Hayatımız boyunca karşılaştığımız pek çok durumda bir şeyleri değiştirmeye, düzeltmeye, çözmeye çalışıyoruz. Bir sorunla karşılaştığımızda hemen bir çıkış yolu arıyor, canımızı acıtan bir duyguyla karşılaştığımızda ondan kurtulmaya çalışıyor, belirsizlik yaşadığımızda kontrol edebileceğimiz bir alan yaratmaya uğraşıyoruz. Bazen de geçmişte yaşadığımız bir olayı tekrar tekrar zihnimizde düşünüyor “Başka türlü davransaydım ne olurdu?” sorusunun içinde kayboluyoruz. Oysa hayatımızdaki her şeyi çözmek mümkün değildir. Bazı durumlarda ihtiyacımız olan şey yeni bir çözüm bulmak yerine olanı olduğu haliyle kabul edebilmeyi öğrenmek olabilir.
Psikolojide kabul etmek; zorlayıcı, kaygı verici ya da hoşumuza gitmeyen düşünce ve duyguları bastırmak, onlarla savaşmak veya yok etmeye çalışmak yerine onları fark etmek ve oldukları haliyle deneyimleyebilmektir. Bu; yaşadığımız durumu sevdiğimiz, onayladığımız ya da değiştirmekten vazgeçtiğimiz anlamına gelmez. Kabul, çoğu zaman gerçeği değiştiremeyeceğimizi fark ettiğimiz noktada kendimizle ve yaşadığımız durumla kurduğumuz ilişkinin değişmesidir. Çünkü bazen asıl yorucu olan yaşadığımız şeyde ziyade onunla verdiğimiz mücadeledir.
Bir duyguyu “hissetmemeliyim” diyerek bastırmaya çalıştığımızda, zihnimiz o duygunun varlığını daha fazla kontrol etmeye başlar. “Kaygılanmamalıyım”, “Üzülmemeliyim”, “Bunu çoktan atlatmış olmalıydım.” ya da “Artık düşünmemeliyim” dediğimizde aslında zihnimizi sürekli olarak tam da kaçmaya çalıştığımız şeye yöneltiriz.
Kabul ise başka bir kapı açar: Şu anda üzgünüm. Bunu değiştiremiyorum ve bu benim için zorlayıcı olacak. Belirsizlik hissediyorum ama yine de hayatıma devam edebilirim. Bu cümleler yaşadığımız güçlüğü ortadan kaldırmaz. Fakat onunla kurduğumuz mücadeleyi azaltabilir.
Kabul etmek pes etmek değildir. Bu ayrımı yapmak oldukça önemlidir. Bir durumu kabul etmek, “Artık hiçbir şey yapamam.” demek değildir. Aksine kabul, neyi değiştirebileceğimizi ve neyi değiştiremeyeceğimizi daha net görebilmemizi sağlayabilir. Örneğin geçmişte yaşadığımız bir olayı değiştiremeyiz. Bir başkasının bizim hakkımızdaki düşüncelerini kontrol edemeyiz. Bazı kayıpları geri getiremeyiz. Her belirsizliği ortadan kaldıramayız. Bazen çok istediğimiz bir şeyin gerçekleşmeyeceği gerçeğiyle de karşılaşabiliriz. Bunları değiştirmek için harcadığımız enerji, çoğu zaman bugün elimizde olan şeylere ayırabileceğimiz enerjiyi azaltır. Kabul burada devreye girmektedir. “Bu böyle olmamalıydı” demek yerine “Şu anda durum böyle ve ben bununla ne yapabilirim?” diyebilmektir.
Belki de psikolojik esnekliğin önemli parçalarından biri tam olarak budur. Kabul ve Kararlılık Terapisi’nde kabul, psikolojik esnekliğin temel süreçlerinden biri olarak ele alınır. Amaç kişinin hiç zorlanmaması ya da olumsuz duygular yaşamaması değildir. Asıl amaç, zorlayıcı içsel yaşantılar varlığını sürdürürken kişinin kendi değerleri doğrultusunda yaşamaya devam edebilmesidir. Çünkü hayatımızda bazen kaygı varken de ilerlememiz gerekir. Bazen korkarken de bir adım atmamız gerekir. Bazen üzgünken de sevdiğimiz insanlarla vakit geçirebiliriz. Bazen belirsizlik ortadan kalkmadan da hayatımıza devam edebiliriz. Kabul, bütün bunlara alan açabilmektir. Bu nedenle kabul etmek, “Artık hiçbir şey hissetmiyorum.” noktası değildir. Tam tersine, “Bunu hissediyorum ve bu duygunun varlığına rağmen hayatımda benim için önemli olan şeylere yönelmeye devam edebilirim.” diyebilmektir.
Özellikle kayıp ve değişim süreçlerinde kabul kavramı daha da anlamlı hale gelir. İnsan bazen yaşananı hemen kabullenemez. Önce inkâr edebilir, öfkelenebilir, pazarlık edebilir, yoğun bir üzüntü yaşayabilir. Ancak zaman içerisinde gerçeklikle temas kurmak ve hayatı yeni koşullar içerisinde yeniden anlamlandırmak mümkün hale gelebilir. Burada önemli olan, kabulün bir “zorunluluk” haline getirilmemesidir.
Kendimize “Bunu artık kabul etmiş olmam gerekiyor.” diyerek yeni bir baskı yaratmak da kabulün ruhuna aykırıdır. Her insanın yaşadığı olayla, kayıpla veya duyguyla baş etme biçimi ve zamanı farklıdır. Bazen kabul etmek, bir anda gerçekleşen büyük bir fark ediş değildir. Her gün küçük küçük verilen bir mücadeleyi bırakma sürecidir.
Belki bugün değiştiremeyeceğimiz bir şeyi değiştirmeye çalışmak yerine, ona ayırdığımız enerjinin bir kısmını kendimize ayırabiliriz. Geçmişi değiştiremeyiz ama bugün nasıl davranacağımızı seçebiliriz. Başkalarının ne düşündüğünü kontrol edemeyiz ama kendi sınırlarımızı belirleyebiliriz. Belirsizliği tamamen ortadan kaldıramayız ama belirsizliğin içinde yaşamayı öğrenebiliriz. Ve bazı duyguları hemen ortadan kaldıramayız ama onlarla birlikte yürümeyi öğrenebiliriz. İhtiyacımız olan şey, hayatımızdaki her şeyi çözmek değildir. İhtiyacımız olan, çözmeye çalışmaktan yorulduğumuz şeyi olduğu haliyle görebilmek ve kendimize şu soruyu sorabilmektir: “Bunu değiştiremiyorsam, bununla nasıl yaşayabilirim?” Çünkü kabul, hayatın istediğimiz gibi olmasını sağlamak değildir. Hayatın olduğu haliyle karşımızda durmasına izin verirken, kendi yolumuzu seçmeye devam edebilmektir.