” tanımlanmıştır. Bu yazının hazırlanması için kabullerini ve emeklerini ortaya koyan hem meslektaşlarım hem de can dostlarım; Psk. Dan. Berfin Balcı’ya, Psk. Dan. Yağmur Kaya’ya; bir diğer can dostum Asuman Çarıklı’ya; meslektaşım ve çok kıymetli Türk PDR-Der Burdur İl Başkanı Psk. Dan. İbrahim Can Polat’a; desteklerini daima yanımda hissettiğim canım ailem; kardeşim Sezer Büyükçatalbaş’a ve eşim Yunus Emre Aydın’a çok teşekkür ediyorum. 30 Eylül Ulusal Psikolojik Danışmanlar Günü’müz kutlu olsun.
Psikolojik danışman olmayı nasıl tanımlarsınız?
Psk. Dan. Berfin Balcı: Bana göre psikolojik danışman olmak insan olmanın tüm hallerini; yani olumlu yönlerimizi, eksiklerimizi, zayıflıklarımızı, bizi ayakta tutan gücü ve canımızı yakan acıları fark edip bir kamera gibi o akışı izleyebilmektir. Tabii sadece izlemek değil doğru zamanda ve doğru şekilde bir ayna olup bunu danışana yansıtabilmektir. Ancak bu yansıtma zihinden geçen her duyguyu ve düşünceyi olduğu gibi ortaya saçmak değildir.
Sosyal medyadan sürekli bir tanı koyma, çıkarım yapma ve etiketleme rüzgarı esiyor. Oysa bir psikolojik danışman nerede durması nerede derinleşmesi gerektiğini bilen kişidir. Her zaman mevzunun köküne inmek ya da bendeki bu acının kaynağı ne diye etiketi yapıştırıp kalıba girmek gerekmez. Bazen sadece kişinin o anki akışına izin vermek, hemen bir çözüm veya kaynak aramadan o duyguyla kalabilmesine imkan tanımaktır.
Kısacası psikolojik danışman olmak insanı ve olanı tüm gerçekliğiyle gören, yeri geldiğinde dönüşümüne rehberlik eden güvenli bir eşlikçi, iyi bir tanık olabilmektir.
Bana mesleğimiz üzerine yeniden düşünme fırsatı sunan, hayatımdaki o en özel psikolojik danışmana yani sana çok teşekkür ederim!
Psk. Dan. Yağmur Kaya: Psikolojik danışman olmak; insanı anlamaya, gelişimi desteklemeye ve yaşam boyu öğrenmeye dayanan bir mesleki yolculuktur. Başkalarının yaşamlarına eşlik ederken, kendi iç dünyanı da fark etmek, sorgulamak ve geliştirmektir.
İnsanın görünmeyen hikâyelerine tanıklık etmek; empatiyi, etik sorumluluğu ve mesleki öz farkındalığı yaşamın her alanında taşıyabilmektir.
Ve bu mesleğin en kıymetli yanlarından biri, kendi yolculuğunda sana ilham veren meslektaşlarla karşılaşmaktır.
Mesleki duruşu, insan sevgisi ve dokunduğu hayatlarla iz bırakan güzel meslektaşım,
Seçim Büyükçatalbaş Aydın’a…
Psk. Dan. İbrahim Can Polat: Psikolojik danışman olmayı, insanın en zor zamanlarında yanında olabilmek ve bazen kelimelerin yetmediği yerde güvenli bir alan oluşturabilmek olarak tanımlıyorum.
Bugün çocuklarımız ve gençlerimiz; şiddet, kayıplar, afetler, toplumsal olaylar ve sosyal medyada karşılaştıkları pek çok üzücü görüntüyle çok erken yaşlarda karşılaşıyor. Bütün bunların onların dünyasında bıraktığı izleri fark etmek, duygularını anlamalarına yardımcı olmak ve “İyi misin?” sorusunu gerçekten sorabilmek, mesleğimizin en kıymetli taraflarından biridir.
Okul psikolojik danışmanı; yalnızca bir sorun yaşandığında kapısı çalınan kişi değil, öğrencinin kendisini tanımasına, potansiyelini fark etmesine, güçlüklerle baş etmesine ve geleceğine umutla bakmasına eşlik eden kişidir.
Bu vesileyle, çocukların ve gençlerin hayatına dokunan, onlara umut ve güven olmaya çalışan tüm meslektaşlarımın 30 Eylül Ulusal Psikolojik Danışmanlar Günü’nü gönülden kutluyor; mesleğimizin insan hayatına kattığı değerin her geçen gün daha da anlaşılmasını diliyorum.
Bir psikolojik danışmanla kardeş olmayı nasıl tanımlarsınız?
Sezer Büyükçatalbaş: Bir psikolojik danışmanla kardeş olmak, hayatın içinde hem anlayış hem de farklı bir bakış açısıyla sana yol göstermesidir.
