Bundan 29 yıl önce (28 Şubat 1997) post modern darbesi olarak, tarihe geçen süreçte, ülkemiz insanlarına ve değerlerine adeta savaş açılarak, zulüm yapılmıştı.
Karanlık güçler tarafında senaryolar yazıldı, Ali Kalkancı, Emire, Fadime Şahin, Müslim Gündüz gibi
oyuncular bulunarak, filimler sahneye konuldu. İmanın gereklerini yerine getirmeye çalışan insanlarımız töhmet
altında bırakılarak cezalandırıldılar. O zaman adeta değerlerimiz ile alay edilmişti. Perde arkasındaki
yönetmenler faili meçhul cinayetler işleterek bir gurup insanı da tahrik ederek sokaklara dökmüş ve değerlerimiz
aleyhinde bağırtarak ülkemizin insanları arasına kin, nefret, nifak ve husumet tohumları ekmeye çalışmışlardı.
Diğer taraftan da dini değerlerine sahip olan binlerce insanımıza şeriatçı, irticacı, mürteci, gerici gibi damgalar
vurarak fişlemişlerdi. Bir kısmının da çalışma hayatlarına son verilerek işleriyle, aşlarıyla ve ekmeğiyle
oynanarak hem kendileri hem de aile efratları mağdur edilmişlerdi. O günlerde darbenin en çok ta TSK'ya zarar
verdiğini belirtenler, 28şubat sürecinde çözümü askerde arayan siyasetçilerin, akademisyenlerin, bürokratların ve
iş adamlarının yatacak yerlerinin olmadığı belirtilmişti. Prof. Mehmet Kara "Düşte Kördüğüm" adlı eserinde "O
günlerde sırf dini inanç ve yaşantılarından dolayı kimi sürgün edildi, kimi işinden atıldı, kimi canından
bezdirildi, kimi mahkemelerde süründürüldü, kiminin ailesi dağıldı, intihar edenler bile oldu" diyerek binlerce
insanın kıyıma uğratıldığını yazmıştı. Bir taraftan da yeşil sermaye paranoyasıyla bir takım üretici firmalara
ambargo uygulanarak âdeta yok etme kampanyaları başlatılmıştı. Üniversitelere de başörtüsü yasağı getirilerek,
binlerce genç kızımıza ya eğitim ya başörtüsü denilmek suretiyle ikna odalarında başlarını açmaya zorlanmış ve
gözyaşları sel olup akmıştı. İnanç değerleri uğrunda birçokları okulunu bırakmak zorunda kaldı. Psikolojik
bunalıma girenler oldu. O günler kara günlerdi. Zulmün arşa ulaştığı günlerdi. O günlerde ki zulmü yapanların
elebaşısına bu zulüm daha ne kadar devam edecek denildiğinde “bin yıl” demişti. Allah (cc) ın yardımı, feraset
sahibi halkımızın da desteği ile elhamdülillah o günlerdeki o zulümleri yapanların apoletlerinin sökülerek er
muamelesi yapıldığını, kanunlar önünde hesap verdiklerini ve sonlarını gördük. Tarihte zulüm ile âbâd olan
görülmemiştir. Herkesin bir hesabı vardır amma Cenabı Mevla’nın hesabı hiç kimsenin hesabına benzemez.
Bu günlerde, geçmişte ülkemizde yaşanan zulümler şu anda AZARBAYCAN da yaşanıyor. Ey Aliyev sen ne
yapmaya çalışıyorsun. Merhum Akif; “Hiç ders alınsa idi tarih tekerrür mü ederdi” diyor. Belki soyunda,
sopunda, soy ağacında farklılıklar olabilir ama sen geçmişte yaşananlardan ve sonuçlarından hiç mi dersler
çıkarmadın. Bu yaptıkların, müslüman bir ülkede müslümanlara zulüm değilmidir. Ülkemizin en yetkili
ağızından kardeşim denildiği ve Karabağ’ın kurtuluşu konusunda Ülkemizin her türlü imkânını seferber ederek
yaptıkları da ortada iken, durup dururken bu zulüm karlığın ve vefasızlığın sebebi nedir? Bu yaptıklarından
Ülkemiz insanlarının ve Sayın Cumhur Başkanımız’ ın da hoşnut olmayacağını da bildiğin halde güneşe karşı
abdest bozmakta neyin nesi? Yaptığı zulümleri eleştiren gazetecilere yakalama kararı çıkartması da korkunun bir
alameti değilmidir? Ey Zulüm kar “korkunun ecele bir faydası yoktur” atasözünü unutma. Yine Yunus Emre;
“Zulümle abat olanın akıbeti berbat olur” diyor. Belli ki sen Cami duvarına bevlettiğinin farkında bile değilsin.
