Filistin Atölyesi ve Hitit Üniversitesi Bilinçli Gençlik Topluluğu tarafından organize edilen “İdeolojiler ve Filistin” etkinlikler serisinin sonuncusu olan “Çevrecilik ve Filistin” söyleşisi Çorum Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Söyleşiye konuşmacı olarak Hitit Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Reyhan katıldı.

Filistin’deki Siyonist saldırıların basit bir işgal veya klasik bir emperyalist saldırı olmadığını belirterek sözlerine başlayan Prof. Dr. Hakan Reyhan, “Filistin’deki durumu ekokırım ve ekolojik emperyalizm kavramlarıyla tam olarak açıklayabiliriz. Ekokırım, ayrım yapılmaksızın bütün ekosistemlerin ve yaşam alanlarının içinde yaşayanlarla birlikte kasıtlı olarak yok edilmesi sürecini ifade eder. Hedef bütün ontolojik unsurlarıyla birlikte Filistinlidir. Ancak, Filistinli ekosistemle bütünleşmiş olduğundan işgal ekosistemleri de imha eder. Ekolojik emperyalizmde ise hedef doğrudan ekosistemdir. Ekosistem, bir daha geri dönüşü olamayacak şekilde dönüştürülür, tahrip edilir. Sonuçta yine Filistinlinin varlığı tehdit altındadır. Filistin’de hem ekokırım hem de ekolojik emperyalizm vardır. Bu durum, Gazze ve Batı Şeria’da 2023 yılından bu yana iyice yoğunlaşan işgal sürecinde; su hakkı ihlallerinde; toprağa ve gıdaya yönelik imha saldırılarında, yok edilen biyoçeşitlilikte; tohuma yönelik biyokorsanlıkta; biyokültürel tahribatlarda; kentkırım projelerinde; yerleşim sömürgeciliğinde açık bir şekilde kendisini göstermektedir” dedi.
Gazze’de su ve arıtma tesislerinin %87’sinin imha edildiğini ve kişi başına düşen su miktarının 15 litrelik acil durum sınırının da çok altına indiğini dile getiren Prof. Dr. Hakan Reyhan, “Mevcut su rezervlerinin %97’si güvensizdir. Bu yüzden bebeklerde ve çocuklarda ishal vakıaları artmış, hepatit salgınları giderek artmaya başlamıştır. Filistin’deki ekokırım ve ekolojik emperyalizm durumunu en net şekilde anlatan zeytin ağaçlarının sökülmesidir. Batı Şeria’da sadece 2025 yılında 18.000 zeytin ağacı yok edilmiştir. Zeytin ağacı, Filistin direnişinin sembolü olmuştur. Yine Gazze’de 600 hektar meyve bahçesi yok edilmiş; küçükbaş hayvanlarının %70’i, kümes hayvanlarının %95’i itlaf edilmiştir. Endemik bitki türlerinin %40’ mühimmat kalıntıları gibi nedenlerle yok olma tehdidi altındadır. Kıyı sulak alanlarının tahribatı nedeniyle kuş türü çeşitliliğinde %60 azalma olmuştur” ifadelerini kullandı.
Filistin’de biyokültürel birikimin adım adım yok edildiğini ifade eden Prof. Dr. Hakan Reyhan, şunları dile getirdi:
“Özellikle Filistinlinin ekolojik ve kültürel benliğinde önemli yer tutan, aynı zamanda temel geçim kaynağı olan zeytin ağaçlarına yönelik saldırılar adeta bir biyokültürel kriz ve travma yaratmıştır. Hemen her yerde konuşlandırılan fiziksel bariyerler ve güvenlik yolları soncunda 150’den fazla noktada yaban hayatı parçalanmış ve yaban hayat içerisinde konumlandırılmış Filistin ceylanı gibi endemik hayvan türlerinin tür geleceği tehdit altına girmiştir. Yerel (baladi) tohumlar endüstriyel sisteme entegre edilerek Filistin’in yüzlerce yıllık yerli tohumları endüstriyel dönüşüme uğratılmışlardır. Filistin coğrafyasının bitki türlerinin materyalleri patentlenerek, yerli biçimden uzaklaştırılarak biyokorsanlık yapılmıştır. İşgal sürecinde bombalamalar soncunda kentlerde 42 milyon ton enkaz yığılması oluşmuştur. En büyük biyokültürel miras olan Romi cinsi zeytin ağaçları birer birer sökülerek Filistinli’nin bu ağaçlarla kurduğu ekolojik bağ ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Her sökülen zeytin ağacının yerine iki zeytin ağacı dikme bu emperyalist sürece verilen bir yerli eylem olarak dikkat çekmektedir. Bugün Filistin’de yaşanan ekokırım ve Filistin’in maruz kaldığı emperyalist saldırılarla yürüyen haksız savaş hem çevre hakkının da hem de barış hakkının ihlali olarak da görülmelidir. Bu sürece karşı Filisitin’den doğan bilinç Sumud bilincidir. Sumud, direnmeyi, kök salmayı, köklerine tutunup direnmeyi anlatır. Ekoloji kelimesi de etimolojik olarak oikos kelimesinden türemiştir. Oikos ev, yuva, memleket, vatan demektir. Filistinlinin Sumud’u bir oikos direncidir, oikosu sömürgeci gaspçılara terk etmemektir. Kendi oikoslarında yani yuvalarında, yani vatanlarında kök salmaktadır. Çevrecilik de esas itibariyle bütün canlı yaşamlarıyla birlikte ekosistemlerin, oikosların kararlı, dirençli bir şekilde savunulmasıdır. Bu yüzden çok yönlü ekokırım ve ekolojik emperyalizm saldırılarına maruz kalan, oikosları planlı-kasti bir şekilde yok edilen Filistin halkıyla en uyumlu mücadele birliği içerisinde olacak olanlar çevreciler olacaktır. Nitekim de bugün dünyadaki çevre hareketlerinin temel gündemini Filistin meselesi oluşturmaktadır. Çünkü Filistin, Filistinlileri aşan bir evrensel mücadele dinamiğini bünyesinde taşımaktadır. Çünkü bugün Filistinliyi kendi öz yurdunda, kendi oikosonda yabancılaştırmaya çalışanlar gezegeni de perişan eden emperyalist-kapitalist tahakküm merkezleridir. Ulusların ve vatanların, oikosların ve ekosistemlerin sömürüsüyle beslenen; özgürlük ve bağımsızlık düşmanı bu emperyalistlerin Filistin’de geriletilmesi, bütün insanların, doğanın, mazlumların bir soluk nefes almasını sağlayacaktır.”
Söyleşi sonrasında Filistin Atölyesi üyelerinden Pınar Ayşe Gidiş tarafından Prof. Dr. Hakan Reyhan’a dayanıklılık ve direnç özelliklerinden dolayı Filistin’in sembollerinden biri olarak kabul edilen Kaktüs hediye edildi.





