Allah (cc) insanı, değişik alternatifleri bulunan fiillerden dilediğini seçip yapabilecek bir özellikte var kılmıştır. Yüce Mevla’mız kulların istek ve iradeleri doğrultusunda bu beşerî fiillerin yönetimini kullara verdiği irade ve kudret vasıtasıyla, insanların istekleri doğrultusunda yaratır/yaratmıştır.
Allah (cc) kâinatın yaratılışı ve işleyişiyle ilgili olarak kurallar koyduğu gibi insanların tutum ve davranışlarına dair de sebep-sonuç ilişkisine dayanan düzenlemeler yapmıştır. İnsan için dilediği fiili yapmasını sağlayan irade ve kudreti yaratarak onu sorumlu kılmıştır. Önemle üzerinde durulan konulardan biriside kader ve kazanın değişip değişmeyeceği hususudur. Bu konuda farklı görüşler dillendirilmiştir. Kimileri Allah’ın (cc) zâtî ilminden ibaret olan kader değişmez derken kimileri de Allah’ın (cc) fiilî ilminden ibaret olan kader değişebilir demişlerdir. Zira Allah (cc) Bakara 186 da “(Peygamberimize hitaben) Eğer kullarım beni sana soracak olurlarsa bilmiş olsunlar ki ben onlara çok yakınım. Onlarda bunu bilsinler tevbe etsinler, ibadet etsinler, dua etsinler ki rahmetime kavuşan kullardan olsunlar” buyurmuştur. Yine Kur’an’ı Kerim de belirttiğine göre Yunus peygamberin kavminin iman edince dünyada zillet azabından kurtulmaları, akrabalarına iyilik edenlere uzun ömür vaat edilmiş olması gibi örnekler vardır. Anlaşılan o ki varlık alanına çıkma imkânından ibaret olan kader kazaya dönüşmedikçe değişebilir.
İnsanın mümin veya inkârcı olması mümkündür ve kendi iradesi dâhilindedir. Kişi iman ederse mümin olur ve kaderi kazaya dönüşmek suretiyle kesinleşir. Tersi de bunun gibidir. Bu süreç insanlar için böyle devam eder. Kaderin vuku bulma durumu kazadır. Ekser âlimlerimize göre kaza ve kaderin her türlüsüne rıza gösterip Allah’ın (cc) iradesine tam teslim olmak gerekir. Bazen insanlarımız sözün hangi anlamlara geldiğini bile düşünmeden isyan veya inkâra giden ifadeler kullanabilmektedirler. Onun için kullandığımız sözlerin hangi anlamlara geldiğini ve nerelere gittiğini düşünmesi gerekir. İsyan insanlara bir şey kazandırmadığı gibi sahibini bataklığa sürükler. Kutsî hadiste kazaya rızâ göstermeyen ve uğradığı belâlara sabretmeyen kişinin Allah’tan başka Rab edinmesi gerektiği bildirilmiştir (Süyûtî, II, 443).
Kader konusunu anlayabilmek için meselenin gaybî tarafını oluşturan ve ilâhî sıfatları ilgilendiren müteşâbih ayetlerin, insanın iradesine dayalı gerçek bir fâil olduğuna ilişkin muhkem âyetlerin ışığında anlamak gerekir. “Sana kitabı indiren o’dur. O kitabın bir kısmı muhkem ayetlerden meydana gelir ki bunlar, kitabın esası ve özüdür. Bir kısmı da müteşâbih ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, sırf fitne çıkarmak ve kendi arzularına göre onun yorumunu yapmak düşüncesiyle müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Hâlbuki bunların kesin anlamlarını Allah’tan başka kimse bilemez. İlimde derinleşmiş olanlar ise: “Biz bunlara inandık, hepsi de Rabbimizin katındandır derler. Ancak gerçek akıl ve idrak sahipleri hakkıyla düşünüp öğüt alırlar” (Âl-i İmran 7))
Kulların iradelerini kullanmaları sünnetullah çerçevesindedir. Fiillerin kazaya dönüşmesini, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde gerçekleşebileceğini düşünmek gerekir. Bu aynı zamanda aklın ve bilimin temelini de teşkil eder. İnsan, irade gücünü önemli ölçüde bulunduğu çevrenin şartlarına bağlı olarak gerçekleştirir. İnsan bu arada bazen irade ve gücünü aşan bazı durumlarla da karşılaşabilir. Mesela insanın dünyaya ne zaman, nerede, hangi ortamda gelişi, sahip olduğu imkânlar insanların iradeleri dışında gerçekleşir. Bunlar da kader ’in, ilahi takdirin bir gereği olarak insanı bazı yönlerden kesin olarak kuşattığını gösterir.
Kader, Yüce Allah’ın ilim, irade, kudret ve tekvin sıfatlarına inanmak demektir. Kader kelimesi Kur’an da birçok yerde geçer. Kader, Yüce Allah’ın evreni ve evrendekileri yaratması ile ilgili olarak kullanılan bir kavramdır. “Biz her şeyi bir hesaba göre yarattık” (Kamer 49) Ölçü, düzen ve uyum anlamlarına gelen kader, tüm varlıkları, gezegenleri, güneş sistemini, dünyadaki doğal hayatı, hayvanları, insanları vb. her şeyi kapsamı içine alır. Zira bu varlıkların tamamı Allah’ın (cc) yattığı ve biçim verdiği şekilde varlıklarını sürdürmektedirler. Cenâb-ı Hak dünyanın sonuna kadar meydana gelecek büyük küçük her şeyi, bütün hâdiseleri ezelde takdir etmiştir. Neyin, nerede, nasıl meydana geleceğini bir ölçü ve esasa göre takdir buyurarak programlamıştır. “Yeryüzünde vuku bulan ve başınıza gelen bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitaba (levh-i mahfuza) yazmış olmayalım…” (Hadîd 22) “De ki: “Hiçbir zaman bize Allah’ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim Mevla’mızdır. Müminler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.” (Tevbe: 51) “…Ömrü uzayanın ömrünün uzaması da, ömrü kısalanın ömrünün kısalması da kitapta yazılmıştır...” (Fâtır:11) “Allah’ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.” (Teğabun:11) “Yeryüzünde rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de, emaneten durdukları yerleri de bilir. Onların hepsi apaçık bir kitaptadır. (amel defterinde)” (Hûd 6) “Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Enam 59) Allah (cc) hem varlıkların mutlak yaratıcısıdır hem de yarattığı varlıkları en ince ayrıntılarına kadar bilendir. “Yaratan hiç bilmez mi? Şüphesiz o, en gizli şeyleri bilir. Her şeyden haberdardır.(Mülk 14)