Bu şehri sözde değil özde sevenlerdeniz. Nedeni günden güne özünden uzaklaşıp içtenliğini yitirip çirkinleşen o insan gibi insan, komşuluk akrabalık, arkadaşlığın altın devrini ben çocukluk, gençlik yıllarımda Çorum da yaşadım. Hayatı insanı onlar sevdirdi bana. Liseyi bitirince o Cennet'e teşbih edilen Dünya incisi, Alim Akşemseddin yetiştirmesi ,Sultan 2. Murat Oğlu fetihler sultanı Mehmet'in fethettiği Konstantin surları açılıverdi önümde, üniversiteye başladım. Akıp geçen Asırlar o dillere destan ihtişamı, görkeminden bir şeyler eksiltmiş olsa da kocayıp,yaşlanmayan, hala baştan çıkarıcı bir afet- i zişan misali tüm zerafeti cömertliğiyle bağrına bastı bu fakiri İslambol… Fatih Külliyesi'nde geçmişte medrese mollalarının kaldığı kubbeli koğuşlar, (bedava) öğrenci yurdum oldu.
Fakülteden önce sıladayken, yokluktan en yakın bir kasabaya dahi gidemeyen benim gibilere ola ğan dışı bir hadiseydi o günler şehirler sultanı milyonluk İstanbul'da yaşamak. Yaratan, der ya hani ;" insanoğlu aciz ve nankördür, siz tefekkür etmiyorsunuz ki"pek çoğumuz hak ettiğimizden fazlasına konarız da farkında değilizdir. Evet gurbet acemisi toy bir taşralı olarak zaman zaman, ailem ve yuva hasreti canıma tak der, fazlaca mahzunlaşırdım. Gönül ya bu, o anlar rastgele bir evin kapısını çalmak çok kısa bir süreliğine de olsa beni misafir etmelerini, aile saadetinin buğulandığı bir pencere gerisin den o fettan şehri seyredip teselli bulmak dilerdim.
Zamanla alışıp esiri olunca İstanbul'un, günlerden bir gün," Yarabbi bu koca şehirde bana tüten bir baca nasip eyle "deyivermiştim. Yıllar sonra bir de baktım ki öğrenciliğin ardından, öğretmen olarak yıllarca çalıştığım İstanbul'un hem de çok mutena bir mevkisi Boğaziçi Beylerbeyi' inde yuva sahibi olmuşum.
Dün ve bu günlerde Çorum a dönüp burada yaşarken sorar dostlar esef ve hayretle arada bana;
"On yıllar sonra neden döndün tekrar Çorum'a ". Hatta niceleri kızar çatarcasına adeta;
-Yahu arkadaş sende hiç akıl yok mu? İstanbul ki, Üstad şair, Yahya Kemal' Bayatlı'nın mısralarında yücelttiği;
"sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer…dediği bir Cenneti bırakıp da neden döndün bu bozkıra?
Efendim çıplak akılla düşünüp yorumlandığında, bu sorgulama doğru". Lakin, Matematik te olduğu gibi hayatta hele de gönül hesabında 2 kere 2 dört etmiyor ki . Akıl mantık yanında bir de ,ferman dinlemeyen, adına gönül de denilen yürek, ruh var insan oğlunda.Bazen istemeseniz de, sağlık, şahsi, Devlet, millet menfaati gereği, yahut idealleriniz uğruna katlanırsınız istemediğiniz yerlere. Ama zaman geçip alternatifler çoğaldığında dönersiniz tekrar ata toprağına. Milli ,manevi değerlerinize bağlıysanız, hele dünyayı verseler başka bir ülkede kalıp yaşlanıp ölmek istemezsiniz kazanç için gidipde o ülkenin vatandaşı olup oralarda kalanlara hayret ederim. Bu toprakları kanıyla sulamış şehit, gaziler yarın demez mi ki, biz boşuna mı öldük.