Zulüm karların yanında olduğunu ve onlara karşı muhabbetinin nedenini de biliyoruz. Sorumluluk sahibi duyarlı
insanlarımızın, zulüm karlara olan sevginizi dillendirince ipi kopardığınızı da biliyoruz. Serseri mayın gibi
başıboş dolaştığınızı da biliyor ve sonunuzu merak ediyoruz. Yaptığınız zulümleri eleştiren Cumhurbaşkanı baş
danışmanına tepki göstererek “Kimse bizim işimize karışmasın” demede neyin nesi. Baş Danışman Oktay Saral,
12 Ekim'de yaptığı paylaşımda, Azerbaycan'da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellendiği yönündeki
iddiaları eleştirerek gönüllerimizdeki yanan ateşe âdeta su serpmişti. Sorumluluğunun bilincinde olan bir
müslüman zülüm karşısında asla sessiz kalamaz. Oktay Saral’da en doğrusunu yapmıştır. Basından
öğrendiğimize göre Sayın Cumhurbaşkanımızın, Oktay Saral’ın istifasını istediğini ve onunda istifa ettiğini
üzülerek öğrendik. Doğru bulmadığımı da ifade etmek isterim. Bazılarının dedikleri gibi bizde Sayın
Cumhurbaşkanımızın vardır bir bildiği diyoruz. İslami değerlerimize savaş açan zalimler ve onun yardakçıları
asla bizim kardeşlerimiz olamazlar. Aliyev ailesinin İslam’la bir sorunu olduğunu öteden beri biliyorduk ama bu
kadar ileri gidebileceğini tahmin etmiyorduk. Belli ki ona bu cesareti veren, Türk halkının dostluğunu
kaybettirmeyi dahi göze aldıran bir güç var. Siyonistlerin kışkırtmaları ile Aliyev ne kadar oyuna gelirse gelsin
Azerbaycan halkı bizim kardeşlerimizdir ve asla onlardan vazgeçmeyiz. Aliyev'e kızıp da onlarla kardeşliğimizi
bozmayız. Aliyev bugün vardır yarın olmayabilir.
Bu günlerde birçok senaryolar yazılıyor. Mesela bazıları şöyle; Orta Asya’yı Türkiye ve Azerbaycan üzerinden
Avrupa’ya bağlayacak olan orta koridoru ve Avrupa’ya gidecek Türkmen enerji hattını sabote etmek için
Azerbaycan’ı İranla savaşa sokmayı planlıyorlar da, Türkiye bu savaşta Azerbaycan’a destek vermesin diye ön
çalışma mı yapıyorlar. Veya Türkiyesiz kalacak bir Azerbaycan'ı Rusya’ya yem etmeyi mi hedefliyorlar?
Danışıklı bir operasyonla İran’ı Azerbaycan’a saldırtıp, akabinde de Rusya’yı Azerbaycan’a girmeye mecbur
etmek mi istiyorlar? Vb. Siyonistlere yakınlığı ile bilinen Aliyev'in, birden bire Azerbaycan’da başörtüsü yasağı
ve dinî hayata baskı krizini çıkarması, basit hedefler için planlanmış bir şey değildir. Zamanla göreceğiz.
Etrafımızda çok sayıda şey tezgâhlanıyor. Onun için Devlet ve Millet olarak güçlü olmak zorundayız.
Oynanmak istenen oyunları bozmak için hem de çok güçlü olmak zorundayız.