Bu makalemizde de değerli ilim ve fikir insanı Mustafa Çalışkan Hocamızın en son yazdığı, 2026 yılında yayınlanan iki eserinden birisi olan, “Ünlü Üç Sahâbe ve Bir Oğul” isimli eserinde gecen Ebû Zer El Gıfârî hakkındaki hadislerle ve bazı islam âlimlerinin bu konuda ki görüşleriyle sizleri buluşturmaya çalışacağız.

Eserde gecen Ebu Zer El Gıfârî ile ilgili bilgileri özetleyecek olursak; Rivayetlere göre kendisi islama girenlerin ilklerinden ve beşincisi olduğu şeklindedir. Kâbe’nin yanında müslüman olduğunu ifade ettiği zaman müşrikler tarafından kıyasıya dövülmüştür. Allah (cc) yolunda Medine’ye hicret edenlerdendir. Ashâb-ı Suffe ile beraber Mescid-i Nebevide yatıp kalktığı için de her an Peygamberimizin yanında ve hizmetinde bulunanlardandır. Ebû Zer’in ilmî kudret bakımından Abdullah b. Mesut’un dengi olduğu rivayet edilir. Peygamberimizin onu hep yanında bulundurması ve bazı şeyleri onunla istişare etmesi sebebiyle ilimde üstün bir seviyeye ulaştığı bilinmektedir. Ebû Zer ölünceye kadar hiçbir devlet görevinde bulunmamıştır. Mekke fethinde ve Huneyn Gazvesinde kendi kabilesinin sancağını taşımıştır. Hz. Ali, Ebû Zer’in Peygamberimizden elde ettiği ilimde âciz kaldığını ifade eden sözüyle (İbn Sa‘d, II, 346, 354; IV, 232) Herhalde onun, bildiği her şeyi tam olarak öğretmeye ve yaymaya imkân bulamadığını anlatmak istemiştir. Çünkü Ebû Zer ömrünün büyük bir kısmını fetih hareketlerine katılarak geçirmiş, hayatının son döneminde de münzevi bir hayat yaşamak zorunda kalmıştır.

Hz. Osman’a ilk biat edenlerden biri olmakla beraber onun yumuşak tabiatı sebebiyle bazı sıkıntıların yaşanacağı endişesini taşıyanlardandı. Kendisi bu dönemlerde hep fetih hareketlerinin içinde bulunduğu için Muaviye’nin idaresinde Ammûriye’ye kadar giden ordu ile Anadolu fetihlerine (23/643-644) yine onun Suriye valiliği esnasında yapılan Kıbrıs fethine de katılmıştır. Suriye’de bulunduğu sıralarda Muaviye’nin bazı harcamalarını ve müslümanların ihtiyaç fazlası mallarını Allah yolunda sarf etmeyip biriktirmelerini şiddetle eleştirmiştir. Bu söylemlerde ihtiyaç sahibi insanlar ile yönetime muhalif kimseler arasında ilgi görmüş ve hem yönetim hem de zenginler aleyhine bir hareketin başlamasına sebep olmuştur. Suriye Valisi Muaviye ile araları açılınca, Muaviye önce halkın onunla konuşmasını yasaklar ve daha sonrada kendisini Halife Hz. Osman’a şikâyet eder. Hz. Osman da Ebû Zer’i Medine’ye çağırır (650-651). Görüşlerini dillendirmekten orada da vazgeçmeyince, Halife Hz Osman kendisinin Rebeze’ye gidip orada yaşamasını uygun görmüştür.