80 ni aşan ömür bize öğrettiği ki; şu fani dünyada insan oğlunun en çok muhtaç olduğu yine insan. Tabii ki karşılıklı sevgi saygıyla iyi kötü anlarda varlığını hissettiren bizimle bir olan gerçek dost ve yakınlar.Rahmetli validem, daha biz küçücükken derdi; " oğul Cennetin bile yalnız başına tadı olmaz, komşu, akraba, cana can katan dostlar olmadıkça ". Anam kuşağı gitti. Ya şimdi? Koy takkeyi önüne, kahir ekseriyet birbirinden kopmuş, yüzbinler, milyonlar için de kimsesiz yalnızlık yaşarız. BİRBİRİMİZİ KİMSESİZLİĞE MAHKUM ETMİŞİZ " Bizi biz, bizi Allaha kul eden değerlere elveda etmişiz! Ekserimiz (sevenleri toprak olmuş öksüz yavrular gibi. Ay yıldızlı Bayrağın dalgalandığı, ezan seslerinin yankılan dığı, Camiye namaza koşanların görüldüğü, Selam aleykümlerlerin duyulduğu, şehit kanlarıyla sulan mış bu vatan toprakları cennetimizdir bizim .Karun'un hazinelerini verseler terk edip gitmeyiz onu. Bu duygularla dönmüşüz baba ocağı, arkadaş, eski dostlar yar bucağına.
…………2…GÜN……………
ÇORUM'LUDAN BELEDİYE YE
Çarşıda sokakta, dolaşır misafirliklerde sohbet ederken söz bir an belediye hizmetlerine geliyor hemşerilerim şehir ve Belediyeyle ilgili görüş dileklerde bulunup bana "yaz gazetendeki köşende bun ları diyorlar.Hükümet ve bilhassa mahalli yönetimlerin modern şehircilik politikalarıyla yurt sathı ve Çorumdaki çalışmaları takdirle karşılıyorlar.(Yeşil alanı artırma, park bahçelerde çoğaltma, imar, yol temizlik, aydınlatma, haşarata karşı ilaçlama, su ve benzeri faaliyetler v.s). Bunlar dışında Belediyenin bazı konularda yetersiz hizmetlerinden dolayı şikayet ve dilekleri de var. Şimdilik ilgililere duyurmak istediklerimiz şunlar;
1-Dar gelirleriyle adeta çileye mahkum edildiklerini itiraf eden emekli aileleri marketlerdeki keyfi fiat artışlarına karşı belediye yeterince denetleme yapmıyor .Diyorlar.
2 - Eski Zıraat Bankası ve çevresindeki yıkımlar ardından , bir de Saat Kulesi Veli paşa Hanı karşı sında oluşturulan yeni parklarda yeşillik, toprak zemin az, taş ve beton mekan çok orantısız ölçüde . Sanki projeleri çizen uygulayanlar bilirkişi değil köy muhtarı! Zaman zaman nicemiz her tarafı taşla betonla doldurduk diye şikayet ederiz. Gelin görün ki aynı yanlışa devam ederiz. Çocuklarımız, ota, çöpe toprağa hasretken çarşıda yapılan son iki parkta da aynı hata var.
Eski Ziraat Bankası çevresi, Velipaşa önündeki parkta vatandaşı çileden çıkaran affedilmez bir eksik de, güneşli havalarda sıcaktan perişanken, yağmur dolu da ıslanırken sığınacak üstü kapalı bir meka nın olmaması!. Benim paramla yapılan bir hizmet benim ihtiyaçlarıma cevap vermiyorsa neye yarar harcanan parama yazık diyorlar.
Yine Veli paşa Hanı karşısındaki taş betonla kaplanan koca alana üç beş tane hamam kurnası misa li minik havuzlar ne? Ortaya şarıl şarıl su akıp etrafındakilere ferahlık veren fıskiyeli koca bir havuz yapılmasını istiyorlar.
4-Çorum'lu hemşerilerimin Belediyeden önemli bir isteği de Kabristanlarda uzun zaman önce durdurulan Kuran kıratinin tekrar başlatılması.. Bir avuç garip, kişilerin Kuran sesinden şikayetleri nazara alınıyor da Kuran okunmasını istiyen yüzbinlerce Çorumlunun isteği neden gerçekleştirilmiyor . Haydi Belediye bunları bekliyor takip ediyoruz diyorlar ….
.