Bunun benim için en büyük örneği 2017 yılında yaşandı. Ablam mezun olalı sadece 4-5 ay gibi kısa bir süre olmuşken üniversite sınavı sonuçları açıklanmış, ben ise hangi bölümü ve üniversiteyi seçeceğime henüz karar verememiştim. O güne kadar hiç hissetmediğim bir kaygı ve heyecanın içindeydim. Ablamın o günlerde bana büyük bir titizlikle yaklaşması, söylemleri ve yol göstericiliği, her ne kadar şu an mesleğimi icra edemiyor olsam da hayatım boyunca okumaktan gurur duyacağım, üniversite hayatımın bir o kadar güzel geçtiği 18 Mart Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nü yazmamda büyük bir katkı sağlamıştır. Okuduğum üniversiteyi veya bölümü yazmamış olsaydım, kesinlikle şu an geri dönüşü ve telafisi olmayan bir hata yapmış olacaktım.
Kardeşimin mesleği sayesinde kendi duygularımı ve etrafımdaki kişilerin duygularını daha iyi tanımayı, yaşanan olaylara farklı açılardan bakmayı ve gerektiğinde sakin bir şekilde sadece kendimi dinlemeyi öğrendim. Tabii ki bu kazanımların işim için ne kadar değerli ve önemli olduğunu yazmaya bile gerek duymadığımı belirtmeliyim.
Ancak onun bir psikolojik danışman olması, sürekli benim sorunlarımı çözmesi ya da bana sürekli tavsiyeler vermesi anlamına gelmiyor. O da zaman zaman yorulan, üzülen ve sadece hiçbir yargılama hissetmeden duygularını anlatmak isteyen biri. Bazen yaşadığım bir olayı anlatırken beni dikkatle dinlemesi, yargılamadan yaklaşması ve sorular sorması beni değerli hissettiriyor.
Bunca yazıdan sonra kardeşlik ilişkimizin ablamın mesleği üzerinden şekillendiğini düşünmek büyük bir hata olur. Birlikte anılar biriktirmek, gülmek ve birbirimize her konuda yardımcı olmak, kardeşlik ilişkisinin önemli bir parçasıdır.
Bana yukarıdaki soruyu tek bir cümleyle açıklayınız deselerdi, cevabım sadece şu cümle olurdu: “Bir psikolojik danışmanla kardeş olmak, mesleğinin getirdiği anlayışla kardeşlik bağının sıcaklığını bir arada yaşamaktır.”
Beni her zaman dinleyen, anlayan ve olduğum kişi olarak beni kabul eden sevgili ablama; hayatıma kattığı güzellikler ve bana hissettirdiği güven için çok teşekkür ederim. İyi ki benim ablamsın.
Bir psikolojik danışmanla arkadaş olmayı nasıl tanımlarsınız?
Asuman Çarıklı: Psikolojik danışman arkadaşlara sahip olmak, genel olarak hayatımdaki en büyük şanslardan biri diyebilirim. Çünkü insanın ne zaman morali bozulsa, kafası karışsa veya “Ben bunu niye taktım ki şimdi?” diye kendi kendine sorgulamaya başlasa yanında bir psikolojik danışman olması gerçekten çok iyi geliyor. Bazen tek bir cümleleriyle insanı rahatlatıyorlar bazen de olaylara hiç düşünmediğim bir açıdan bakmamı sağlıyorlar. Kısacası duygusal ilk yardım ekibi gibiler.
Ama işin bir de sinir bozucu tarafı var. O da dedikodu yaparken ortaya çıkıyor. Ben gayet masum bir şekilde “Ya bu insan da gerçekten çok değişik” diye anlatmaya başlıyorum, karşımdaki psikolojik danışman arkadaşım ise dedikodunun tadını çıkarmak yerine kişinin çocukluğuna, davranışlarının altında yatan sebeplere ve o anki ruh haline inmeye başlıyor. Bazen bir anda kendimi dedikodu masasından çıkıp vaka analizinin ortasında buluyorum. Ben olayın komik kısmını anlatmaya çalışırken onlar resmen karakter gelişimi ve duygusal ihtiyaçlar üzerine sunum yapıyorlar.
En iyi yanıysa benim ruh halimi de anlıyor olmalarıdır. Daha ben ne hissettiğimi söylemeden “Sen aslında buna kızmadın, kırıldın” demeleri yok mu… İnsan kendi duygusunu bile savunamıyor.
Ama tüm bunlara rağmen iyi ki varlar. Hem arkadaş hem terapist değil ama terapi hissi veren, hem de gerektiğinde gerçeklerle yüzleştiren özel bir ekibe sahibim.
Bir psikolojik danışmanla evli olmayı nasıl tanımlarsınız?
Yunus Emre Aydın: Her şeyden önce gurur duymak olarak tanımlayabilirim. İnsanların hayatına dokunan onları dinleyen anlamaya çalışan ve zor zamanlarında yanlarında olan bir mesleği büyük bir özenle yapıyor olması benim için gerçekten gurur verici. Sadece mesleğini yaparken değil günlük hayatında da insanlara karşı gösterdiği anlayış ve empati beni her zaman etkiliyor. Bu yüzden sadece eşim olduğu için değil yaptığı işi hakkıyla ve severek yaptığı için de gurur duyuyorum. Sonuç olarak psikolojik danışman bir eşe sahip olmak benim için hem büyük bir mutluluk hem gurur kaynağı.