Hayat, çoğu zaman cevabını bildiğimiz sorulardan oluşmaz. Yanıtını henüz bulamadığımız sorulardan oluşur. Bir haber beklerken, geleceğe ilişkin bir karar vermeye çalışırken, bir ilişkinin nereye gideceğini düşünürken ya da emek verdiğimiz bir şeyin sonucunu merak ederken kendimizi belirsizliğin içinde buluruz. Bazen her şeyin yolunda gitmesini isteriz. Bazen de yalnızca ne olacağını bilmeyiz. Çünkü kimi zaman insanı yoran, karşılaşacağı sonucun kendisinden çok o sonucun ne olacağını bilememektir.
Belirsizlik, yaşamın kaçınılmaz bir parçasıdır. Ancak zihnimiz çoğu zaman bilinmeyen karşısında rahatça beklemek yerine ihtimalleri hesaplamaya, olası tehlikeleri önceden görmeye ve geleceği kontrol altına almaya çalışır. Henüz yaşanmamış olayları düşünür, gerçekleşmemiş ihtimallere karşı önlemler alır ve bazen bugünü, gelecekte ne olacağına ilişkin soruların gölgesinde geçiririz. Böylece henüz gerçekleşmemiş bir olay, şimdiki zamanımızın duygusal yüküne dönüşür.
Psikolojide bu deneyimi anlamamıza yardımcı olan kavramlardan biri belirsizliğe tahammülsüzlüktür. Belirsizliğe tahammülsüzlük, kişinin bir durumun sonucunu kesin olarak bilememeye ve olayların nasıl gelişeceğinden emin olamamaya karşı aşırı düzeyde olumsuz tepki verme eğilimi olarak tanımlanabilir. Başka bir ifadeyle kişi, sonucu henüz belli olmayan durumları yalnızca bilinmez olarak değerlendirmekle kalmaz bu bilinmezliği başlı başına tehdit edici, dayanılması güç ya da mutlaka ortadan kaldırılması gereken bir durum olarak algılayabilir.
Örneğin bir iş görüşmesinden sonra haber bekleyen iki kişiyi düşünelim. Her ikisi de sonucu merak edebilir ve bir miktar kaygı yaşayabilir. Ancak kişilerden biri günlük yaşamına devam edebilirken diğeri sürekli telefonunu kontrol edebilir, görüşmede söylediği cümleleri tekrar tekrar zihninde canlandırabilir ve olumsuz bir sonuçla karşılaşacağına ilişkin ihtimalleri düşünmekten kendini alamayabilir. Aralarındaki fark, yalnızca belirsizliğin varlığı değildir. Fark belirsizlikle baş etme biçimleridir.
Elbette belirsizliğe tahammülsüzlük yaşayan herkes aynı şekilde davranmaz. Bazı insanlar sürekli güvence ararken bazıları karar vermeyi erteler. Bazıları ise her ihtimali kontrol etmeye çalışır. Bu davranışların ortak noktasında, kesinliğe ulaşarak kaygıyı azaltma çabası bulunabilir.
Peki, kesinlik arayışı her zaman bizi rahatlatır mı? İlk bakışta öyle görünebilir. Birinden tekrar tekrar aynı konuda güvence almak, olası bütün senaryoları düşünmek ya da geleceğe ilişkin ayrıntılı planlar yapmak kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir. Ancak her belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışmak, zamanla kişinin belirsizlik karşısındaki hassasiyetini artırabilir. Çünkü zihnimiz, ancak bütün sorular yanıtlandığında rahatlayabileceğini öğrenmeye başlayabilir. Oysa hayat, bütün sorularımıza yanıt vereceğimiz bir düzen içinde ilerlemez.