3. gün- SAKALLI KILLI BEYLER
Yazıya göz atar atmaz hemen bazılarının "Hah, şimdi memleketin her derdi bitti, sıra saç, sakala, kıla, tüye geldi öyle mi" diye söylendiğini duyar gibiyim. Haşa huzurdan, kimsenin davranış donanım özgürlüğüne tarizde bulunmak haddimiz değil. Lakin bir asır'a yaklaşan ömrümüz boyu, düne kadar vaktinde tıraşıyla insan içine çıkan erkeği, (eli yüzü temiz düzgün biri) olarak nitelendirirken şimdiler de saç sakalı birbirine karışmış kirli yüzlü, Hint fakiri, mafya fedaisi misali olarak değerlendirilen bu başıbozuk derbeder hali , modern, aydın, elit, çağdaş ilerici görünme Avrupa tarzı havalarında kıllı tüylü gezme ne . Dindar biriysen Peygamber sünneti gereği sakal bırakıyorsan baş üstüne amenna.Bu toplumun eğitimli bir bireyi olarak şu bulaşıcı hastalık emsali bu hali örf, anane, görgü kurallarımıza aykırı gören yadırgayanlardanız. Dünyanın tersine dönmesi gibi üzüyor şaşırtıyor bizi! Asıl hayret şaş kınlığımız da kadınlardan (bana saygın yok mu, kılın tüyünle niye yanıma geliyor benimle oluyorsun dememeleri. Zahar onlar da adapte oldu batı tarzı alafrangalığa öyleya. Alan razı satan razı, bizce yolu tersine geri gri yürümek gibi, saçmalık olsa da. Taamam da bir de berberler yeni Avrupai adıyla Kuaför lerin feryatlarını tıraş makinesi , Jop cileti imal eden satanların isyanına nasıl kulak tıkayacaksın"ekmeğimizden olduk (sakal moda oldu , işler bozuldu "diye kıyamda hepsi. Yırtık pantolon modası çıktı terziler mahvoldu, şimdi sıra bize geldi diye feryatta sakalı moda edenlere bedduadalar. Doğrular yanlış. Kötüler iyi oldu arkadaş sonumuz hayrola
Sakal bırakmanın Türk İslam kültüründe (Peygamber sünneti ) olarak çok özel anlamı bir yeri vardır. Yaşı hayli ilerlemiş bir erkek sünnet gereği sakal bırakabilir. Ama karısından razılık alma şartıy la!Bununla ilgili bir anı işte; Validem çocukluk yıllarımızda gülerek şöyle anlatmıştı bize; Ananem üç çocuktan sonra vefat edince dedem yıllar sonra kendinden hayli genç bir kızla evlenmiş. Seneler ardın dan karısından razılık alamadığı için sakal muradı alamadan göçmüş bu fani dünyadan. Dinimizin kadına tanıdığı hak ve saygıya bakın.
………………………………………..
Geçen ay İstanbul'a gittiğimde çiçeği burnunda o genç üniversite yıllarımı yad etmek için fakülteme gittim. Daha bahçe kapısından içeri girerken haz ve hüznüme heyecan da eklenince gülme ağlama arası bir ruh haliyle sarsıldım. Kat, koridor ve amfileri dolaşırken duygu yoğunluğu şaşkınlığım daha da arttı sarhoş oldum adeta. Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Bir an, esefje( neden neden) diye haykırmak geldi içimden.
Giyim, kuşam davranış kuralsız sere serpe. Erkeklerde ne ütü, netakım elbise, beyaz gömlek kıravat var, saç sakal uzamış hak getire. Bacak sıkar buruş buruş eski üzük yırtık dar pantolonlar kız ve erkeklerde.Nerde o eski titizlik.
DAMAT TIRAŞI da tarihe karışınca modayı çıkarana uygulayana ateş püskürmede berber esna fı. Ya makine, jilet imal eden fabrika patronları ekmeklerinden olan işçilerle aynı safta omuz omuza!
Sılaya dönünce toplumuzu yozlaşmaya götüren kuralsızlığı ( ilahiyat , psikiyatri ,sosyoloji eğitimli birkaç dost)la bu kural tanımazlığı masaya yatırıp tartıştık. Psikolog ve ilahiyatçı arkadaşlarımızın ortak görüşte birleşmeleri umduğumca manidardı. Diyorlar ki, (çağımız insanı kişilere hayattan zevk alma veren mutluluk hormonunu artıran manevi de ğerlerden kopup maddeye,nefse bağımlılık artınca hayiattan , zevk, ilham alamaz hale gelip tatmin siz kendilerini boşlukta hissettiler. Tatminsizliğin bunalımından kurtulmanın çaresini kural, yasak, günah tabularını yıkmakta buldular. doyum kalp ruhta olduğunu unuttular. Maddeye olduğu kadar mana maneviyata da düşkün olmadan huzur yok insana. Gideceği, izleyeceği yol çılgılgınlıkvesselam.