Mustafa Hocamdan Allah (cc) razı olsun. Ebu zer ile ilgili bütün ravilerden gelen riayetleri, kendisi ile ilgili müfessirlerin görüşlerini ve Mehmet görmez gibi değerli ilim adamlarımızın yorumlarını titizlikle araştırarak bu kitabına yansıtmış. Ebu Zer, Peygamberimize; “ Ya Resulüllah beni vali yapmıyor musun? Dedim. Bunun üzerine (Peygamberimiz) eli ile omuzuma vurdu. Sonra şöyle buyurdular. “Ya Ebâ Zer sen zayıfsın. Bu valilik bir emanettir. Gerçekten kıyamet gününde hesabı zordur ve pişmanlıktır. Yalnız onu hakkı ile alarak o hususta üzerine düşeni yapan müstesna” buyurdu diyor. (Müslim, İmare 16. Genel hadis No 1825) Elbette ki vazifeye ehil olupta dürüstlükle iş görenlere ise büyük faziletler vardır. Mustafa hocamın kitabında ki değerlendirmelerinden biriside şöyle; “Ebu Zer (r.a) çok zahit birisi idi. Sade yaşantısında Hz Resulüllah gibi yaşamak istiyordu. Hiçbir zaman dünya ve onun güzellikleri onu etkileyemedi ve onu doğru yoldan hiçbir şey saptıramadı” onun zahitliği hakkında ki Resulüllahın (s.a.s) şu sözü manidardı: “İsa’nın tevâduuna bakmak isteyen Ebu Zer’e baksın.” (İbn Sa’d, Et tabakât, 4/228) “Gök kubbenin altında ve yeryüzünün üstünde Ebu Zer’den daha doğru sözlü kimse yoktur.” (Tirmizi, Menâkıp,36;İbn Mâce, Mukaddime,11;İbn Sâd Et- Tabakât 4/228)

Mustafa Hocamın eserine aldığı, Prof. Dr. Mehmet Görmez ’in Ebu Zer değerlendirmesi ise Şöyledir; “Ebu Zer Şam-Mekke ticaret yolu üzerinde ikamet eden Gıfar kabilesindendir. Peygamberimizin tebliğ görevine başlaması ile birlikte Mekke’ye gelerek müslüman olmuştur. 5. Müslümandır. Kendisine “Bu işi gizle! Biz güçlenince sana haber veririz” denildiği halde, müslüman olduğunu Kâbe’de ilan ettiği için eziyet ve işkencelere uğramış, hendek savaşı ile de Medine’ye gelmiş ve Hz. Peygamber vefat edinceye kadarda yanında ve yakınında bulunmuştur. Mehmet Görmez, Taberî ve İbnül Esir gibi iki büyük tarihçinin Ebu Zer, Hz. Osman ve Muaviye arasında gecen olay ve konuşmaları kısaca özetledikten sonra sonuç olarakta şöyle demiştir. “İslam tarihinin en temel kaynakları Ebu Zer El Gıfari ’nin hayatını bir bütün olarak doğru bir şekilde bize aktarmayı uygun görmemişlerdir. (Doç. Dr. Mehmet Görmez, İslamiyet V 2002, sayı 2.s 177-182) Yine Taberî ’ye göre Hz Osman Ebu Zer’i kendisine göndermesi için Muaviye’ye verdiği talimatta: “…Sen Ebu Zer’i ve dilini bana yolla, azığını verip ona iyi davran” demiştir. (Taberî V.310, Târîhu’t-Taberî, 2/615-616) Tarihçi Ahmet Cevdet paşada da uzun yorumlarından sonra “Ebu zer herkesi bir lokma bir hırkaya kanaat eyleyip müslümanların fazla mallarını Allah yolunda harcasın diye ısrar ederdi…Malının zekatını veren bir müslümana “ihtiyaçtan sonra ki malının geri kalanını tasadduk eyle” diye cebir olunabilirmi? Hz Osman ne yapsın? Halk zengin oldu. Rahatlığa kavuştu. Medeniyetten lezzet aldı. İnsanlık hali, gönüllere gezip eğlenme hevesi düştü” şeklinde yorumlamıştır.

Bir sonra ki yazımızda Ammar İbn Yasir ile devam ederiz inşeAllah.