Kul, farklı anlamlarda kullanılsa da Allah’ın yarattığı bir varlık anlamında kullanılması yaygındır. Onun insan olarak yüce bir değeri vardır. Yaratıkların en şereflisidir. Rabbine itaat ettiği sürece iyi bir kuldur, Azdığı, çizgiden çıktığı zaman âsi, nankör, günahtır, zâlim bir kula dönüşür.

Allah, elbette çok merhametlidir. Hiç bir kuluna zulüm etmek istemez. Hiç bir insan topluluığuna bela yağdırmaz. O’nun insanları yaratışının temel amacı; Allah’ı tanımak ve kulluk etmektir. İnsanca yaşamak, Allah’ın emir ve yasaklarına uymaktır. Böyle insanlar, gönül huzuruyla yaşarlar. Sıkıntı ve bela görmezler.

Ne zamanki Allah’ın çizdiği sınırların dışına çıkarlar, yasakladığı içki, zina, kumar, zulüm, aile kavramını tanımama, kul hakkını gözetmeme, insanlara adil davranmama, sevgi saygı muhabbet ilkelerine yer vermeme gibi çirkinliklere saptıkları zaman ya bireysel ya da toplumsal belalara maruz kalırlar.

Tarihte hep böyle olmuştur. Roma’ya bakın, Bizans’a bakın. Hem ahlaken çökmüşler hem de yönetim olarak zulüm ve haksızlıkla devleti yücelteceklerini ya da gününü gün edeceklerini sanmışlar. O görkemli gördükleri rezil hayatın hep böyle sürüp gideceği zannına kapılmışlar.

Mesela tarihte Semud kavmi vardı. Bize hiç bir bela zarar veremez diyorlardı. Evlerini kayaları oyarak yapmışlardır. Kendilerini hak dine davet eden, peygamberlerine karşı geldiler. Sonuç, topyekün helak oldular.

Lut Kavmi, zinada o kadar aşırı gittiler ki kadınlarla tatmin olmayıp erkeklere saldırmaya başladılar. Sedum’un helaki bu sebeptendi. Lut aleyhisselama erkek suretinde misafir gelen Cebrail, Mikail ve İsrafil adlı büyük meleklere bile tecavüze yeltendiler. Yerin dibine battılar.

Hz. Musa’nın davetini kabul etmeyip ona savaş açan Firavun’da, Hz. İbrahim’i ateşe atan Nemrud da helak olup gitti.

Benim param var, gücüm var, herşeye hakim olabilirim diyen Karun vardı ya... Onu Kur’an-ı Kerim hazinelerinin anahtarları bile güçlü kuvvetli bir topluluğa ağır gelirdi diye anlatıyor. O da parasının gücüne taptı, allah’ı tanımadı. Tüm servetiyle birlikte yere battı.

Bunların hiç biri kendiliğinden olmadı. Azgınlıklarının sonucu oldu. Onlar geçmişin hikayeleri deyip geçmeyiniz. Kur’an’da bunlar, sadece hikaye olarak anlatılmıyor. Okuyun, ibret alın, bunların durumuna düşmeyin diye anlatılıyor.

Günümüzde daha beterleri yaşanıyor, ama hiç bir bela gelmiyor diyenler çıkabilir. Dünya olaylarına biraz da ibret nazarıyla bakmak gerekir. 1960 ve 1970’li yıllarda dünyanın dilindeydi. Beyrut, batının Paris’i deniyordu. Dünyanın meşhur eğlence merkezleri, kumarhaneleri, pavyonları, müzik festivalleri, karnavalları orada yapılıyordu. Dünyanın her yerinden akın akın turist geliyordu bu ülkeye. Milyarlar oraya akıyordu. Dünyanın en büyüj bankaları orada şube açacak yer arıyordu. Lüks orada, zenginlik orada, ihtişam oradaydı.

Kimse bir şey anlayamadı, Lübnan’da bir iç savaş çıktı. Beyrut’a her tarafında makineli tüfek, roket, top, havan mermileri düşmeye başladı. Beyrut’un o görkemli hali, birden bire söndü. Dışarıdan gelenler can havliyle kaçıştılar. Bankalar, şubelerini kapattı. Oteller, harabeye döndü. Turistler, canını kurtarma telaşına düştü. Lübnan, hala sıkıntıda.

Aslında bu, geçmiş kavimlerin başına gelenlerden biriydi. Ders alındı mı? Sanmam.

Zira çok geçmeden Beyrut’tan daha ihtişamlısı Dubai’de yüksek gökdelenler, daha lüks oteller, kumarhaneler, batakhaneler... Genç kızları bile bekarlığa veda partileriyle otellerinde ağırlamalar.

Dünyanın her yanından cazip hayat kadınları, seks partileri... Paraya para demeyenlerin hava atma merkezleri...

Ne oldu? Takıldılar siyonistlerin kuyruğuna. Onlar bizi korur dediler. Azdılar da azdılar. Başa bela gelince dostlar, korucu kalkanlar da ortadan kayboldular. Şimdi o otellerde Joniler’in postallı askerleri parasız konaklıyor. Körfez’de bir kaç ülke ve ünlü mekanlar bu durumda.

O zaman şu söz ne kadar doğruymuş diyesim geliyor:

Kaza gelmez kula, Hak yazmayınca,

Bela gelmez kula, kul azmayınca.