Kur'an-ı Kerim de insanın, irade gücünü iman ve itaat yahut ta inkâr ve isyan doğrultusunda kullanmasına bağlı olarak müminlerle, inkârcılar hakkında farklı ilâhî fiillerin gerçekleşeceğine işaret edilmiştir.

Allah (cc) özetle ayetlerde iman ettikten sonra salih ameller işleyerek, gereklerini de yerine getirenlerin imanlarını ve hidayetlerini arttıracağını, imanı sevdirerek kalplerini huzura kavuşturacağını, takva mertebesine çıkaracağını, inkâr ve günahı çirkin göstereceğini bildirmiştir. "Allah sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. (sapkınlık yolunu seçtiklerinden dolayı) Allah dilediğini yapar. (İbrahim 27) Allah (cc) yine Kur'an-ı Kerim de İnkâr ederek emirlerine karşı çıkanların ise yüreklerini daraltacağını, bu tavırlarından dolayı kalplerini saptıracağını, mühürleyerek perde çekeceğini, hakkı duymalarına engel olmak için kulaklarına ağırlık vereceğini bildirir. Yine onlara şeytanları dost yapacağını, günahlarının artması için mühlet vereceğini, isyanlarından ötürü inkârı güzel göstereceğini, cehennemin yolunu kolaylaştıracağını bununla birlikte onlara zulmetmiş olmayacağını, aksine bu durumun kendi karar ve eylemlerinin sonucu olduğundan kendi kendilerine zulmetmiş olacaklarını haber vermektedir. Merhum Necip Fazıl'ın da dediği gibi;

"Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;

"Ey Âdemoğulları! Şeytan nasıl anne-babanızı (Âdem ve Havva'yı kandırarak) cennetten çıkarmışsa, sakın aynı şekilde sizi de dünyada tâbi tutulduğunuz imtihanlarda kaybetmenize sebep olarak benzer bir durumun içine atmasın! Çünkü şeytan ve soyu, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları iman etmeyenlere dost ve onların işbirlikçileri yaptık" (Araf 27) Yine Bakara7,8,14,Nisa 168,169, Enam 25,110, İsra 45,46, saf 5 vb. Ayetlerde de benzer uyarılarda bulunulmuştur.

Kur'an-ı Kerim de, Allah-kâinat ve Allah-insan ilişkilerine dikkatlerimiz çekilerek kader konusu doğrudan doğruya iman edilmesi emredilen esaslar arasında sayılmıştır. "İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. Kulluklarında samimi ve dürüst olanlar işte bunlardır; gerçek takva sahipleri de yine bunlardır" (Bakara 177) "Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur. (Nisâ 136) Peygamberimiz (as) de (Buhârî, "Îmân", 37; Tirmizî, "Fiten", 63; Müslim, "Îmân", 1; Tirmizî, "Îmân", 4). Vb. hadislerde bu konuya açıklık getirmiştir. Cenabı Hak bizleri insan olarak akıllı ve her yaptıklarından da sorumlu varlıklar olarak yarattığını, cüzi irade verdiğini, aklımızı ve irademizi iyi yönde kullanmamızı istemiştir. Dileyenin dilediğini yapmakta serbest olduğunu ama sonunda ceza veya mükâfatın söz konusu olduğunu bildirilmiştir. "Hanginizin daha iyi amel işleyip işlemediğiniz konusunda sizi imtihan etmek için hayatı ve ölümü yarattık." (Mülk 2) "Siz başıboş ve sorumsuz olarak yaratıldığınızı ve yeniden diriltilerek hesaba çekilmeyeceğinizi mi zannettiniz." (Müminun 115) "İman ettik demekle imanın gereklerini yerine getirmeden ve imtihana tabi tutulmadan cennete girebileceğinizi mi zannediyorsunuz" (Ankebut 2) Vb. Çok sayıda uyarıcı mahiyette ayeti kerimeler vardır. Mümin olan kimse mümin olmanın gereklerini yerine getirirken inkârcı olanlar da küfrünün gereklerini işlerler. Peygamberimiz (as) herkese yapacağı amellerin kolaylaştırılacağını bildirmiştir. (Müslim, "Kader", 6). Bazı kimseler ilâhî planda cehennem ehlinden olduğu halde cennet ehli gibi davranabilir, fakat sonuç planlandığı şekilde gerçekleşir (Buhârî, "Kader", 5; Müslim, "Kader", 12). İslam hukukunda yapılan güzel davranışların Alla (cc) indin de bir anlam kazanabilmesi için imanın olmazsa olmazlardan olduğu bildirilmiştir. "Ey Muhammed de ki; Eğer dua ve ibadetleriniz olmazsa idi Rabbin sizlere ne diye değer versin" (Furkan 77) "(Peygamberimize hitaben) Eğer kullarım beni sana sorarlarsa bilmiş olsunlar ki ben onlara çok yakınım. Onlarda bunu bilsinler, tevbe etsinler, dua ve ibadet etsinler ki doğru yolda yürüyenler olsunlar" (Bakara 186) Peygamberimiz 'in (as) dualarında kaderin kötüsünden Allah'a sığındığını ve aynı şeyi ashabına da tavsiye ettiği ifade edilir (Buhârî, "?ader", 13; İbn Ebû Âsım, I, 163-169). Yine Peygamberimiz (as) ayrıca hastalananların tedavi görmesinin, gerekli tedbirleri almasının da bir kader olduğunu açıklamıştır (Tirmizî, "?ıb", 21).

Hz Ömer yanın da bir kısım sahabe ile Şama giderken orada Veba hastalığının olduğunu duyunca "geri dönüyoruz" der. Sahabeden birisinin, "Ey Ömer Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun" deyince de, "Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine sığınıyoruz. Siz Peygamberimizin "Bir yerde veba hastalığı varsa oraya gitmeyiniz. Şayet bulunduğunuz yerde var ise oradan da çıkmayınız" (Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm 98) diyerek bu hadisi hatırlatır.