Kader, imanın şartlarından birisi olup, Hayır ve Şerrin Allah (cc) ın bilgisi dâhilinde gerçekleştiğine inanmaktır.
Her şey Yüce Rabbimizin bilgisi dâhilin de gerçekleşmektedir. "Gaybın anahtarları yalnızca O'nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah'ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz'da) olmasın" (Enam 59) Kur'an-ı Kerim müslümanlar için her konuda bir hayat kılavuzudur. Onun hayata uygulamasını ise bizzat Peygamberimiz yaşayarak bizlere örnek teşkil etmiştir. Yüce Rabbimiz "Biz kitapta (Kur'an da) hiçbir şeyi eksik bırakmadık." (Enam 38) buyurmaktadır.
Gerek insanın yapısına ve yaradılışına, gerekse evrendeki ölçü ve ahenge baktığımız zaman, her şeyin Allah'ın varlığına ve birliğine işaret ettiğini, tesadüflere ise asla yerin olmadığını görürüz. Galileo, bu kâinatın insanların ve canlıların yaşayabilecekleri en güzel bir şekilde matematiksel bir dilde yaratıldığını söylemiştir. Güneşe, aya, dünyamıza ve diğer gezegenlere, yörüngelerindeki hareketlerine, dünya üzerindeki yaşayan kadın-erkek dengesine vb. konulara baktığımız zaman, aklıselim olan insanların bu ahengi ve düzenli bir şekilde sürekliliği görmemesi mümkün müdür? Gerek insanın mükemmel yaradılışı, gerekse evrendeki sürecin çok ince hesaplarla insanların ve canlıların yaşayabilecekleri en ince teferruatları ile tasarımlandığını ifade ettiğimiz zaman genelde hep şu soru sıkça soruluyordu. Dikkatlice düşündüğümüz, araştırıp incelediğimiz zaman, Allah'ın varlığını ve birliğini anlıyoruz, fakat Allah'ı göremiyoruz, Allah'ı görmemiz mümkün müdür? (Ruyetullah)
Allah (cc) insanları merak duygusu içerisinde yaratmıştır. İnsanların bu tür soruları sormaları gayet normaldir. Kur'an-ı Kerim'e baktığımız zaman bu merakın peygamberlerde bile olduğunu görürüz "İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Ona: yoksa inanmadın mı? Dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, Fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim) bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al sonra (kesip parçala) değişik dağların başlarına her birinden birer parça koy, sonra da onları kendine çağır: Koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azizdir, hakîmdir, buyurdu" (Bakara 260) Bu ayette geçen olayda Hz. İbrahim, Rabbinin birliğini, kudretini ve eşsizliğini ispat için O'nun, yegâne dirilten ve öldüren olduğunu Nemrut'a açıklamış ve bunu da delil olarak kullanmıştır. Enam 83de ise Allah (cc) bu konuya açıklık getirilmiştir. "İşte bunlar, kavmine karşı kullanması için İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. Biz, dilediğimiz kimselerin derecesini kat kat yükseltiriz. Şüphesiz Rabbin, her işi ve hükmü hikmetli ve sağlam olan, her şeyi hakkıyla bilendir." Cenabı Mevla Hz İbrahim'in dilinden bizlere şu mesajı da vermiştir; "Allah yolunda gerektiği şekilde cihat edin. O sizi bunun için seçti ve dîni yaşama konusunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi. Haydin, atanız İbrahim'in dinine uyun. Allah, önceki kitaplarda da, Kur'an'da da sizi "müslümanlar" olarak isimlendirdi. Tâ ki, İslâm'a bağlılığınız hususunda Peygamber size şâhit olsun, siz de diğer insanlara şâhit olasınız. Öyleyse namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah'ın dinine sarılın. O sizin Mevla'nızdır. O ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır!" Hac 78)
Hz. Musa ile ilgilide; "Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr'a) gelip de Rabbi onunla konuşunca Rabbim! Bana (kendini) göster; Seni göreyim! Dedi. (Rabbi): Sen beni göremezsin (görmeye tahammül edemezsin), fakat şu dağa bak, (nurumu aksettireceğim), eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin! Buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu param parça etti, Musa da bayılıp düştü. Ayılınca dedi ki: seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim." (A'raf 143) Güneş dünyamızdan 109 kat daha büyük olmasına rağmen o kadar uzakta ki (149. 6 milyon km./sn) onu ancak bir top veya karpuz büyüklüğünde görebiliyoruz, fakat bakamıyoruz, hemen gözümüzü alıyor. Bizim gözlerimiz Allah'ın nurundan bir parça olan güneşe bakmaya tahammül edemiyor, bizzat Allah'ın nurunu ve cemalini görmeye hiç tahammül edemez ama bu hiç göremeyeceğiz anlamına gelmez. Hadislere baktığımız zaman peygamberimiz kıyametin kopmasından sonra yeniden dirilişte gözlerimizin Allah'ın nuruna ve cemaline bakmaya tahammüllü olarak yaratılacağı ve cennetlik olan müminlerin orada Allah'ın nurunu ve cemalini göreceğini bildirmektedir. Süheyb'den rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz "Cennet ehli cennete girdiği zaman âli ve münezzeh olan Allah, size daha da vermemi istediğiniz bir şey var mı?" buyurur. Onlar "sen yüzümüzü ağartmadın, bizi cennete koyup ateşten kurtarmadın mı? Daha ne isteyelim" derler. Peygamberimiz devamla "Cenabı Hak perdeyi kaldırır; cennetliklere Aziz ve Celil olan Rablerine bakmaktan daha hoş gelecek hiçbir şey verilmiş olamaz" diyerek şu ayeti okumuştur. " Güzel davranışlarda bulunanlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır ne de bir horluk. İşte onlar cennet ehlidirler ve onlar orada ebedi kalacaklardır." (Yunus 26) Bu konuda detaylı bilgiler içeren hadisler de vardır.
Bizim göremediğimiz ama inkârda etmemiz mümkün olmayan sayısız şeylerin varlığı bir gerçektir. Var olan bir şeye yok demekle o şey yok olmaz. Bir sonraki yazımızda kader bağlamında bunu örneklerle açıklamaya devam ederiz inşeAllah.