Bazen ne kadar düşünürsek düşünelim bir başkasının ne hissedeceğini bilemeyiz. Ne kadar plan yaparsak yapalım bütün olasılıkları kontrol edemeyiz. Bir kararın bizi nereye götüreceğini, verdiğimiz emeğin nasıl sonuçlanacağını ya da önümüzdeki aylarda hayatımızda nelerin değişeceğini her zaman öngöremeyiz. Kontrolümüz dışında kalan bu alanları bütünüyle yönetmeye çalışmak, enerjimizi gerçekten değiştirebileceğimiz şeylerden uzaklaştırabilir.
Üstelik belirsizlik karşısında yaşadığımız her kaygı, yanlış bir şey yaptığımızın göstergesi değildir. Kaygı, kimi zaman bizim için önemli olan bir durumla karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Bir sonucu önemsemek, geleceğimizi düşünmek ve hazırlıklı olmak son derece insani tepkilerdir. Sorun, kaygının ortaya çıkması değil; kaygıyı ortadan kaldırmak uğruna hayatımızı daraltmaya başlamamızdır.
Tam da bu noktada belirsizlikle yaşamak, umursamaz olmak ya da geleceği hiç düşünmemek anlamına gelmez. Aksine, yapabileceklerimizle kontrolümüz dışında kalanları birbirinden ayırabilmeyi gerektirir. Hazırlanabileceğimiz bir sınav için çalışabilir, sağlıklı bir iletişim kurmak için çaba gösterebilir, geleceğimiz adına kararlar alabiliriz. Ancak bütün bunları yaptıktan sonra sonucun kesinliğini garanti edemeyeceğimizi de kabul etmemiz gerekir.
Psikolojik açıdan daha esnek bir yaklaşım geliştirmek, kendimize her şeyin mutlaka yoluna gireceğini söylemekten farklıdır. Çünkü bazen işler istediğimiz gibi gitmeyebilir. Beklediğimiz haber gelmeyebilir, verdiğimiz karar bizi zorlayabilir ya da hayat hiç hesaplamadığımız bir yöne ilerleyebilir. Belirsizlikle baş edebilmek, yalnızca olumlu sonuçlara güvenmek değildir. Aynı zamanda sonuç ne olursa olsun onunla başa çıkabilme kapasitemize de güvenebilmektir.
Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur. Geleceğin nasıl olacağını bilmediğim için mi bugünümü yaşayamıyorum, yoksa geleceği bilmeden de yaşayabileceğimi henüz kendime gösteremedim mi? Bu sorunun yanıtı, belirsizliği bir anda ortadan kaldırmayacaktır. Fakat dikkatimizi sürekli yanıt aramaktan, içinde bulunduğumuz ana ve yapabileceğimiz şeylere yönlendirebilir. Bazen bütün ihtimalleri düşünmek yerine önümüzdeki tek adıma odaklanmak, bazen bir sorunun yanıtını hemen bulmaya çalışmamak, bazen de kendimize “Şu anda bilmiyor olabilirim ve bu, şu an için yeterince güvenli bir yerde olmadığım anlamına gelmez” diyebilmek önemlidir.
Çünkü hayat, bütün taşlar yerine oturduğunda başlayacak bir yolculuk değildir. Bazı sorular yanıtlanırken yenileri ortaya çıkar; bazı yollar yürüdükçe anlam kazanır. İnsan, geleceğin bütün ayrıntılarını öğrendikten sonra değil, her şeyi bilemediği hâlde yaşamaya devam edebildiğinde de güçlenir. Belki de huzur, gelecekte ne olacağını kesin olarak bilmekte değil; henüz bilmediğimiz şeylerle karşılaştığımızda kendimize eşlik edebilmeyi öğrenmektedir.
Belirsizlik her zaman ortadan kaldıramayacağımız bir gerçek olabilir. Ancak onun hayatımızın ne kadarını kaplayacağı konusunda zamanla daha farklı seçimler yapabiliriz. Her sorunun yanıtını bugün bulmak, her ihtimale karşı hazırlıklı olmak ya da her sonucun garantisini almak zorunda değiliz. Bazen hayatın bizden istediği şey bütün cevapları bulmamızdan çok cevabını henüz bilmediğimiz sorularla birlikte yürümeye devam etmemizdir.