4. GÜN
KUZEN, DOMİNANT, MERSİ, BAAY-NE DEMEK
Soylu, köklü bir millet olarak sosyal yaşamda bizi biz eden milli manevi değerlerimizden zaman içinde oluşan bozulmalar ve kayıplar, avam sınıfından çok, sözde kendini üst sınıftan gören, aydın , çağdaş, entellerin öncülüğüyle gerçekleşir. Onların işlediği kusur ve günahların ceremesini hep birlikte çekeriz. Kurunun yanı sıra yaşın yanması gibi. Siyaset, giyim kuşam, dil, din, ahlakta , bire bir insani yaklaşım ve uzaklaşmalar hep onların öncülüğüyle olur.
-Niye nasıl?
Hemen belirtelim ki kendimizi bir şey biliyor sanıp,kimseyi kötüleme gibi bir niyetimiz yoktur ola maz da . Ama bu milletin soyuna sopuna, dinine diline ve de ülküsüne yakışmayan davranışlarla bile bilmeye torunlarımıza berbat bir Türkiye ve hayat bırakmamıza sebeptir. Yeni nesiller parlak, kutlu geçmişini yazılı kaynaklardan öğrenince bize lanet okumaması için herkes haddini yerini bilmeli! Maalesef ve maalesef toplumumuzda günden güne artarak yaygınlaşan (Bananecilik)ten olumsuz gidişat gelişmeler almış başını gidiyor. Zararlı akımlara karşı tavır alıp ( KRAL ÇIPLAK) diye bağıranlar yok gibi!
Bu yüzdendir ki ileri yaştaki bizim kuşakların, büyüme gençlik çağındaki sosyal gidişat kokuşarak çürüyüp yok oluyor. İzan insaf sahipleri kendimizi tanıyamayacak şekilde bu bozulmalarla kahroluyor.
Dün saçının bir telini namahremden koruyan gizleyen ana bacıların tersine (kadının ziyneti) deni len yerlerini alenen teşhire moda diyor, çekinmiyor! Tamam hürriyet var da asırlardır bu milletin mührü damgası olan tabu , sınırları inanışları hiçe sayarak inançlı mütedeyyin insanlarımızı rencide edip üzen bu gidiş hürriyetin yanlış kullanılması değil midir? İşin en acısı berbat tarafı da giyim kuşam davranışta haya damarlarımızı çatlatan edebi aşan aşırı serbestlik dini edebi bize benzemeyen batı Avrupan ithal edilir olması, üstelik Türkü müslümanı haritadan silmek isteyen gayr-i Müslim İngiliz, Fransız markalı modalar.
Ana dilimiz Güzel Türkçemize ihanet edercesine günden güne artan yabancı kelimeleri alıp kullan maya ne dersiniz? Turistik muhitleri bırakın taşra Anadolu şehir ve kasabalarındaki ekmek kapısı iş yeleri dükkan berber vs sanat merkezleri hep dışarıdan ithal edilen kelimelerin istilasında. Kendi yerli milli kavramlarımızı bırakıp neden yabancının dilinin hayranı kuklası oluyoruz. Bu bize yakışır mı?. İlimde fende bizde olmayanı Çin'de olsa gidip alırız. Ama bizde olanı bizim olanı niye alalım.
Unutmayalım ki bir millet zayıflatılıp işgal edilmesi istendiğinde düşman önce onun Dili, diniyle oynar , yozlaştırır bozar. Neden oyuna geliyoruz be sözde aydınlar. Sende olmayanı gavur İslam demeden al sarıl kullan. Ama elit, medeni,aydın çağdaş geçinme adına yabancı kelime ithal etmek kendimize nesillerimize ihanet değimlidir?(KUZEN, DOMİNANT ne? Ya MERSİ, BAAY V.S )ne demek . Yeğen amca , teyze çocuğu demek varken kuzen, aşırı, başı çeken yerine dominand ne?, Ya hoşça kal, Allaha ısmarladık yerine Baay, ne, teşekkürün suyumu çıktı da Mersi tersi diyorsun be zavallı.
İstanbul Üniverstesinde Türk Dili Edebiyatı tahsili yaparken bir günTürkiye Türkçesi kürsü doçenti miz kürsüden şöyle seslendi. Bizde karşılığı varken yabancı kelime kullanma kendimize saygısızlıktır. Dağdaki çobanın tarlasında çalışan köylü dayının, inşaattaki işçinin benimseyip kullanmadığı kelime-lerin lisanımızda yeri yoktur.,Atatürk Türk Dil Kurumunu neden kurdurmuştur?Kendimize gelmek kendimiz olmak dileklerimizle efendim.